Archive for ‘Public Sphere’

October 19, 2015

Adil Hafıza ile Klasik İnkarcılık Arasında Bir 1915 Okuması: Derin Tarih

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 6. bölümüne Doğan Gürpınar’ın Derin Tarih dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin önceki yazılarına https://goo.gl/EXqcYh anasayfasından ulaşabilirsiniz]

Doğan Gürpınar*

Derin Tarih dergisi 2012 yılında Mustafa Armağan’ın editörlüğünde tabu-kırıcı, aykırı ve cesur bir mecra olma iddiasıyla yayın hayatına başladı ve devam edegeldi. Kendine biçtiği bu misyon ve sıfatla bir bakımdan geleneksel sağın retoriğinden çok 1968 sonrası revizyonist sol, sol-liberal, anti-milliyetçi tarih-yazımı retoriğini hatırlatır; ki “ezber bozuculuk” 1990’lardan itibaren Türkiye’de sol-liberal “tarihle hesaplaşma” tarzının şablon sloganlarından olmuştur. Ancak elbette Türkiye’de tabu-yıkıcılık, anti-Kemalist sağın da kendine uzun zamandır biçtiği öz-tanımdır. Kendisi sonradan Türkiye’de şekillenen sağdan epey ayrı düşse de anti-Kemalist “tabu-kırıcılığı” sağ tarihyazımının kurucu mimarı Rıza Nur ve akabinde Kadir Mısıroğlu bu retoriğin iki güçlü temsilcisi olagelmişlerdir. Bu bakımdan Mustafa Armağan’ın hem kendi, hem de genel yayın yönetmenliğini üstlendiği dergiye damıttığı üslup dikkate değerdir. Bir taraftan tabu-kırıcı ve ezber bozan olma iddiasındadır. Aynı anda da bu iddiayla bildik şablonları kısmen farkında, kısmen de bilinçsiz postkolonyalist ve postyapısalcı literatürden devralınan söylemsel mühimmatla harmanlayarak tahkim etmekte ve bilimselleştirmektedir. Bu şekilde de à la mode postkolonyal literatürden devşirilen söylemsel yığınakla “pozitivist” ve “modern(ist)” olarak damgalanan Kemalizme karşı kazanılan özgüvenle bildik sağ kalıplar restore edilmektedir.

read more »

October 2, 2015

Türklük Ethosu ve Suçluluk Sorunu: Mesele Dergisi’nde 1915[1]

by umuttumay

Umut Tümay Arslan*

Yüzüncü yılında 1915’e bakan dergiler üzerine Azad Alik’in hazırladığı bu yazı dizisinin temel derdi şu: “1915’i konuşmak, ama nasıl?” Konuşmanın nasılını dert ediyor olmak, inkardan yüzleşmeye giden doğrusal ve belki de doğru bir yol olmadığını da varsayıyor, –inkarın sadece devlet politikasından ibaret olmadığını, sadece “faşistlerin”, “fanatik milliyetçilerin”, “cahillerin” ve “gericilerin” işi olmadığını da. 1915’i konuşma çerçeveleri üzerine konuşmaya başlamanın, inkar ve yüzleşmenin pek de birbirinin karşıtı olarak karşımıza çıkmadığını görmemize imkan vereceğini düşünüyorum.

1915’i, yeniden anlatılmayı bekleyen ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak da, asla ulaşamayacağımız bir tarihsel nesne, gizemli bir hakikat olarak ele almak da dilsel, tarihsel, politik özneler olarak değil, nötr bir biçimde konuşuyor olduğumuz yanılsamasını tekrar tekrar yeniden üretiyor. İlki, Ermeni Soykırımı’nı ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak, dolayısıyla onun olgusallığına vurgudan[2] ibaret bir konuşma çerçevesi, üzerine konuşuyor olduğumuz sürecin, çifte ortadan kaldırma süreci olduğunu görmüyor;[3] sadece Ermenilerin yok edilmesi değil, aynı zamanda bu yok edişin izlerinin silinmesi sürecini: İnkar sürecini. 1915’i geçmiş zaman olarak şimdinin çerçevesine olduğu gibi geri getirdiğine inanan bir konuşma, izlerin ortadan kaldırılma sürecini, sessizlikle geçen, inkarı sürdürdüğümüz onca zamanın izini dışarda bıraktığı ölçüde, 1915’in bir zamanlar, bir kereliğine, bir kesinti olarak düşünülmesini, konuşmanın geçmişin cellatları ve kurbanlarını konuşmaktan ibaret olduğu yanılsamasını, biz-şimdi-konuşanlar olarak bu tarihin dışında durabildiğimiz bir dünyada yaşıyor olduğumuz yanılsamasını da pekiştiriyor. İkincisi, yani, Ermeni Soykırımı’nı erişimimize kapalı bir tarihsel nesne olarak ele almak, onu bir türlü ulaşamadığımız gizemli bir hakikat olarak konuşma çerçevesinin içine almak, sadece çifte-ortadan kaldırma sürecine karşı körleştirmiyor bizi, ama aynı zamanda 1915 üzerine konuşurken (tarihsel-) özne pozisyonlarını işgal ettiğimiz, sıfırdan konuşmaya başlayamayacağımız gerçeğini tanımıyor.

O halde 1915’i şimdide konuşuyor olduğumuzu, Ermenilerin mallarına el konulması, Ermeni kültürünün izlerinin yok edilmesi, sessizlik ve inkarla geçen yüzyılın ardından konuşuyor olduğumuzu, aradan geçen zamanın şiddetini silerek konuşamayacağımızı bilerek başlamalıyız tefekküre. Bu, kim olarak konuştuğumuzun ayırdına varmamız, yani kendi (tarihsel-) öznelliğimizin izlerini silen bir konuşmanın infilak etmesi, imkansızlaşması anlamına gelecek.

read more »

June 27, 2015

Ayrıntı Dergi, Soykırım ve Elmas Sertliğinde Sorular Sorma Zamanı*

by BillyUrfe

kapak_9

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Görkem Daşkan‘ın Ayrıntı Dergi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk yazısına şuradan ulaşılabilir.]

Görkem Daşkan

Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı sebebiyle Türkiye’de çıkan süreli yayınların bir kısmı geçtiğimiz aylarda konuya muhtelif genişlikte yer verdi. Bunlardan biri on yazılık özel dosyası ile Ayrıntı Dergi’ydi (Mart/Nisan 2015 sayısı). Editörlüğünü Abdurrahman Aydın’ın yaptığı dosyaya Dickran Kouymjian ve Mehmet Polatel yönlendirici yardımlarda bulunmuş. Bu yazıda dosyanın içeriğine göz atarak, yazıların 100. yıla ilişkin algısını tartışmaya çalışacağım.

read more »

February 4, 2015

Cihadın Selfie’sini Çekmek ya da “Savaşın Alevleri”*

by aysenbaylak
10606352_10154645775650517_4231421525891343609_n

Courtesy of the artist

[Editörlerin notu: Ayşen Baylak‘ın** Eylül ayında twitter’da kaleme aldığı görüşlerini geliştirerek bizim için bir yazı haline getirmesini istemiştik. Yazıya gerek Baylak’ın gerekse bizim ana uğraşlarımızdan arda kalan zaman dilimlerinde geri dönebilmemiz nedeniyle oldukça gecikerek yayımlıyoruz. Baylak bu yazısıyla geçtiğimiz hafta Japon gazeteci Kenji Goto ve Ürdünlü pilot Muaz El Kasasbe’nin infaz görüntülerinin ardından bir kez daha hasara uğramış eski gerçeklikle, bu IŞİD gerçekliğinin bizi de dönüştürerek kurduğu yeni duruma ilişkin yeniden düşünmeye çağırıyor.]

Ayşen Baylak

Eylül ayında, IŞİD olarak bilinen (kendini son isimlendirmesiyle) İslam Devleti, Flames of War (Savaşın Alevleri) isimli bir propaganda filmi yayınladı. Bunun öncesi ve sonrasında da çeşitli medya kanallarında dolaşan onlarca ve çeşitli uzunluklarda video, klip vs.’nin yanı sıra, esirlerin infazını konu alan videolar da IŞİD denilince ilk akla gelen materyaller arasında yer almaya başladı. Yukarıda sözünü ettiğim videodan önce sadece Vice News’un örgütle ilgili belgeselini izlemiştim. Zaten Savaşın Alevleri filmini de izledikten sonra Youtube birkaç dakika içerisinde erişimi engelledi ya da içeriği kaldırdı.

read more »

January 25, 2015

“Ey Müslüman Nedamet Getir!”[1]

by Ayda Erbal
7776174154_000-nic6405647

Filistinli Çocuklar Charlie Hebdo gösterisinde http://goo.gl/r2ZXV6

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te önümüzdeki yıl yayımlayacağımız ırkçılık ve ayrımcılık serisinin üçüncü yazısı Ayda Erbal‘dan. Yazı 25.01.2015 tarihli Star Açık Görüş sayfalarında da yayımlandı, ancak dipnotlar ve linklerde sorun olduğu için yazıyı aynı gün yeniden yayımlıyoruz.]

Ayda Erbal*

7 Ocak tarihinde Charlie Hebdo (CH) çalışanları ve polis memurlarının öldürüldüğü eylemin hemen sonrasında Kıta Avrupası ve Amerika’da temel olarak iki yaklaşım öne çıktı. Her iki yaklaşım da yazar çizerlerin yazıp çizdiklerinden dolayı öldürülmüş olmalarını, olması gerektiği gibi, amasız, eğersiz kınadılar. Ancak yolları bundan sonra ayrıldı: Takip edebildiğim kadarıyla birinci grup, ezici çoğunlukta sade vatandaşın da katkısıyla, CH’nin mesajını da misyonunu da sahiplenerek, kimisi sadece destek olmak amacıyla #jesuischarlie #benCharlieyim hashtag’i altında gerek sosyal medyada gerekse sokaklarda cinayeti protesto ettiler. Bu birinci grubun ideologları diyebileceğimiz çoğunluk gazeteci, yazar ve çizerlerin yine ağırlıklı bir kısmı işi daha da ileri götürüp CH’nin misyonuna/ mesajına destek olmak için CH karikatürlerinin ve kapaklarının tıpkı basımını yapmaları gerektiğini savundular.

read more »

January 4, 2015

Pilgrimage as/or Resistance*

by Azad Alik
Image: james_gordon_losangeles @ Flickr

james_gordon_losangeles @ Flickr

Nancy Kricorian** (@nancykric)

Before I leave home, I come up with a title for the Armenian Heritage Trip to Turkey: Twenty Armenians on a Bus, or The Thirty Handkerchief Tour. Our guide calls it a pilgrimage, and refers to us as pilgrims, as though we are on a religious or spiritual quest. What do I hope to find? Almost one hundred years have passed since my paternal grandmother and her family were driven from their home in Mersin in 1915, just a few months into the Ottoman government’s genocidal campaign that resulted in the deaths and exile of the vast majority of its Armenian citizens. Of her immediate family, only my grandmother and her brother survived the death march. They were among eight thousand Armenian orphans in a camp in the Syrian desert at Ras al-Ain.

read more »

December 29, 2014

İsimsiz Ölüler

by Azad Alik

Editörlerin notu: Azad Alik’te önümüzdeki yıl devam edeceğimiz Türkiye’de ayrımcılık ve ırkçılık serisinin ikinci yazısı Özgür Sevgi Göral‘dan. Göral, Umut Tümay Arslan’ın Buket Türkmen’e yanıt olarak yazdığı ve bu sayfalarda tamamını bir arada yayımladığımız yazılarının izinden gidip çoğunluk aydınların Kürt’lerin hak arayışı ve bu arayış sürecinde Kürtlerle ilişkilenme biçimleri üzerine bizi yeniden düşünmeye davet ediyor. Göral’ın bu yazısı daha önce Altyazı dergisi Kasım 2014 sayısında yayımlanmıştı.

Özgür Sevgi Göral

Eylül ayında Buket Türkmen internet gazetesi T24’te Michael Haneke’nin Saklı filminden yola çıkan, Selahattin Demirtaş’ın, cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ı Meclis’te alkışlamasına ve buradan da genel olarak Kürt özgürlük hareketinin ‘Batılı’ seçmenleriyle nasıl ilişkilendiğine bakan bir yazı yazdı. Umut Tümay Arslan ise Agos’ta, bu yazıya eleştirel yaklaşan başka bir yazı kaleme aldı. Bu polemik Türkmen’in Arslan’ın eleştirisine cevap yazması ve Arslan’ın da cevaba cevap yazması ile genişledi. Tartışma beni çok heyecanlandırdı ve hem Saklı filmini yeniden izlemeye ve hem de bu tartışmadan yola çıkarak Türkiye’de Batılı entelektüellerin kendilerini ve Kürt özgürlük hareketini ‘görme biçimleri’ üzerine düşünmeye, kafamdaki bazı soruları formüle etmeye teşvik etti.

read more »

September 19, 2014

(Ab)using the Holocaust: Commemoration and Politics of Denial in Turkey*

by Azad Alik
Commemoration of the International Holocaust Remembrance Day on January 27 at Kadir Has University in Istanbul, Turkey. (Photo: courtesy of Șalom newspaper in Turkey)

Commemoration of the International Holocaust Remembrance Day on January 27 at Kadir Has University in Istanbul, Turkey. (Photo: courtesy of Șalom newspaper in Turkey)

Corry Guttstadt

This year marks the first time that the International Holocaust Remembrance Day on January 27, the day of the  liberation of Auschwitz by the Red Army, was commemorated in Turkey in a semi-official manner.[1] The Deputy Foreign Secretary, Naci Koru, attended a ceremony at Kadir Has University; Foreign Secretary Ahmet Davutoğlu and the secretary in charge of EU membership negotiations, Mevlüt Çavușoğlu, sent statements but were not present in person. It is astounding that both the Turkish-Jewish newspaper Șalom and several English-language newspapers and blogs reported almost gushingly on the ceremony. Yet, if one reads these politicians’ statements, it becomes evident that the Holocaust Remembrance Day is misappropriated here in order to – once again – deny the existence of anti-Semitism, as well as of racism and discrimination in general, in Turkey, to celebrate the myth of Turkey’s “rescue of the Jews,” and to deny the Armenian genocide.

read more »

September 15, 2014

Holocaust’un “Fayda”ları: Hatırlama, Banalleştirme, İstismar*

by Azad Alik
Kadir Has Üniversitesi'nde 27 Ocak 2014'te ilk kez düzenlenmiş Uluslararası Holocaust'u Anma Törenl (Foto: Alberto Modiano, Şalom Gazetesi)

Kadir Has Üniversitesi’nde 27 Ocak 2014’te ilk kez düzenlenmiş Uluslararası Holocaust’u Anma Töreni (Foto: Şalom Gazetesi)

Corry Guttstadt

Bu yıl Auschwitz’in Kızılordu tarafından kurtarıldığı tarih olan 27 Ocak’taki uluslararası anma günü, Türkiye’de ilk defa yarı resmî bir kabul gördü.[1] Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenen törene Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru katıldı; Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve AB’yle ilişkilerden sorumlu devlet bakanı Mevlüt Çavușoğlu açıklamalar yayımladılar. Gerek Șalom’da, gerekse İngilizce yayımlanan birçok gazete ve blogda bu tören hakkında çıkan haberlerin abartılı denebilecek kadar olumlu olması, şaşırtıcıdır. Zira politikacıların açıklamalarını okuduğunuzda, Türkiye’deki antisemitizmi (ve genel olarak ırkçılığı ve ayrımcılığı) bir kez daha inkâr etmek, Türkiye’nin gûya “Yahudileri kurtardığı” mitosunu terennüm etmek ve Ermeni jenosidini inkâr etmek üzere, anma gününü istismar ettiklerini görürsünüz.

read more »

April 23, 2014

“Ukala” Ermeniler Edebiyat Diyarında: Murat Belge ve Edebiyat Eleştirisinde Himayecilik*

by BillyUrfe

 

Ǥṏrkeɱ Ɖɐƾƙɐň

Murat Belge geçtiğimiz aylarda edebiyat tarihi ve eleştirisi kesişiminde değerlendirilebilecek kitaplarına bir yenisini ekledi: “Edebiyatta Ermeniler” (2013, İletişim Yayınları). “Edebiyatta Ermeniler”, kabaca “Ermeni Sorunu”nun Türk edebiyatında nasıl işlendiğini anlatıyor. Kitap daha önce Birikim dergisinde yayımlanmış “Edebiyatta Ermeni Sorunu” başlıklı iki makaleyi, içine şiiri de alacak şekilde aynı doğrultuda yazılmış birkaç bölümü daha içeriyor ve yazarın bizatihi Ermeni Soykırımıyla ilgili görüşlerine yer verdiği ek yazılarla tamamlanıyor. Belge, kitabın edebiyatla ilgili olan kısmında roman ağırlıklı olmak üzere son dönem Osmanlı yazını, Cumhuriyet ve günümüz Türk edebiyatından serbest bir okuma yaparak bir dizi roman ve şiiri “Ermeni sorunsalı”na yaklaşımları bazında ele alıyor, kendi sözleriyle söyleyecek olursak “etik, tarih, psikoloji ve sosyoloji çerçevesinde” eleştiriyor, konu hakkında “doğruyu” söyleyip söylemediklerini sınıyor (s.16). Fakat birkaç yerde belirttiği üzere kapsamlı bir tarama çalışması yaptığı iddiasında değil ve kitapların estetik meziyetlerini de ön planda tutmadığını, daha ziyade bilgiye odaklandığını vurguluyor.

read more »