Archive for May 6th, 2011

May 6, 2011

IHD’nin Sevak Şahin Balıkçı’nın öldürülmesiyle ilgili yaptığı basın açıklaması

by Azad Alik

Sevak Şahin Balıkçı, askerlik yapığı Batman’ın Kozlu ilçesine bağlı Gümüşgörgü Jandarma karakolunda 24 Nisan 2011’de vurularak öldürüldü.Ailesine “en yakın arkadaşıyla şakalaşırken kaza kurşunuyla” vurularak hayatını kaybettiği bildirildi.Ancak açıklamalar çelişkiliydi. Sonradan Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre  Sevak çit ören grupta yer alırken, “badi”si tel örgü yapanların başında nöbet tutuyordu. “Badi”nin silahının ateş alması sonucu Sevak karın bölgesine isabet eden bir kurşunla hayatını kaybemişti.

Oysa Balıkçı ailesinin Avukatı Cem Halavurt, olay yerinde yaptığı inceleme ve görüşmelerinin ardından, Sevak’ı vuran askerin üstlerinin silahını doldurması emrini vermeleri için geçerli bir nedenin olmadığını açıkladı. Zaten daha önce Sevak’ın sözlüsü,  olayın kaza olduğuna inanmadığını, karakolda  50 lira çalındığını, suçun Sevak’ın üzerine atıldığını, bir uzman çavuşun Sevak’ı dövdüğünü, Sevak’ın bu olaya ilişkin komutanlarına bir şikayet dilekçesi verdiğini, baskı üzerine dilekçesini geri çekmek zorunda kaldığını, birliğindeki ülkücüler tarafından rahatsız edildiğini anlatıyor.  Sözlüsü Sevak’ın bu bilgileri kendisiyle paylaştığını, kendisinin de, terhisine az bir zaman kalmışken olayın üstüne gitmemesini söylediğini aktarıyor. Bu bilgiler basında yer aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yalanladı.

read more »

May 6, 2011

Ebru, mozaik, “Anadolu’nun rengi” değilim ben!

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

AGOS, 787

Bana katlanabilmek için önce benden mozaik yaptınız, baktınız o çok statik oldu, ebruya döndünüz. Ama ister ebru deyin ister mozaik, hepiniz “Anadolu’nun rengi” olduğum konusunda hemfikirdiniz. Oysa ben sizin ne ebrunuz, ne mozayiğiniz, ne de Anadolunuzun rengiyim! Biliyorum, ölüp yok olunca, sesim çıkmaz, izim bilinmez olunca renklenebilirim, tarihimi ne kadar yok ederseniz o kadar renkli olurum sizin gözünüzde.

Ben sizin ne ebrunuz, ne mozayiğiniz, ne de “Anadolunuzun rengiyim”. Peki ne miyim? Kılıç artığı nesillerin çocuğuyum, bedenleri yağmalanmış, defalarca yerinden yurdundan edilmiş, binlerce yıl yaşadığı topraklardan bütün izleri son yüz yılda silinmiş, varlığı da, yok edilmesi de inkar edilmiş, mabetleri, okulları, vakıfları, tüm kurumları ve hatta teker teker insanlarının yürekleri, beyinleri ters yüz edilmiş, ele geçirilmiş, kendine yabancılaştırılmış, sindirilmiş bir halkın kızıyım. Bana ‘Türkiyeli Ermeni’ diyorlar.  

read more »

May 6, 2011

I’m neither an ebru nor a tessera∗; nor am I ‘a color of Anatolia!’

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

First you made me into a tessera in your mosaic of cultures just to be able to put up with me. But soon you found that too static and then you resorted to the image of ebru. Whether an ebru or a tessera, you all agreed that I was ‘a color of Anatolia.’ Yet, I’m neither your ebru nor your tessera, nor am I a color of your Anatolia. I know that I can acquire a color only if I’m dead and gone, mute and traceless; more colorful I become as you further destroy my history.

read more »

May 6, 2011

One Hundred Years of Abandonment

by Azad Alik

By Ayda Erbal and Talin Suciyan

The Armenian Weekly
April 2011 Magazine

The history of the Ottoman Armenians in the 19th century[1] is a history of great promises but also of greater abandonment. More than 200 Ottoman-Armenian intellectuals who were arrested the night of April 24, 1915 and the two weeks that followed possessed the damning knowledge that they were left alone. Zohrab’s Unionist friends, with whom he had dined and played cards, would choose not to stop his assassination. But abandonment will not abandon the Armenians. The survivors in the camps of Mesopotamia were alone, as were those hiding in the secluded mountains or villages of Anatolia. And those who survived through conversion or forced concubinage were left alone not only in the summer of 1915, but also in the hundred years that have followed.

turkey 300x211 Erbal and Suciyan: One Hundred Years of AbandonmentThe surviving Istanbul-Armenians who staged a book-burning ceremony were on their own
too.[2] Compelled to imitate the Nazi party’s book-burning campaigns, they would gather in the backyard of Pangalti Armenian Church, build a book-burning altar, put Franz Werfel’sThe Forty Days of Musa Dagh, along with his picture on the altar, and burn it to the ground. As a last act of symbolic perversion forced upon them, they would not only denounce the author, but also denounce the book’s content, hence denouncing themselves and denying their own history.Hayganus Mark, Hagop Mintzuri, Aram Pehlivanyan, Zaven Biberyan, Vartan and Jak Ihmalyan, and the less famous all shared a similar fate, which happened to be that of Hrant Dink too: abandonment.[3]
For more see :
%d bloggers like this: