May 28, 2013

Hatay İçin Henüz Vakit Varken*

by Azad Alik

Hale Akay & Ayda Erbal**

Yirminci yüzyıl öncekilerden farklı olarak yaşanan savaşlar ve soykırımlar sonucunda sivil ölümlerinin asker ölümlerini oldukça geride bıraktığı bir dönem oldu. 1990’lı ve 2000’li yılların büyük bölümünde dünyada birçok farklı bölgede silahlı iç savaşlara, etnik çatışmalara ve bunların sonuçlarına tanıklık ettik. Yaşananlar mevcut güvenlik politikalarının yeniden değerlendirilmesiyle birlikte, odağına bireyleri ve cemaatleri/toplulukları alan yaklaşımların öne çıktığı bir bilgi ve deneyim havuzu oluşturulmasına yol açtı. Bu süreç içerisinde çatışmaların engellenmesi ile çatışma sonrası yeniden yapılanma/rehabilitasyon hakkındaki literatür günümüzde artık devlet kurumları ve siyaset yapıcılar kadar, sivil aktörlerin de kullanabileceği vakıa analizleri, teorik tartışmalar ve uygulamaya yönelik kılavuzlar sunmaktadır. Bu yazıda son dönemde Hatay’da yaşananlar bu literatür üzerinden değerlendirilmekte ve çatışmaların engellenmesi hakkındaki literatür üzerinden bir durum analizi yapılmaya çalışılmaktadır. Continue reading

May 15, 2013

Reyhanlı: Çatışmanın ve Siyasetin Kıskacında İnsan Hakları

by Hale Akay
Relatives of Ahmet Uyan and Ahmet Ceyhan who were killed in yesterday's car bombings, mourn in the town of Reyhanli of Hatay province near the Turkish-Syrian border

(photo by REUTERS/Umit Bektas) http://goo.gl/ylsVm

İnsan hakları örgütlerinin günümüz dünyasında en etkili ve etkin oldukları faaliyet kuşkusuz raporlama. En göz önünde olanından, en unutulmuşuna, dünyanın birçok çatışma alanında olan biteni İnsan Hakları İzleme Örgütü, Af Örgütü benzeri kuruluşların raporlarından izleyebiliyoruz. İnsan hakları örgütlerinin raporlarının sürekli ve belirli bir yöntem izlenerek yapılması durumunda medyadaki haberlere kıyasla iki önemli avantajı var: Güvenilirlikleri ve insanlık durumuna hak temelli bakarak odaklanabilmeleri.

Türkiye’de hak örgütlerinin raporlama konusunda uluslararası kuruluşlar kadar etkili olamadıkları aşikar. Bunun en önemli nedeni insan haklarının bir alan olarak 80 sonrasında, özellikle 90‘lar boyunca devlet kurumlarınca terör ve bölücülükle ilişkilendirilmiş ve marjinalize edilmiş olması.İnsan hakları kuruluşlarının sahip olması gereken güvenilirlik ve meşruiyeti oldukça zedeleyen bu yaklaşımın çok fazla değişmiş olduğu söylenemez. Bu yüzden sahadan etkin bilgi ulaştırdıkları zamanlarda bile örgütler yeterince ilgi göremiyor ve medyada yer bulamıyor. Yine de Türkiye’nin mevcut siyasal ortamında ve güvenden yoksun toplumsal ilişkileri içerisinde örgütlerin tartışmalı bir konuda sahadan bilgi aktarmalarının ne kadar önemli ve faydalı olabileceğinin örneklerini de gördük. Continue reading

April 6, 2013

Torosyan Tartışmaları: Biten Nedir?*

by Azad Alik

Taner Akçam**

Tartışılan konuları itibarıyla Torosyan tartışmalarının T24’de yayınlanan yazımla birlikte bitmiş olduğunu kabul etmek gerekir (http://t24.com.tr/haber/yuzbasi-torosyan-tartismalari-ya-da-suskunlugun-sessiz-anlasmasi/224224). Açıkça göstermiş bulunuyorum ki, Sarkis Torosyan adlı bir Ermeni subayı mevcuttur ve Osmanlı Ordusu’nda savaşmıştır. Anıları, abartılı veya bazı yanlış bilgiler içeriyor olsa da Torosyan’ın anlattığı kendi hayat hikayesidir.

Tartışmanın birinci evresinden geriye tek bir sorun kalmış gözüküyor. Hakan Erdem, Halil Berktay’a yazdığı bir notta Torosyan’a ait yayınladığım bir belge ile ilgili kuşkularını dile getirmiş. (http://www.taraf.com.tr/halil-berktay/makale-hakan-erdem-den-bir-aciklama-ve-yorumum.htm) İlgili belge, Torosyan’ın 1942 yılına ait askerlik yoklama ve sağlık raporudur. Ben, Hakan Erdem’in Torosyan’a ait zannederek yanlış bir belgeyi “talihsizlik eseri” yayınladığını iddia etmiş ve “doğru belge budur”, diyerek başka bir belge yayınlamıştım. Meselenin önemi şurada ki, benim yayınladığım belgede, “başın sol tarafında yara izi” (scar on left side of head) ifadesi bulunmaktadır. Torosyan, anılarında 1916 Kasımında Romanya’da başının sol tarafından yaralandığını söylemektedir. Continue reading

March 21, 2013

‘Yeni bir Türkiye’ye Uyanıyoruz’ – Abdullah Öcalan’ın konuşmasının tam metni

by Azad Alik
BF5TYsBCAAAgCgQ.jpg_large

Abdullah Öcalan

Selam olsun bu uyanış, canlanış ve diriliş günü olan Newrozu en geniş katılım ve ittifakla kutlayan Ortadoğu ve Orta Asya halklarına…

Selam olsun yeni bir dönemin miladı ve gün ışığı olan Newrozu büyük bir coşkuyla ve demokratik bir hoşgörüyle kutlayan kardeş halklara…

Selam olsun demokratik hakları özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına…

Zağros ve Toros dağ eteklerinden, Fırat ve Dicle nehir vadilerine; kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarından tarım, köy ve şehir uygarlıklarına analık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler sizlere selam olsun…

Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç’in kardeşidir. Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes’in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek’le hısım-akrabadır. Continue reading

March 10, 2013

19.1.2007: Hürriyet’i Nasıl Bilirsiniz?*

by gulseren adakli

picstitch (1)

Gülseren Adaklı

19 Ocak 2007 tarihinde Hrant Dink’in öldürülmesi ve ardından, benim de içinde olduğum belirli bir kesimde yaşanan travma; özellikle medyada ayrımcı dil, nefret söylemi, nefret suçu, vb. gibi konularda yoğun tartışmalara ve giderek düzenli medya-takibi (media watch) çalışmalarına ivme kazandırdı. Bu çalışmalarda benim için dikkat çekici ve rahatsız edici taraf, yöntemsel bir açıklığın ve dolayısıyla gerçeğin bilgisine ulaşmaya elverişli veri toplama tekniklerinin göz ardı edilmesi oldu. Rahatsızlığım bir “akademisyen kaygısı” olmaktan öte, politik bir özne olarak toplumsal gerçeklerle kurmaya çalıştığımız ilişkinin, toplumsal özgürleşmeye dair çabalarımızın daha sağlam bir zeminde kurulması ihtiyacını derinden hissetmemle alakalı. Bana göre toplumsal özgürlük adına toplumsal gerçekleri ortaya çıkarmak titiz bir yöntemsel uğraşı da zorunlu kılar. Söz konusu çalışmalar ise örneklem seçiminden başlayarak pek çok yöntemsel sorun barındırıyor ve gerçekliği anlamak, açıklamak ve değiştirmek için gereken lojistiği kanımca sağlamıyor. Continue reading

February 27, 2013

Editörlere Mektup: Bir Beyaz Türk’ün “Ermeni Diasporası”yla İmtihanı

by BillyUrfe

Sırrı Sakık’ın geçtiğimiz ay gündemi ve kamuoyunu meşgul eden nevi şahsına münhasır özrünü takiben Azad Alik blog’unda yayımlanan “Özür Dilemek ‘Bildiğiniz Gibi Değil’” başlıklı yazı bu özrü ve genel olarak kamusal alanda dilenen benzer özürlerin nasılını nicesini mercek altına alıyordu. Aynı mecrada daha önce yayımlanmış olan ve Ermeniler, Kürtler, Aleviler gibi toplumsal grupların Türkiye’deki statüko ile çatışmasını insan hakları perspektifinden değerlendiren diğer eleştirel yazılar zaman içerisinde yakın tarihli kişisel bir özür deneyimimin hazırlayıcı altyapısını oluşturmuşken, bu son yazı yabana atılmayacak fikir ve önerileriyle bana bu deneyimimin sağlamasını yapma imkânı verdi.

Bu yazıda bu özrümün özünü teşkil eden kişisel bir hikâyeden, spesifik olarak Ermeni Diasporasından birisi ile birkaç yıl öncesine tarihlenen ilişkimden söz edeceğim ve biraz itiraflarda bulunacağım. İtiraf kültürü pek gelişmemiş ve itirafın bir acizlik göstergesi olarak algılandığı, güya kusur işlemeyenlerin ve özrü kabahatinden büyük olanların ülkesinde bu yazıyı yazmak başta beni düşündürse de sonra feminizmin o meşhur “Kişisel olan politiktir” düsturunu kerteriz alarak anlatmaya karar verdim. Kim bilir, belki bu öyküde kendinden de bir şeyler bulan okuyucular çıkar.

Continue reading

February 22, 2013

Yüzbaşı Torosyan Tartışmaları: Ya da Suskunluğun Sessiz Anlaşması*

by Azad Alik

Taner Akçam**

“Geçenlerde Gaba Tepe [Kabatepe]’deki mevzilerimizden birine  yönelik şiddetli bir hücum düzenlendi. [Düşman askerleri] öyle bir gayretle saldırmışlardı ki saldırı sonrasında siperler arasındaki bölge Türk cesetleri ile doldu. Bu düşman tarafından Avustralya ve Yeni Zelanda hattını yarmak yapılmış en cesur girişimdi. Saldıranlardan bazıları Victoria birlikleri tarafından korunan siperlere kadar ulaştılar; fakat bizim askerler bu cesur düşmanın sadece silahlarını ellerinden aldılar. Ve onları esir ettiler. Daha sonra ortaya çıktı ki, saldırı günde ortalama 15 mil [yaklaşık 27 km] yalınayak yürümeye zorlanmış Ermeni [askerler] tarafından yapılmıştı. İstanbul’dan cebri yürüyüşle yola çıkarılmışlar ve üç hafta boyunca çok az yemek yiyerek yürümüşlerdi. [Cepheye] varır varmaz da, [bu] yorgun adamlara hiç bir başarı şanslarının olmadığı [bir hücum emri verilerek] düşmana saldırıya zorlanmışlardı.”[1]

Continue reading

February 7, 2013

Kullanışlı Aleviler / Alevilik Üzerine Notlar Son

by AD

bilet

Hatır Kalsın, Yol Kalmasın

Alevilik, Azerbaycan, İran, Irak, Suriye, Bulgaristan, Yunanistan, Kıbrıs, Romanya, Makedonya gibi çevre ülkelerdeki yerel unsurları, etkileşimleri ve Almanya, İngiltere, Fransa, ABD vb ülkelerdeki diasporasıyla ve de Türkiye’de milyonlarla ifade edilen Alevi nüfusu ile büyük bir sosyal ve ekonomik gücü ifade eder. Bunun yanı sıra Yunus Emre’den, Pir Sultan Abdal’a, Aşık Veysel’e birçok ozanları, özgün kültürüyle Türkiye’nin kültürel yapısını büyük oranda belirleyen bir geleneğe sahiptirler. Bu nedenle Alevi nfusu, kültürü, örgütleri Türkiye siyasetinin tam merkezinde yer almaktadır.

Alevilerin büyük çoğunluğu kendilerini yalnızca Alevi sıfatıyla tanımlamaktadırlar. Buna ragmen bir yanda Sünni Türk devlet öte yanda diğer siyasi hareketler kendi ajandaları ve ideolojilerine göre Alevileri üç tarz-ı siyasetin, üç farklı kimlik inşa sürecinin etkisi altına almaya çalışmaktadırlar. Continue reading

February 1, 2013

Özür Dilemek “Bildiğiniz Gibi Değil”*

by Ayda Erbal

Ayda Erbal**

Türkiye’nin şimdiye kadar kendi odalarında kendi aralarında konuşup siyaset yapanları bir araya gelip birbirleri hakkında bunca yıldır biriktirip durdukları husumeti ortaya döktükçe kamusal alandaki “özür”ler de çoğaldı. Bir önceki cümlede özür kelimesinin tırnak içinde kullanmamın nedeni, şimdiye kadar, Türkiye’li aydınların Ermeniler’den dilediği “özür”, Başbakan Erdoğan’ın Dersimliler’den dilediği “özür”ü ve BDP Milletvekili Sırrı Sakık’ın bugünkü ve daha önceki “özür”leri dahil kamusal alandaki özürlerin hiçbirinin literatürde geçen özür kriterlerine uymaması. Hatta diyebiliriz ki son yıllarda kamusal alanda özürlerin neredeyse hepsinin ortak noktası, üzerine bir kez daha özür dilenmesi gereken metinler olmaları.

Continue reading

January 24, 2013

Samatya: “Münferit” mi “Muntazam” mı?

by Azad Alik

Foti Benlisoy*

Samatya’da son bir ay içerisinde bir dizi Ermeni kadının saldırılara maruz kalması bir tesadüf mü, tesadüf olabilir mi? Bunlar (devlet erkânının pek sevdiği tabirle) “münferit” hadiseler mi? Yaşanan saldırılar bir metropolde hayıflanarak da olsa “normal” saymamız gereken vaka-i adiyeden suç olayları mı?

Hikmet-i hükümetin yahut devletin kurucu rasyonelinin gayrimüslim topluluklara karşı işlenmiş büyük suçlara bulaşmış bulunduğu bir ülkede hayır. Bu ülkede bir Ermeniye karşı yapılan bu türden her saldırı, hiç değilse potansiyel olarak bu devlet aklına dayanır, ondan esin alır. Onun “milli” eğitimle, medyayla şuna bunla içselleştirilmiş, popüler kılınmış versiyonlarında moral dayanağını, ideolojik meşrulaştırılmasını bulur. Continue reading