December 1, 2015
by Azad Alik

Kaynak: https://goo.gl/dvpjpo
[Editörlerin Notu: Diyarbakır Barosu başkanı, avukat ve insan hakları savunucusu Tahir Elçi, 28 Kasım’da, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki silahlı çatışmalarda zarar gören tarihi Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı basın duyurusunda, “tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkma” ve “silah, çatışma, operasyon istemiyoruz” çağrısı yapmıştı. Tahir Elçi, basın duyurusu için bulunduğu yerde kimliği henüz belirlenemeyen kişi/kişiler tarafından öldürüldü. Elçi, 15 Ekim 2015’te gazeteci Ahmet Hakan’ın CNN Türk’te yayınlanan Tarafsız Bölge programına katılmıştı. Konuklardan biri ya da birkaçı azınlık veya farklı etnik gruplardan kişilerse mutlaka devletin veya milliyetçi ideolojinin aktörleriyle karşı karşıya getirildiği bir formata sahip, bu itibarla yapısal bir yanlılık içeren bu programın yetkilileri, Tahir Elçi’nin katıldığı gün de onun karşısına MHP milletvekili Uygar Aktan’ı koymuştu. Aktan’ın “PKK’nin terör örgütü olup olmadığına ilişkin” tacizkar yorumları ile şekillenen bu tartışma sonrasında, Tahir Elçi sarf ettiği sözler nedeniyle linç kampanyasına maruz kaldı. Devamında, Elçi’ye, 23 Ekim 2015 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında Terörle Mücadele Kanununun (TMK) 7/2 maddesi uyarınca “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan kamu davası açıldı. Hakkında kaçma şüphesi nedeniyle çıkarılan yakalama kararı ardından, Elçi, sabahın erken saatlerinde Diyarbakır adliyesindeki baro odasında göz altına alınarak tutuklanma talebiyle İstanbul’da Bakırköy 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne götürüldü. Duruşmada ise serbest bırakılarak, kendisine adli kontrol tedbiri uygulandı. Adli kontrol tedbirlerinden biri de yurt dışına çıkma yasağıydı. Elçi duruşmada yaklaşık 3 saat ifade verdi. Elçi’nin yurt dışı yasağı öldürülene dek geçerli kaldı.
Tahir Elçi’nin öldürülmesinden duyduğumuz üzüntü ve öfkeyi ifade etmek oldukça zor. Elçi, meslek hayatının büyük kısmını insan hakları savunuculuğu, köy boşaltma, işkence ve zorla kaybetme (“faili meçhul”) davalarının avukatı olarak geçirmişti. Tahir Elçi’nin anısına, onun CNNTürk’te sarfettiği görüşler nedeniyle, ifade özgürlüğü hiçe sayılarak TMK’dan yargılandığı mahkemede verdiği ve İMCTV tarafından daha önce yayımlanmış savunmayı yeniden yayımlıyoruz. Savunma, Türkiyeli okurlar için sadece bir ifade özgürlüğü ve hukuk dersi değil; aynı zamanda 2012 sonlarında başlayan, pek çok iniş çıkışa rağmen devam eden üç senelik Çatışmasızlık ve Çözüm sürecinin ve 2015 Temmuz’undan başlayan silahlara dönüş ve çatışma döneminin hakkaniyetli bir değerlendirmesi de.
Tahir Elçi, Kürdistandaki pek çok sivil toplum lideri gibi, barış ve çözüm sürecine verdiği yapıcı destek ve çatışma döneminde tarafların sorumluluk ve hatalarını olduğu gibi cesurca ortaya koyan tespit ve çağrılarıyla, eğer bir gün Türkiye ve Kürdistan’da barışın tarihi yazılacaksa bunun önde gelen isimlerinden biri olarak yerini alacaktır. Tahir Elçi, devletin Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı topraklarda sürdürdüğü adaletsizlik, şiddet ve tahribatla ulusal ve uluslararası mecralarda yargı yoluyla mücadeleye hakkı ödenemeyecek katkılar sundu. Kaybımız çok büyük!
Tahir Elçi, kendisine isnat edilen suça karşı mahkemede verdiği bu savunmada, son zamanlarda Türkiye’deki kamusal alanda rastlamadığımız kadar berrak, net, sağduyulu ve analitik bir şekilde Türkiye’nin güncel tarihini, devleti, Kürdistan’ı ve “Kürt meselesini” anlatıyor bize… Türkiye’de anaakımdan farklı fikirler ortaya koyan ve kalıcı bir çözümü inşa etmenin yollarını cesaretle arayan kişiler sokakta rahatlıkla öldürülüyor ve faillerine ulaşılamıyorsa, burada kurumları, yasaları, siyaset-hukuk ve güvenlik aktörleri, toplumu ve medyası ile birlikte hepimizi topyekün sorumlu kılan bir suç var demektir. ]
read more »
Posted in Activism, Forced Disappearances, Human Rights, Individual freedoms, Intellectuals, Justice and Judiciary, Kurdish History, Kurdish Politics, Media in Turkey, Minority Politics, Minority Rights, Politics, Structural Inequality, Turkish History, Turkish Politics |
3 Comments »
October 19, 2015
by Azad Alik
[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü. Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 6. bölümüne Doğan Gürpınar’ın Derin Tarih dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin önceki yazılarına https://goo.gl/EXqcYh anasayfasından ulaşabilirsiniz]
Doğan Gürpınar*
Derin Tarih dergisi 2012 yılında Mustafa Armağan’ın editörlüğünde tabu-kırıcı, aykırı ve cesur bir mecra olma iddiasıyla yayın hayatına başladı ve devam edegeldi. Kendine biçtiği bu misyon ve sıfatla bir bakımdan geleneksel sağın retoriğinden çok 1968 sonrası revizyonist sol, sol-liberal, anti-milliyetçi tarih-yazımı retoriğini hatırlatır; ki “ezber bozuculuk” 1990’lardan itibaren Türkiye’de sol-liberal “tarihle hesaplaşma” tarzının şablon sloganlarından olmuştur. Ancak elbette Türkiye’de tabu-yıkıcılık, anti-Kemalist sağın da kendine uzun zamandır biçtiği öz-tanımdır. Kendisi sonradan Türkiye’de şekillenen sağdan epey ayrı düşse de anti-Kemalist “tabu-kırıcılığı” sağ tarihyazımının kurucu mimarı Rıza Nur ve akabinde Kadir Mısıroğlu bu retoriğin iki güçlü temsilcisi olagelmişlerdir. Bu bakımdan Mustafa Armağan’ın hem kendi, hem de genel yayın yönetmenliğini üstlendiği dergiye damıttığı üslup dikkate değerdir. Bir taraftan tabu-kırıcı ve ezber bozan olma iddiasındadır. Aynı anda da bu iddiayla bildik şablonları kısmen farkında, kısmen de bilinçsiz postkolonyalist ve postyapısalcı literatürden devralınan söylemsel mühimmatla harmanlayarak tahkim etmekte ve bilimselleştirmektedir. Bu şekilde de à la mode postkolonyal literatürden devşirilen söylemsel yığınakla “pozitivist” ve “modern(ist)” olarak damgalanan Kemalizme karşı kazanılan özgüvenle bildik sağ kalıplar restore edilmektedir.
read more »
Posted in Armenian History, Centenary of Armenian Genocide, History, Human Rights, Intellectuals, Minority Rights, Politics, Politics of Commemoration, Politics of Knowledge, Politics of Language, Politics of Memory, Politics of Past, Public Sphere, Structural Inequality, Turkish History, Turkish Politics |
3 Comments »
October 2, 2015
by umuttumay
Umut Tümay Arslan*
Yüzüncü yılında 1915’e bakan dergiler üzerine Azad Alik’in hazırladığı bu yazı dizisinin temel derdi şu: “1915’i konuşmak, ama nasıl?” Konuşmanın nasılını dert ediyor olmak, inkardan yüzleşmeye giden doğrusal ve belki de doğru bir yol olmadığını da varsayıyor, –inkarın sadece devlet politikasından ibaret olmadığını, sadece “faşistlerin”, “fanatik milliyetçilerin”, “cahillerin” ve “gericilerin” işi olmadığını da. 1915’i konuşma çerçeveleri üzerine konuşmaya başlamanın, inkar ve yüzleşmenin pek de birbirinin karşıtı olarak karşımıza çıkmadığını görmemize imkan vereceğini düşünüyorum.
1915’i, yeniden anlatılmayı bekleyen ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak da, asla ulaşamayacağımız bir tarihsel nesne, gizemli bir hakikat olarak ele almak da dilsel, tarihsel, politik özneler olarak değil, nötr bir biçimde konuşuyor olduğumuz yanılsamasını tekrar tekrar yeniden üretiyor. İlki, Ermeni Soykırımı’nı ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak, dolayısıyla onun olgusallığına vurgudan[2] ibaret bir konuşma çerçevesi, üzerine konuşuyor olduğumuz sürecin, çifte ortadan kaldırma süreci olduğunu görmüyor;[3] sadece Ermenilerin yok edilmesi değil, aynı zamanda bu yok edişin izlerinin silinmesi sürecini: İnkar sürecini. 1915’i geçmiş zaman olarak şimdinin çerçevesine olduğu gibi geri getirdiğine inanan bir konuşma, izlerin ortadan kaldırılma sürecini, sessizlikle geçen, inkarı sürdürdüğümüz onca zamanın izini dışarda bıraktığı ölçüde, 1915’in bir zamanlar, bir kereliğine, bir kesinti olarak düşünülmesini, konuşmanın geçmişin cellatları ve kurbanlarını konuşmaktan ibaret olduğu yanılsamasını, biz-şimdi-konuşanlar olarak bu tarihin dışında durabildiğimiz bir dünyada yaşıyor olduğumuz yanılsamasını da pekiştiriyor. İkincisi, yani, Ermeni Soykırımı’nı erişimimize kapalı bir tarihsel nesne olarak ele almak, onu bir türlü ulaşamadığımız gizemli bir hakikat olarak konuşma çerçevesinin içine almak, sadece çifte-ortadan kaldırma sürecine karşı körleştirmiyor bizi, ama aynı zamanda 1915 üzerine konuşurken (tarihsel-) özne pozisyonlarını işgal ettiğimiz, sıfırdan konuşmaya başlayamayacağımız gerçeğini tanımıyor.
O halde 1915’i şimdide konuşuyor olduğumuzu, Ermenilerin mallarına el konulması, Ermeni kültürünün izlerinin yok edilmesi, sessizlik ve inkarla geçen yüzyılın ardından konuşuyor olduğumuzu, aradan geçen zamanın şiddetini silerek konuşamayacağımızı bilerek başlamalıyız tefekküre. Bu, kim olarak konuştuğumuzun ayırdına varmamız, yani kendi (tarihsel-) öznelliğimizin izlerini silen bir konuşmanın infilak etmesi, imkansızlaşması anlamına gelecek.
read more »
Posted in Armenian History, Armenian Literature, Centenary of Armenian Genocide, History, Human Rights, Literature, Memoirs, Minority Politics, Minority Rights, Politics, Politics of Commemoration, Politics of Language, Politics of Memory, Politics of Past, Public Sphere, Structural Inequality, Turkish History, Turkish Literature |
2 Comments »
August 24, 2015
by Onur Yavuz
Onur Yavuz
7 Haziran 2015 Türkiye Genel Seçimleri son 13 yıldır rastlanmayan yeni bir meclis kompozisyonu ile sonuçlanırken geride bu sonuçların nasıl ortaya çıktığına dair tartışmalar bıraktı.
Bu tartışmalar son bir aydır çeşitli şekillerde sürerken kimi araştırmacılar da ulaşılabilir durumda olan veri setleri aracılığıyla tartışmaya veri bazlı ve matematiksel bir açıklama getirmeye çalıştılar.
Bu araştırmacılar arasında Erik Meyersson iki periyod arasında oluşan oy oranı farklarıyla regresyon modelleri üzerinden giderken KONDA’nın 18 Haziran tarihli raporu ve Onur Altındağ-Bert Azizoğlu ikilisinin 20 Haziran tarihli araştırmaları ekolojik çıkarım yöntemi (1) kullanarak oy kaymalarına açıklık getirmeye çalıştı. Tüm bu araştırmaların bulguları HDP’nin sürpriz bir oranla barajı geçmesinin ardındaki itici gücün birtakım çevrelerce iddia edildiği gibi CHP seçmeninin stratejik davranarak HDP’ye (emanet) oy vermesiyle değil, AKP’nin kendi seçmen kitlesi içinde gözlemlenen ciddi bir kayma sonucu olduğuna işaret ediyordu. Ek olarak bu tez ışığında AKP kampında da “PKK’nin halkı tehditleri sonucu” bu durumun ortaya çıktığına dair “şahin” bir pozisyon belirdi.
Görüleceği üzere HDP’nin barajı aşmasına sebep olan faktörün yorumlanışı iki farklı kampın genel olarak Kürt halkı ve Kürt siyasi hareketine dair ajandası ve söylemini kurgulamada kullanma eğiliminde olduğu bir şey. Bir yandan gerek iktidar, gerek merkez muhalefet kanadında emanet oy söylemiyle HDP’den bugüne değin savunageldiği pozisyondan ödün vermesi gerektiğine dair birtakım taleplerde bulunma eğilimi gösterirken, diğer bir kamp ise Kürtlerin ve Kürt hareketinin devletin otoritesini hatırlamaya ihtiyacı olduğu fikriyatında bir saldırganlığa yuvarlanmaya meyyal görünüyor.
Bu analiz size Meyersson, KONDA ve Altındağ-Azizoğlu araştırmalarının bir sağlamasını sunmak üzere hazırlandı. Gerek Meyersson’un analizinde nümerik detaylara girilmemiş olması, gerek KONDA ve Altındağ-Azizoğlu analizinde kullanılan prosedürün ekolojik yanlış-çıkarım riskine yatkın olması sebebiyle halihazırdaki analiz bu tartışmaya katkı sağlamak ve yukarıda atıf verilmiş bulguların sağlamasını yapmak amacıyla kaleme alındı.
Bu analizin diğer çalışmalara temel farkı veri madenciliği (2) düzleminde ilerlememesi, tersine hipotez test edici bir şekilde kurgulanmış olması. Bu nedenle teorik bir argümantasyon ile içerdiği değişken sayısı sınırlanmış, doğrudan ortaya atılmış bir dar hipotezin doğruluğunu test eden ve bu analitik modelden elde edilen bulgular ışığında hâlihazırdaki betimsel oy dağılımını yorumlayan bir analiz söz konusu.
read more »
Posted in Data Politics, Electoral Politics, General elections, History, Methodology, Minority Rights, Politics, Structural Inequality, Turkish History, Turkish Politics |
1 Comment »
August 16, 2015
by Nuhat Muğurtay
Nuhat Muğurtay*
7 Haziran’dan önce birçok kesim AK Parti’nin anayasayı değiştirecek güce ulaşamasa bile tek başına iktidar olabileceği kanaatindeydi. Seçimler beklenildiği gibi sonuçlanmayınca Türkiye siyasetinde 2002’den beri ilk kez bir koalisyon tartışması gündemi domine etti. Koalisyon tartışmaları aynı zamanda bir yönetim krizi olduğunu da gözler önüne serdi. 7 Haziran sonrası siyasi partiler arası bilek güreşi bütün idari ve siyasi reform süreçlerini gündemden düşürdü. 7 Haziran 2015 genel seçimleri sonrası, AK Parti’nin çoğunluk hükümeti kuramamasına etki eden en kritik mesele Batı ve Doğu’daki Kürt muhafazakâr seçmenlerin oy verme tercihiydi. Seçimin kaderini belirleyen muhafazakar Kürt oylarının önümüzdeki erken seçimde dikkatle kaale alınması gerekir. Muhafazakar Kürt oyların HDP’ye kayma sebebi olarak kimi yazarlar Gezi protestolarını işaret ederken, birçok yazar ve siyasetçi Kobane olaylarının çok etkili olduğunun altını çizdi. Bütün bunlar var olan durumu kısmen açıklamakla birlikte, oldukça yetersizdir. Aşağıda bu iki yaklaşımın analizi yapılacak ve analizdeki yetersizlikler gösterilecektir.
Öncelikle su sorunun cevabını verelim, sonuçların ardından, gerçekçi analizlerde üzerinde sıklıkla durulan Kürt muhafazakârları kimdir? Aile bağları geleneksel olan, köy kökenli, genelde tercihini sağ partilerden yana kullanan ve PKK’nin dine mesafeli olduğunu düşündüklerinden ötürü PKK ideolojisine sempati duymayan, yani sosyo-ekonomik kriterlerle anlamlandırmanın mümkün olmadığı, daha çok kültür ve gelenek kodlarıyla anlaşılabilecek bir kesimden bahsediyoruz.
Kürt muhafazakarları 2015 genel seçimlerinde oylarını daha önce politikasından tatmin olmadıkları HDP’ye yönlendirdiler. AK Parti için seçimlerin en önemli başarısızlığı, yaklaşık yüzde 5’e tekabül eden bu kesimin ve ilk defa oy veren genç kitlenin oylarını kaybetmesi oldu. HDP’nin başarısı, yüksek beklentilerin aksine, seçim kampanyasının asıl hedefi olan Batı’daki Alevi, seküler veya sol oylar değil, geniş Kürt kesimlerden ve bölgede yaşayan bir kısım Kürt Aleviler’den gelen oylar sayesinde elde edildi.
read more »
Posted in Electoral Politics, General elections, Human Rights, Kurdish History, Minority Politics, Minority Rights, Politics, Structural Inequality, Turkish History, Turkish Politics, Zorunlu Goc |
10 Comments »
July 8, 2015
by gulseren adakli
[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü. Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Gülseren Adaklı‘nın Evrensel Kültür 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk iki yazısına şuradan ve şuradan ulaşılabilir.]
Gülseren Adaklı[1]
Konuşurken, kelimeler arasında, sessizliğe mahkûm edilmiş milyonların hatırasına bir sessizlik çekirdeği muhafaza edilmelidir. Terry Eagleton[2]
Bu yazıda, Nisan sayısında Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılını gündemine alan periyodiklerden birini, aylık edebiyat ve sanat dergisi Evrensel Kültür’ü genel hatlarıyla ele alıp incelemeye çalışacağım. Tüm yazıların içeriğinde ileri sürülen düşünceleri tartışmam söz konusu değilse de, dikkat çekici olduğunu düşündüklerimin altını çizeceğim. Bu yazıyı hazırlarken Ermeni soykırımı, soykırımın failleri, faillerin devamcıları hakkındaki bir çok bilgiye utandırıcı biçimde geç kalmış olduğumu bir kez daha gördüm. Yazarken bir yandan yüzleşme pratiklerini, yüzleşme nasıl yapılırsa anlamlı olabiliri tartmaya çalıştım.
read more »
Posted in Armenian History, Armenian Literature, Centenary of Armenian Genocide, History, Human Rights, Kurdish History, Kurdish Literature, Literature, Memoirs, Minority Politics, Minority Rights, Politics, Politics of Commemoration, Politics of Knowledge, Politics of Language, Politics of Memory, Politics of Past, Structural Inequality, Turkish History, Turkish Literature, Turkish Politics |
2 Comments »
June 27, 2015
by BillyUrfe

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü. Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Görkem Daşkan‘ın Ayrıntı Dergi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk yazısına şuradan ulaşılabilir.]
Görkem Daşkan
Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı sebebiyle Türkiye’de çıkan süreli yayınların bir kısmı geçtiğimiz aylarda konuya muhtelif genişlikte yer verdi. Bunlardan biri on yazılık özel dosyası ile Ayrıntı Dergi’ydi (Mart/Nisan 2015 sayısı). Editörlüğünü Abdurrahman Aydın’ın yaptığı dosyaya Dickran Kouymjian ve Mehmet Polatel yönlendirici yardımlarda bulunmuş. Bu yazıda dosyanın içeriğine göz atarak, yazıların 100. yıla ilişkin algısını tartışmaya çalışacağım.
read more »
Posted in Armenian History, Centenary of Armenian Genocide, History, Human Rights, Intellectuals, Kurdish History, Kurdish Literature, Literature, Memoirs, Minority Politics, Minority Rights, Politics, Politics of Commemoration, Politics of Knowledge, Politics of Memory, Politics of Past, Property Rights, Public Sphere, Structural Inequality, Turkish History |
4 Comments »
June 21, 2015
by Talin Suciyan
[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü. Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Talin Suciyan‘ın İstanbul’daki anma toplantılarına dair eleştirel değerlendirmesiyle başlıyoruz.]
Talin Suciyan
Beş yıl önce, o tarihte yapılan ve Taksim Meydanı’nda ilk kez düzenlenen anma da dahil olmak üzere bir dizi etkinliğin içeriği hakkında o gün düşündüklerimi Toplumsal Tarih dergisine yazmıştım.[1] 2010’dan bu yana, 24 Nisan anmaları ve Özür Kampanyası hakkında çok daha kapsamlı çalışmalar yayımlandı. Seyhan Bayraktar’ın hatırlama ve siyaset üzerine 2010 Ağustos’unda yayımlanan kitabı Politik und Erinnerung: Der Diskurs über den Armeniermord in der Türkei zwischen Nationalismus und Europäisierung ve Ayda Erbal’ın özür dilemenin şekli ve içeriği üzerine 2013 yılında yazdığı “Özür Dilemek ‘Bildiğiniz gibi değil’”[2] makalesi bunlardan ilk aklıma gelenler.
read more »
Posted in Armenian Politics, Centenary of Armenian Genocide, Human Rights, Minority Politics, Minority Rights, Politics, Politics of Commemoration, Politics of Memory, Politics of Past, Structural Inequality, Turkish History |
8 Comments »
January 25, 2015
by Ayda Erbal
[Editörlerin Notu: Azad Alik’te önümüzdeki yıl yayımlayacağımız ırkçılık ve ayrımcılık serisinin üçüncü yazısı Ayda Erbal‘dan. Yazı 25.01.2015 tarihli Star Açık Görüş sayfalarında da yayımlandı, ancak dipnotlar ve linklerde sorun olduğu için yazıyı aynı gün yeniden yayımlıyoruz.]
Ayda Erbal*
7 Ocak tarihinde Charlie Hebdo (CH) çalışanları ve polis memurlarının öldürüldüğü eylemin hemen sonrasında Kıta Avrupası ve Amerika’da temel olarak iki yaklaşım öne çıktı. Her iki yaklaşım da yazar çizerlerin yazıp çizdiklerinden dolayı öldürülmüş olmalarını, olması gerektiği gibi, amasız, eğersiz kınadılar. Ancak yolları bundan sonra ayrıldı: Takip edebildiğim kadarıyla birinci grup, ezici çoğunlukta sade vatandaşın da katkısıyla, CH’nin mesajını da misyonunu da sahiplenerek, kimisi sadece destek olmak amacıyla #jesuischarlie #benCharlieyim hashtag’i altında gerek sosyal medyada gerekse sokaklarda cinayeti protesto ettiler. Bu birinci grubun ideologları diyebileceğimiz çoğunluk gazeteci, yazar ve çizerlerin yine ağırlıklı bir kısmı işi daha da ileri götürüp CH’nin misyonuna/ mesajına destek olmak için CH karikatürlerinin ve kapaklarının tıpkı basımını yapmaları gerektiğini savundular.
read more »
Posted in Activism, Freedom of Expression, French History, History, Human Rights, Individual freedoms, Intellectuals, Journalism, Middle East, Minority Politics, Minority Rights, Philosophy, Politics, Politics of Language, Public Sphere, Religious Freedom, Secularism, Structural Inequality, Structural Racism, Turkish History, Turkish Politics |
1 Comment »
January 13, 2015
by Azad Alik

Kaynak: james_gordon_losangeles @ Flickr
Nancy Kricorian** (@nancykric)
Evden ayrılmadan önce Türkiye’ye yapacağımız Ermeni Mirası Turu’na bir isim buluyorum: “Bir Otobüste Yirmi Ermeni” ya da “Otuz Mendil Turu”. Rehberimiz, sanki dini veya ruhani bir arayıştaymışız gibi turumuza hac, bize de hacı diyor. Ne bulmayı umuyorum? 1915’te Osmanlı hükümetinin Ermeni vatandaşlarının çoğunun sürgüne ve ölüme gönderilmesiyle sonuçlanan soykırım harekatının başlamasından birkaç ay sonra babaannem ve ailesi Mersin’deki evlerinden kovulduklarından beri neredeyse yüz yıl geçti. Aileden sadece babaannem ve kardeşi gönderildikleri ölüm yürüyüşü sonunda hayatta kalmışlar. Suriye çölünde, Ras al-Ayn’da bir kampta sekiz bin Ermeni yetimden ikisiymişler.
read more »
Posted in Armenian History, Armenian Literature, History, Human Rights, Kurdish History, Memoirs, Minority Rights, Politics, Turkish History, Turkish Literature, Turkish Politics, Zorunlu Goc |
Leave a Comment »