Archive for May, 2011

May 20, 2011

Arat Dink: Tarih hesabını tutuyor

by Azad Alik

ARAT DİNK

Aret Gıcır'ın bu karikatürü 14.01.2011 tarihli AGOS Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

TARAF – Yaşanan her acı hatıranın sebepleri üzerine elbette naif açıklamalar üretilebilir. Bu naif açıklamalara öncelikli olarak gönül indirilmesi üzerine de söylenecek söz vardır kuşkusuz; ancak bu yazının konusu değil. Konumuz babamın valilikte tehdit edildiği görüşme. Bu görüşmenin tehdit içermediği gibi naif bir ihtimalden söz edilebildiğine göre bu ihtimali irdelemek de bize düşsün.

Bu ihtimale göre; bir gün bir Ermeni gazeteci, yazdığı bir haberle ilgili vali yardımcısı tarafından valiliğe görüşmeye çağırılabilir. Gelirken haberle ilgili elindeki bilgi ve belgeleri getirmesi de istenebilir. Bu durum pekâlâ vali yardımcısının entelektüel ilgisinden kaynaklanıyor da olabilir. Gittiğinde vali yardımcısının odasında, iki kişiyle birlikte oturuyor olduğunu görebilir. Vali yardımcısı bu iki kişinin yakınları olduğunu, görüşmede bulunmalarında bir engel olup olmadığını sorabilir. Gazeteci elbette bir mahsuru olmadığını söyler. Bir vali yardımcısının yakınlarının ne mahsuru olabilir?

Bu görüşmede yazdığı yazıların kendisi ve tüm Ermeniler için bir takım olumsuzluklara sebep olabileceği ihtimalinden söz edilebilir. “Aman yanlış anlamayınız, hani biz sizi biliyoruz, Ermenileri de severiz, hatta bizim bir Ermeni komşumuz vardı…” falanla da bu kaka düşüncelere kesinlikle kendileri tarafından sahip olunmadığı, ama TOPLUM’da da bu tür şeylerin maalesef olabileceği hatırlatılır. (anlaşılan o ki bu TOPLUM da Agos’un sürekli okurudur.)

read more »

May 18, 2011

Ucube

by Azad Alik

sevinç altan

keşke bir ‘yıkma emri’ dolayımında konuşmasaydık mehmet aksoy’un heykelini.
ama yapılanlar ve yapılanlara karşı geliştirilen tepkiler bizi dilsiz bırakıyor.
her iki tavra karşı da(ki örtüşüyorlar) sözüm var.

bence başbakan ve mehmet aksoy aynı iktidar dilini kullanıyor. biri ‘çıktığı’ kürsüyle, diğeri ‘diktiği’ heykelle. biri öyle bir ses tonlamasıyla, öyle bir tepeden ve dikine konuşuyor ki kanınız donuyor, diğeri öyle bir heykel ‘dikiyor’ ki, ancak c4’le yıkılabileceğini kendisinin söylediği; devasa ve beton. ikisi de dikey bir dil: totaliter.

sanatın dili akışkandır, kıvrımlıdır, iktidarın yüksek ve dikey diline karşı yatay bir dil kurmalıdır.

ben artık özellikle ‘kamusal alan’ denen yerde bir şeyler ‘dikmek’tense yıkmaktan yanayım. tabii bu başbakanın ‘tez yıkıla’ sı  ile karıştırılmamalıdır.
ve ben ucubeden, tuhaftan yanayım.

ucube kendiliğinden iktidarın karşısında durur, kanonik, akademik, iktidar odaklı sanat anlayışına muhaliftir, tehdittir.

grotesk de ucube de iktidar ve iktidar olan sanat anlayışı tarafından tehdit olarak görülmüştür hep ve hala da öyle görülür. tarihte ucube, muhalif sanat akımlarıyla ve tarafından savunulmuştur(bosch’un tuhaf, ucube dünyasının tekrar sahiplenilmesi gibi) savunulmalıdır.

Devami icin http://www.soldefter.com/2011/02/10/ucube/

May 17, 2011

Ես ո՛չ խճանկար, ո՛չ էպրու եւ ո՛չ ալ Անատոլիոյ գոյն եմ

by Talin Suciyan
ԹԱԼԻՆ ՍՈՒՃԵԱՆ
Սկիզբը զիս մշակոյթներու ձեր խճանկարին մասնիկի վերածած էիք, որպէսզի ի վիճակի ըլլայիք հանդուրժելու։ Բայց այդ գաղափարին անշարժութիւնը արագօրէն հասկնալէ ետք, զայն կճանկար (էպրու) (*) դարձուցած էիք։ Խճանկար ըլլար թէ կճանկար, բոլորդ համաձայնած էիք, որ ես «Անատոլիոյ գոյն» մըն էի։ Սակայն, ես ո՛չ ձեր էպրուն եմ, ո՛չ ձեր խճանկարը, ո՛չ ալ ձեր Անատոլիոյ գոյն մը։ Գիտեմ որ կրնամ գունաւորուիլ միայն եթէ մեռած-չքացած ըլլամ, անձայն ու անհետ կորսուած. պատմութիւնս որքան քանդէք, այնքան գունաւոր կը դառնամ ձեզի համար։
Կրկնեմ. ես ո՛չ ձեր կճանկարն եմ, ո՛չ ձեր խճանկարը, ո՛չ ալ ձեր Անատոլիոյ գոյն մը։ «Ի՞նչ ես, ուրեմն», թերեւս հարցնէք։ Ես սուրի մնացորդաց շառաւիղն եմ, պղծուած կանանց դուստրը, բազմիցս տարագրուելու ստիպուած եւ վերջին դարուն իր հազարամեայ հողէն ջնջուած ժողովուրդի մը զաւակը։ Դուստրն եմ գերեվարուած, ինքն իրմէ օտարուած, ստորադաս ժողովուրդի մը, որուն գոյութիւնն ու բնաջնջումը ժխտուած են, որուն տաճարները, դպրոցները, հիմնարկները, նոյնիսկ անդամներուն սրտերն ու մտքերը տակնուվրայ եղած են։ Զիս կը կոչեն թուրքիացի հայ անունով։
May 16, 2011

1915 öncesinde Ermenilerin günlük hayatı Houshamadyan’da

by Azad Alik

Palu (Town)Houshamadyan bir hatırlatma ve hafızayı yeniden kurma projesi.“Hatıra kitabı” olarak Türkçeleştirilebilecek ‘houshamadyan’, Osmanlı Ermenilerinin 1915 öncesinde yaşadıkları yerlerde günlük hayatlarını fotoğraflarla, ses kayıtlarıyla, arşiv kayıtlarıyla biraraya getirerek bugün artık kimi zaman izi dahi sürülemeyecek bir hafızayı internet ortamında yeniden yaratmayı amaçlıyor.  Ermenilerin yaşadıkları şehirler hakkında detaylı haritalar, şehir fotoğrafları, maddi kültür, ses kayıtları, şarkılar, yerel dillerle ilgili bilgiler, edebiyat, günlük hayatta kullanılan eşyalarla ilgili bilgiler ve fotoğraflarla houshamadyan, neredeyse bir online müze. Websitesinde her bir şehir ile ilgili yazılı kaynaklardan elde edilmiş tarihi bilgileri bulmak da mümkün olacak. Ayrıca kişilerle ilgili biyografik detaylar, yayımlanmamış notlar, mektuplaşmalar, sözlü tarih kayıtları da sitede yer alacak. Proje, Berlin’de kurulan ve projeyle aynı ismi taşıyan bir vakıf tarafından yürütülüyor. Merkezi Londra’daki Gomidas Enstitüsü, İstanbul’daki Hrant Dink Vakfı, Paris’teki Nubaryan Kütüphanesi, Beyrut’taki Haygazyan Üniversitesi, Yerevan’daki Soykırım Müzesi projenin partner kuruluşlarından bazıları. 

read more »

May 16, 2011

Genocide Denial Light

by Azad Alik

QUO VADIS VERSO?

Deep Mountain: Across the Turkish-Armenian Divide

By: Ece Temelkuran London: Verso, 2010, 256 pp., $26.95, paperback, $16 —

Reviewed by G. M. Goshgarian

Winter 2011 Vol:XIII-2

NEW POLITICS – In a sober, balanced sketch of the history and historiography of the 1915 Armenian genocide included in a two-part article on Turkey published in the London Review of Books in September 2008, Perry Anderson notes that the perpetrators’ academic defenders have largely abandoned a discredited strategy of blanket denial for one of minimization or relativization, now increasingly discredited in its turn. He might have added that there has been a shift from genocide denial unabashed to genocide denial light in non-academic writing as well. The difference is that, outside the university, efforts at relativization or minimization continue to enjoy credit in the unlikeliest places. Verso, for example, has just released one: Ece Temelkuran’s Deep Mountain: Across the Turkish-Armenian Divide, a translation of some lightly upgraded newspaper journalism that began life in the mainstream Turkish daily Milliyet in 2006 and appeared in book form in Turkey two years later. The cover blurb touts it as a “nuanced and moving exploration of the living history [of] and continuing dispute on the Armenian genocide.”

For more see: http://newpol.org/node/413

May 16, 2011

Զապէլ Եսայեանի գիւտը

by Azad Alik

Խմբանկար քաշուած Պաքուի մէջ, 1916 Մարտին, Զապէլ Եսայեանի մէկ դասախօսութենէն ետք: Նստած ները, ձախէն աջ՝ Եղիշէ Քհնյ. Գեղամեանց, բանաստեղծ Յովհաննէս Յովհաննիսեան, Զապէլ Եսայեան, Աստուածատուր Վաչեանց (մահացած Փարիզ, 1963ին) եւ Տիգրան Յովհաննիսեան: Ոտքի, ձախէն աջ՝ Մխիթար Տէր Անդրէասեան եւ Տիկին Սառա Տաղեան:

ՎԱՐԴԱՆ ՄԱՏԹԷՈՍԵԱՆ

ՆՈՐ  ՅԱՌԱՋ – Չէ՞ պատահած ձեզի, որ Երեւանի մէջ թաքսի նստիք եւ վերջին քսան տարիներուն անունը փոխած փողոց մը յուշէք վարորդին։ Եթէ Կենտրոն թաղամասէն դուրս կ՚երթաք, պատրաստ եղէք կա՛մ ուղղութիւնը դուք տալու եւ կամ, հակառակ պարագային, հին անունը ձեր միտքը պահելու։ Յաճախ պատահած է ինծի, որ Երրորդ մաս ուզեմ երթալ եւ Մանանդեանի փողոցին անունը տամ։ Քանի որ տարիներու սովորութեամբ արդէն ճամբան սորվեր եմ, միշտ առաջին տարբերակը կ՚ընտրեմ։ Նախընտրելի է ատիկա, քան յիշողութեան մէջ արթնցնել խորհրդային «Թելմանի փողոց» անունը, որ կը բխի գերմանացի համայնավար ղեկավար Էռնստ Թելմանէն (1886-1944), որուն գլխաւոր արժանիքը, դատելով «Հայկական Սովետական Հանրագիտարան»ի յօդուածէն, նացիներէն Պիւխէնվալտ նետուած ու հոն սպաննուած ըլլալն է։

http://armeniaca-haygagank.blogspot.com/2011/05/blog-post_15.html?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+Armeniaca-+%28ARMENIACA+-+ՀԱՅԿԱԿԱՆՔ%29

Յ.Գ. Հատուկ շնորհակալութիւն կը յայտնենք Նոր Յառաջի խմբագիրներուն այս նկարի գաղտիքը բացայայտելու եւ նկարի մէջ գտնուողներուն անունները գտնելու համար։Ազատ Ալիք

May 15, 2011

Բարբառներ, երաժշտութիւն, գրականութիւն, նիւթական մշակոյթ եւ աւելին`Յուշամատեան կայքէջի վրայ

by Azad Alik

A scene from Kastamuni (Michel Paboudjian Collection)

Արդէն քանի մը ամիսէ ի վեր գործել սկսած է Յուշամատեան կայքէջը, որուն նպատակն է հետազօտութիւններու ճամբով վերականգնել ու պահպանել Օսմանեան կայսրութեան հայերուն յիշողութիւնը, առօրեայ կեանքը եւ ընկերային միջավայրը։ Կայքէջին տէրն ու տնօրինողը Յուշամատեան միութիւնն է, որ հիմնուած ու պաշտօնապէս գրանցուած է Պերլինի մէջ՝ 2010 թուականին։  Այս կայքէջի գաղափարը յղացաւ եւ կեանքի կոչեց պատմագէտ, նախկին Պէյրութահայ, Պերլինաբնակ Վահէ Թաշճեանը։

Յուշամատեանի հետազօտութիւնները կ՝ընդգրկեն Օսմանեան կայսրութեան հայերու պատմութեան բոլոր մարզերը, ինչպէս ընկերային պատմութիւն, առօրեայ կեանքի պատմութիւն, տեղական մանրապատմութիւն, բարբառներ, երաժշտութիւն, գրականութիւն, նիւթական մշակոյթ, եւայլն։ Այս իմաստով ալ այս աշխատանքներուն համար յատուկ կարեւորութիւն կը ներկայացնեն օսմանեան հայերուն վերաբերող մշակութային արժէք ունեցող իրերու հաւաքումն ու պահպանումը, ինչպէս օրինակ պատմական նշանակութեամբ երաժշտական ձայնագրութիւններ, հին լուսանկարներ, գեղանկարներ, հին ֆիլմեր, քարտէսներ, եւայլն։ Մեր աշխատանքներուն համար նոյնպէս կարեւոր են օսմանեան հայերու պատմութեան վերաբերող վաւերաթուղթերը, ինչպէս օրինակ հրատարակուած գիրքեր, պարբերաթերթեր, արխիւային նիւթեր. կամ՝ անհատական հաւաքածոներու մաս կազմող թուղթեր, ինչպէս թղթակցութիւն, անտիպ նօթեր, պաշտօնական վաւերաթուղթեր, ինքնակենսագրական տուեալներ, եւայլն։ 

read more »

May 14, 2011

Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Dönemlerinde Asker Kaçaklığı*

by Azad Alik

Eric Jan Zürcher

BIANET – Askerlik hizmetini vicdanen red Avrupa’da köklü bir geleneğe sahiptir. 16. yüzyıldaki reformasyondan bu yana Menonitler, Baptistler ve Quakerlar gibi Protestan Kiliseleri içerisindeki pek çok farklı grup, tanrıları ya da ülkeleri için silah taşımayı ve dövüşmeyi altıncı emir temelinde (Öldürmeyeceksin!) ve bundan da çok İsa’nın takipçilerine öbür yanağını dönmeyi söylediği dağdaki vaaza dayandırarak reddetmekteydi. Pasifizm, aralarında silah kullanmayı açıktan açığa reddedenlerin de olduğu muhalifler tarafından kurulmuş bir ülke olan Ame rika’da özellikle güçlüydü. 19. yüzyılın ikinci yarısında Avru pa ve Amerika uzun süredir var olan dinî pasifizmin yanı sıra dünyevi, sosyalist bir pasifizmle de tanıştı. 19. yüzyıl Avrupa’sında gelişen ayrı bir pasifist akımsa ilhamını anarşizmden alıyordu. Bu gelenekte hizmet etmenin reddi, devletin yurttaş ları üstündeki hak iddialarının meşruluğunu red ilkesine da yanıyordu.

Prensler ve devletler profesyonel (ya da paralı) ordularla iş görürken bu pek de sorun yaratmıyordu. Ancak, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda G. Washington’un getirdiği ve daha sonra Fransız Devrimi sırasında çok daha büyük boyutlarda tekrarlanan, zorunlu askere almayla başlayan evrensel (erkekler için) askerlik hizmeti gündeme gelince, bunun pek çok Av rupa ülkesinde vicdani red olasılığını da hesaba katan biçimde yasa ve düzenlemelerle çerçevelenmesi kaçınılmaz oldu.

Yazının devamı için bkz: http://bianet.org/biamag/ifade-ozgurlugu/129990-osmanlinin-son-donemi-ve-milli-mucadelede-asker-kacaklari

* Eric Jan Zürcher’in bu makalesi, Özgür Heval Çınar ve Coşkun Üsterci tarafından yayına hazırlanan “Çarklardaki Kum: Vicdani Red” kitabından alınmıştır.

May 13, 2011

Critical Interventions: Kurdish Intellectuals Confronting the Armenian Genocide

by Azad Alik

Bilgin Ayata

The Armenian Weekly
April 2009 Magazine

In my contribution to last year’s special issue, I had argued that an intensified Armenian-Kurdish dialogue carries the promising potential to become an alternative approach to the ongoing Armenian-Turkish discourse on reconciliation, which has traversed dialogue into a form of domination and containment. [1] I also argued that the compartmentalization of the Armenian and Kurdish issues into separate discussions represents a continuation of a divide-and-rule mentality that only serves the interests of the Turkish state and weakens the position of Armenian and Kurdish intellectuals in these isolated debates. In order to overcome this compartmentalization, I called for an intensified Armenian-Kurdish dialogue, and the cultivation of an empowering alliance to confront the atrocities of the past and engage with them as a challenge of and for the present.  One year after that last issue, I believe that such an Armenian-Kurdish dialogue is ever more important, especially in light of the following three developments: At the intergovernmental level, the diplomatic traffic regarding Armenian-Turkish relations has intensified with the election of President Obama who had pledged during his campaign to address the Armenian Genocide as a genocide.

read more »

May 12, 2011

Bu acı hepimizin değil

by Azad Alik

Serhat Uyurkulak
Şükür ki şimdiye kadar yakınımda pek fazla ölüme şahit olmadım. Fakat bulunduğum hemen hemen her taziye evinde benzer bir sahneyle karşılaştım. Evde keder neredeyse elle tutulur hale gelmişken bir anda gözyaşlarına boğulan, merhumu mezarından kaldırıp geri getirmek isteyen, hatta mezara onun yerine girmek istediğini söyleyen bir kişi her zaman vardı. Esas kaybı yaşayan acılı ailenin şaşkın bakışları altında sorup soruşturulduğunda, birkaç kişinin ancak tanıdığı, çok uzak bir akraba, üstünde bir çeşit vicdan yükü taşıyan, kendini merhuma maddi veya manevi borçlu hisseden mahçup biri olduğu anlaşılırdı bu ‘rol çalan’ şahsın. İşin en tuhaf kısmı ise merhumun yakınlarının kendi dertlerini unutup bu şahsı iyi hissetirmeye çalışmaları olurdu. Onlar için asıl azap işte bu vicdanı sızlayan kişiyi avutmak zorunda kaldıklarında başlardı.

Ben alnı ve vicdanı ak biri olmayı, öyle de yaşamayı çok isterim. Bunun için elimden geleni hasbelkader yapıyorum ama bunu ne kadar becerebiliyorum, onu bilemem. 24 Nisan yaklaştıkça sosyal medyada ve daha başka birçok mecrada karşımıza çıkan ‘Bu Acı Hepimizin’ girişiminin metninde geçen bir ifadeydi bu ‘alnı ve vicdanı ak’ insanlar olmak. Girişim, 1915’te Osmanlı tebası olan Ermenilere yapılanların insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edilmesi gerektiğini söylüyordu. Ayrıca metni kaleme alanlar ‘insanlığın asli değerleri temelinde birleşen’ bizleri, 1915’i bu ülkede yaşayan herkesin ‘ortak acısı’ ilan etmeye çağırıyordu.

read more »

%d bloggers like this: