Archive for ‘Queer Politics’

May 26, 2020

SHP de 1988’de “Toplum Hazır Değil” Demişti 

by Azad Alik

Screen Shot 2020-05-25 at 3.22.20 PM

Beren Azizi

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir noktada Hükümeti kutlamak istiyorum; bu benim için bir kadirşinaslık olacak. Hükümeti kutluyorum; çünkü, gerekçede yer alan ifadelerle, çağımızın en gelişmiş Batı toplumlarının en önemli sorunlarından birini, Türk toplumuna taşımıştır. Gerekçede açıklandığı şekliyle, cinsiyet değişikliğinin nüfusa tescil edilme imkanının sağlanması, gelişmiş ülkelerin en önemli sorunudur. Bugün Türkiye’nin hiçbir sorunu kalmamıştır.

Bugün Türkiye’nin, ne enflasyon sorunu, ne özgürlük sorunu, ne de demokratik sorunu vardır; Hükümetin şu değerlendirmesiyle ve haremden kaynaklanan bir ilhamla, sadece ve sadece cinsiyet değişikliği sorunu vardır. Çağın üstündeki, küçümsemediğim; ama Türk toplumu için çok fantezi bulduğum bu sorunu, muhafazakar iktidarın Türk toplumunun gündemine taşımış olmasını samimiyetle, takdirle yad etmek gerekecektir.

             ….

            Saygılar sunuyorum. (SHP sıralarından alkışlar)”[1]

 

Yukarıdaki alıntı Milletvekili Mehmet Turan Bayazıt’ın sözleridir. Bu sözler, 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun tasarısının oylandığı 4 Mayıs 1988 tarihli birleşimde edilmiştir. Bu birleşimde oylanan maddelerden biri de Türk Kanunu medenisinin 29. maddesine cinsiyet değişikliği ile ilgili bir fıkra ilavesi hakkındadır.

Kanun tasarısı oylanmadan evvel, 11 Şubat 1988 tarihinde Başbakan Turgut Özal imzalı TBMM Meclis Başkanlığına gönderilen tasarıda her değiştirilmesi teklif edilen kanunun gerekçesi de açıklanmıştır. Sicilde kayıtlı cinsiyeti değiştirme hakkının Medeni Kanun’a bir hak olarak eklenmesini teklif eden değişikliğin gerekçesi olarak şunlar denmiştir:

“Yargıtay içtihatları iradi bir şekilde cinsiyet değişikliğine cevaz vermemektedir. Halbuki bu husus çağımızın en gelişmiş batı toplumlarının en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir…

…Yargıtay sadece çift organlı olarak doğmuş olanlar açısından cinsiyet değişikliğini içtihatlarında kabul etmiş bulunduğundan ve yukarıda izah olunan kişiler yönünden de hukuki boşluğun doldurulmasına zaruret hasıl olduğu için bu düzenlemeye gerek görülmüştür.”

read more »

November 12, 2019

Joker: Hollywood’da da TERF’lük para etmiyor artık demek ki*

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Azad Alik uzunca bir aradan sonra, konusu itibariyle yaz aylarına damgasını vurmuş oldukça ufuk açıcı bir tartışmayla yayına geri dönüyor. Önümüzdeki günlerde geçmişteki bu tartışmalara yanıtları da kapsayacak dizinin ilk yazısı Beren Azizi’den. Hem konunun kendisini, hem de Türkiye’nin benzer konulardaki kamusal alanına ilişkin güç ilişkilerinin toplumsal ve siyasi olarak nasıl kodlandığını açık etmiş tartışmanın dinamiğini ve o dinamiğin faş ettiklerini anlamayı önemli buluyoruz. Sanat, siyaset ve pazardaki değişim üzerine ileriye yönelik başka tartışmaları da beraberinde getireceğini düşündüğümüz yazıların tamamına TERF sekmesinden ulaşabileceksiniz]

Beren Azizi

Bir film türünün neden öyle çekildiği konusunda malum bir tartışma var. Daha doğrusu Hollywood stüdyolarında o filmleri öyle üretenler kimlerdir? Ya da nedir bunun sebebi? Bu sorunun cevabı tartışmalı. Seyirciye nihai yazarlık atfederek filmin ritüel işlevine işaret eden “Halk bunu seviyor kardeşim!”ci filmin ve üretim süreçlerinin ideolojik açıdan tarafsızlığına ve dolayısıyla masumluğa vurgu yapan yaklaşım bir yanda durur. Öbür yanda da “Ne seyircisi! Milleti manipüle ediyorsunuz! Sistemi ve sömürüyü yeniden üretiyorsunuz!”cu ideolojik amacı ifşa eden yani sermayeyi – Hollywood’u – failleştiren yaklaşım durur. (Rick Altman’ın yürüttüğü bir tartışma: Ritual funciton vs ideological purpose.)

Filmleri kimin veya neyin öyle çektiğini bulursak başka türlü çekilmelerini sağlarız veya en azından sorumlular belli olur da biraz olsun hesap sorarız diye yapılıyordur herhalde bu tartışmalar. Bana soracak olursanız hangisi doğru olursa olsun her iki durumda da bir film türünün nasıl çekileceğini güç ilişkilerimiz belirliyor. Failliği üreticinin elinden alan “Halk bunu seviyor!”cu en masum yaklaşımın doğru olduğu durumda dahi kimin sevgisinin para ettiği veyahut kimin sevgilerini açık etmek konusunda özgür olduğu, kimlerin beğenmemelerinin gözden çıkarılabilir olduğu gibi sanatın üretim süreçlerini belirleyen güç ilişkiler yumağı var. Dolayısıyla mevcut güç ilişkileri değiştikçe filmlerin nasıl çekileceği veya çekilemeyeceği de dönüşüyor. Bazen bu dönüşüm süreçlerinin hızı artar ve bu süreçler bazı türlerde daha yoğun hissedilir. Bu hız ve yoğunluğa kriz de diyebiliriz pekala.

Komedi türü açısından böyle bir “kriz” dönemine girdiğimizi düşünüyorum. Joker filminin de mevcut güç ilişkilerinin değişimine bağlı olarak komedi türü krizinin eleştirisi veya semptomu olması muhtemel.

Şöyle ki, Joker’in yönetmeni Todd Phillips komedi filmlerinin yarı tanınmış bir yönetmeniydi. Yönetmeniydi diyorum; çünkü Joker’den sonra kendisi için yarı tanınmış demek doğru olmaz. Instagram takipçi sayısı yıllardır yüz binlerdeyken bir anda beş yüz binlere fırlamış. Artık ünlü dahası ödüllü-itibarlı bir yönetmenle karşı karşıyayız. Komedi filmleri ise şöhret açısından kendisini ne güldürmüş ne de öldürmüş. Ödül ve itibar açısından ise kendisini seçkin eleştirinin her zaman

read more »

November 12, 2014

Ve “Öteki” Çocuklar: Görülmeyen, Duyulmayan, Konuşulmayan -2

by Azad Alik
Gemma Aguasca © Council of Europe http://www.gemmagas.com/

Gemma Aguasca © Council of Europe
http://www.gemmagas.com/

Adem Arkadaş @aatftc (röportaj: Ayda Erbal @aydaerbal)

(Azad Alik editörlerinden Ayda Erbal’ın Uluslararası Çocuk Hakları Merkezi’nden İnsan Hakları ve Çocuk Hakları Sorumlusu Adem Arkadaş’la yaptığı ilk röportajdan sonra editörler arası yazışmalarda özellikle geçiş döneminde çocuk hakları konusunda merak ettiğimiz başka başlıklar da olduğunun farkına vardık. Dolayısıyla Adem Arkadaş’la yaptığımız röportaja bir üçüncü bölüm eklemeyi uygun gördük. Bu serinin üçüncü bölümünü Aralık ayında yayımlayacağız.)

1-Otuz senelik çatışmanın kamuoyunda bilinen bilançosu 40 bin can kaybı, bunun ne kadarı çocuktu, bu veriyi tutmuş veya ilgili kurumlardan istemiş bir çocuk hakları kuruluşu var mı?

Çocuk hakları sivil toplum örgütleri çok etkin değiller bu konuda. BM Çocuk Hakları Komitesi ile Türkiye’nin görüşmeleri için bir STÖ raporu (http://www.cocukhaklariizleme.org/wp-content/uploads/NGO-Report-TR.pdf ) hazırlarken bazı bilgilere ulaşmıştım. Örneğin “Bir Göz de Sen Ol! Çocuk Ölümlerini Durdur!” adli sivil toplum girişiminin hazırladığı kampanya raporuna göre son on bir yılda 477 çocuk devlet güvenlik güçlerince öldürülmüştür (http://www.birgozdesenol.org/?p=136 ).

read more »

December 4, 2012

Koyma Ötekilik, Oyma Ötekilik

by Burcu Gürsel

 

Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can Sağlık, Dünya Engelliler Günü’ne iki gün kala yayımladığı “Hem Topal Hem Sağır!” başlıklı yazısında bu kelimeleri adet olduğu üzere mecazi anlamlarıyla kullanmış. Burada meselemiz, siyaseten doğruluk adına bireylerin kimliklerine dair sayılabilecek bir takım özelliklerin mecaz hatta espri öğesi yapılmasını denetlemek değil. Asıl sorun, bir yazının nasıl olup tam da canevine koyduğu konunun fersah fersah uzağına düşebildiğidir. Zira Sağlık’ın ilk cümlesinde “Galiba mesele tam da bu…” diyerek ilan ettiği konu “ötekilik.”  Sağlık’ın yazısında geçen, İshak Alaton ve Hayrünnisa Gül’ün diyaloğundan çıkarılan hisse, Türkiye’de “öteki” olma hallerinin çeşitliliği: “Öteki olmak için sebep çok. İlla azınlık olmanız gerekmiyor. Azınlıksanız hepten yandınız. Ama çoğunluk olmak da otomatik olarak kurtarmıyor!  . . .  Alaton haklı: ‘Bu memlekette herkes öteki.’” Bunun acısının görece güç ve iktidar mevkilerine ulaşan bireyler tarafından dahi hissedildiğini vurgulayan Sağlık, grupların iletişim kurarak dayanışma yapmak yerine birbirlerine sırt çevirdiğinden dem vuruyor. 

read more »

June 29, 2011

Bir Talihsiz Rastlaşma ya da Düğün ve Cenaze

by Azad Alik

26 Haziran 2011, Taksim - Sinem Mucur

Salih Canova

Amerikalı siyah travesti Marsha P. Johnson New York’ta yaşayan LGBTT’lerin (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel)uğrak yeri Stonewall Inn adlı bara düzenlenen polis baskınlarından bıkıp, 28 Haziran 1969 gecesi elindeki şişeyi polise fırlattığında bu şişenin özgürlük mücadeleleri tarihinde önemli bir yer edinecek bir isyanın işaret fişeği olacağını bilemezdi elbet. 28 Haziran gecesi New York’ta başlayan isyan dünyayı öyle derinden sarstı ki, o güne kadar “hasta” kabul edilerek insan olma “onur”ları ellerinden alınan LGBTT’ler, dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimlerde olsa da “iade-i itibar” için mücadele etmeye başladı ve bir çok ülkede de onurlu bir yaşam için haklarını kazandılar. Hal böyle olunca her yıl Haziran ayının son Pazar gününü de LGBTT Onur Günü olarak kutlamayı ihmal etmediler.

read more »

June 7, 2011

LGBTT örgütleri, Feministler, Evsiz Barksızlar ve Sırrı Süreyya Önder

by Ayda Erbal

Yapısal Eşitsizlik

“Ne mutlu kahramana ihtiyacı olmayan ülkeye!”

Bertolt Brecht

Ayda Erbal[1]Erdem Özgül[2]

Sırrı Süreyya Önder’in aslı şurada yayımlanmış yazımıza verdiği yanıt pek çok açıdan bir ilk olması ve niyetinin doğrultusunu göstermesi açısından oldukça önemlidir. Önder bunu yaparak bugün ve geçmişte bağımsız siyasete atılmış benzerlerinden de (bkz Burcu Gürsel’in yazısı), Ermenilerle ilgili yazdıklarına gelmiş gerek sözlü gerek yazılı son derece ağır eleştirileri ya eleştiri sahiplerini karalama yolunu seçerek ya da okurlarından bu eleştirileri köşe bucak kaçırarak, bu sayede kendi kariyerini ve egosunu yüzbinlerce insanın tarihinin ve adalet arayışının üzerinde tutma selahiyetini kendisinde bulmuş yazar, çizer ve “aydın”dan da farklı olduğunu göstermiştir. Bu insanların bir bölümünün Önder’in uzak ya da yakından arkadaşı olması da Önder’in onlardan olumlu yönde farklı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Dolayısıyla Sırrı Süreyya Önder’in tutumu, konuştuğumuz konuların akıl almaz büyüklüğü ve zorluğu

read more »

May 31, 2011

Seçim notları

by Azad Alik

Sırrı Süreyya ÖNDER
Alanlarda çalışırken hak ihlalleri bahsinde net bir tavrın içinde durmaya gayret ediyoruz.

Gelin görün ki bunu yaparken, kendimiz hiçbir mazeretle açıklanamayacak ihmaller ve özensizliklere düşüyoruz.

Böyle durumlarda yapılacak tek şey özür dilemek ve ders çıkarmaktır.

Bunu samimiyetle yapamayanlar “Bir hatayı büyütmek istiyorsanız onu savunun” sözündeki duruma düşerler.

Bu hataların birincisi, LGBT bireylerin durumuna dair seçim bildirgemizde yer alan yaklaşıma broşürümüzde yer vermemek şeklinde gelişti.

Bu hatanın nasıl bir trafik içerisinde vuku bulduğunu paylaşmak ve özür dilemek için LAMBDA Derneği’nde bir buluşma düzenledik.

Orada bütün açıklığıyla bunun hesabını verip özür diledim.

Çıkardığımız sonuç: Eşcinsellerin duyarlılıklarına, sorunlarına ve durumlarına daha yakın ve içeriden durmaya karar vermek şeklinde oldu.

Bu özürümün LGBT bireylerle sınırlı kalmaması için bunu kamoyuyla da paylaşmayı bir görev bildim. İkinci buluşma aralarında ağırlıklı olarak feministlerin bulunduğu kadınlarla oldu.

Böyle bir düşüncede olmamama rağmen, dilime sızan “Maço” kavramların kullanımından doğan sorunlar ve bunların vahameti dile getirildi.

read more »

%d bloggers like this: