SHP de 1988’de “Toplum Hazır Değil” Demişti 

by Azad Alik

Screen Shot 2020-05-25 at 3.22.20 PM

Beren Azizi

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir noktada Hükümeti kutlamak istiyorum; bu benim için bir kadirşinaslık olacak. Hükümeti kutluyorum; çünkü, gerekçede yer alan ifadelerle, çağımızın en gelişmiş Batı toplumlarının en önemli sorunlarından birini, Türk toplumuna taşımıştır. Gerekçede açıklandığı şekliyle, cinsiyet değişikliğinin nüfusa tescil edilme imkanının sağlanması, gelişmiş ülkelerin en önemli sorunudur. Bugün Türkiye’nin hiçbir sorunu kalmamıştır.

Bugün Türkiye’nin, ne enflasyon sorunu, ne özgürlük sorunu, ne de demokratik sorunu vardır; Hükümetin şu değerlendirmesiyle ve haremden kaynaklanan bir ilhamla, sadece ve sadece cinsiyet değişikliği sorunu vardır. Çağın üstündeki, küçümsemediğim; ama Türk toplumu için çok fantezi bulduğum bu sorunu, muhafazakar iktidarın Türk toplumunun gündemine taşımış olmasını samimiyetle, takdirle yad etmek gerekecektir.

             ….

            Saygılar sunuyorum. (SHP sıralarından alkışlar)”[1]

 

Yukarıdaki alıntı Milletvekili Mehmet Turan Bayazıt’ın sözleridir. Bu sözler, 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun tasarısının oylandığı 4 Mayıs 1988 tarihli birleşimde edilmiştir. Bu birleşimde oylanan maddelerden biri de Türk Kanunu medenisinin 29. maddesine cinsiyet değişikliği ile ilgili bir fıkra ilavesi hakkındadır.

Kanun tasarısı oylanmadan evvel, 11 Şubat 1988 tarihinde Başbakan Turgut Özal imzalı TBMM Meclis Başkanlığına gönderilen tasarıda her değiştirilmesi teklif edilen kanunun gerekçesi de açıklanmıştır. Sicilde kayıtlı cinsiyeti değiştirme hakkının Medeni Kanun’a bir hak olarak eklenmesini teklif eden değişikliğin gerekçesi olarak şunlar denmiştir:

“Yargıtay içtihatları iradi bir şekilde cinsiyet değişikliğine cevaz vermemektedir. Halbuki bu husus çağımızın en gelişmiş batı toplumlarının en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir…

…Yargıtay sadece çift organlı olarak doğmuş olanlar açısından cinsiyet değişikliğini içtihatlarında kabul etmiş bulunduğundan ve yukarıda izah olunan kişiler yönünden de hukuki boşluğun doldurulmasına zaruret hasıl olduğu için bu düzenlemeye gerek görülmüştür.”

Yukarıdaki gerekçeyi okumuş olan Milletvekili Mehmet Turan Bayazıt ise Batılı toplumlar örnek alınarak gerçekleştirilen bu “ilerici-muasır medeni” değişikliğin “muhafazakar” bir iktidarın eliyle gerçekleştirilmiş olmasını sindirememiş olmalı ki “haremden ilhamla” diyerek karşı tarafı o bildiğimiz “sizler oğlancısınız” homofobik retoriğiyle itibarsızlaştıracak kadar düşmüş. Bu iktidarsızlığı, bu toplumdan kopuk siyasetsizliği, bu hamaseti ve bu vakit kaybını da SHP sıraları alkışlamaktan geri durmamış.

“Batı’nın ahlaksızlığını almayayım aman!” diye Alman milliyetçiliği ile Fransız milliyetçiliği arasında suyu çıkmış medeni Türk moderninin hazin iktidarsızlığını yaşayan Mehmet Turan Bayazıt ve SHP, trans kadın ve erkeklerin haklarının “dahi” kanunlaşmasını ancak sağcı-muhafazakar bir iktidarın yapabileceğiyle sert bir şekilde yüzleşmiş. Türk toplumu için “fantezi” bulunan bu haklar belli ki Osmanlı saraylarının bir dejenerasyonu olarak görülmüş; çünkü topluma tepeden değil de karşıdan bakmaya cesaretleri yoktu, çünkü kanun maddesinin ilhamının haremden değil 1950’lerden beri halktan trans kadınlarla erkeklerin canlarını dişlerine taktıkları mücadelelerinde/dışlanmışlıklarında değil de haremde görebilecek kadar iktidarsız, toplumdan kopuk. Oysa asıl bunun Türk toplumuna yabancılığın ve bu toplumu aşağılamanın ve tabii ki bir gün iktidar olacağına inançsızlığın ta kendisi olduğunu fark edemeyecek kadar da meslub-üş şuur. Galiba bir yandan da biz istediğimiz kadar homofobik-transfobik muhalefetimize “harem-fantezi” diyerek devam edelim, gerçekten iktidara talip bir sağcı-muhafazakar parti gelir, toplumsal ihtiyaçları karşılayan vatandaşlık yasalarını düzenler diye bir güven de var. İşte bu güvene sırtını yaslamaya “kadrolu muhalefet particiliği” diyoruz.

Özetle 1988’de kayıtlı cinsiyetin değiştirilmesi yasası çıkarılırken Meclis’te en büyük transfobik muhalefetlerden biri yukarıdaki alıntıya ek başka örneklerle birlikte SHP’den gelmişti. Toplum hazır değilmiş…  Oysa toplumun pek umurunda değildi bu yasa. Hatta bu yasa çıksın da Diva’ları pembe kimlik alsın istiyorlardı. En büyük muhalefet ise aydın-bürokrat-asker kesimden gelmişti. Bazı Batı ülkelerinde ise trans kadınlarla ve trans erkeklerle ilgili sicilde kayıtlı cinsiyetin değiştirilmesine dair hakların henüz çok yeni olduğunu ve bu bazı Batı toplumlarının gerçekten hiç hazır olmadığını da hatırlamak önemli.

İngiltere köhne 2004 tarihli Cinsiyet Tanıma Yasası 2004 – Gender Recognition Act 2004 yasasında reform yapmak için kamusal anket düzenledi ve tarihinin en transfobik dönemlerinden birini geçirdi, yasada da reform yapılamadı. Türkiye’de ise yetmese de bir kazanım sayılacak zorunlu kısırlık maddesi Medeni Kanun Madde 40’tan[2]hak davası açmak suretiyle yani bizatihi tabandan mücadele sonucu çıkarıldı. Üstelik bu reform AİHM kararıyla değil, AYM kararıyla gerçekleşti. Bu reform sonucunda toplumda bazı Batı ülkelerinin aksine herhangi bir “hazır olmama” tepkisi oluşmadı. Ayrıca Balkan ülkelerinde Onur Yürüyüşleri, AB uyum sürecinin bir zorunluluğu olarak polisin ancak etten duvar örmesiyle gerçekleştirilebiliyor iken; İstanbul’da çok uzun yıllar Balkanların ve Ortadoğu’nun en büyük Onur Yürüyüşleri toplumla iç içe yapıldı ve polisin etten duvar örmesine hiçbir zaman gerek kalmadı. Yani “halk/toplum homofobik bizler değiliz; ama işte halk/toplum”  bahanesine sığınmak Türkiye örneğinde pek kolay değil ve bu bahaneye sığınmak gittikçe daha da zorlaşıyor.

Homofobi kimden gelir? Cahil halktan mı yoksa eğitimli güç sahibi elitlerden, aydınlardan mı? “Ortaçağ”ın adalet merkezli devletinden modern çağın eşitlik temelli devletine dönüşümdeki eşitsizlikleri yani “gericikleri” yaratan bilim dışı önyargılar yani pathos kime aittir? Aydınlanma felsefesi, önyargıların eleştirisini ve aklı bir değer olarak meşrulaştırmıştır. Dolayısıyla aydınlanmacı felsefeye göre aydınlanmış seçkinler halkın ilerisindedir ve halka doğru yolu gösterirler. Yani yeni devlet düzenine geçişi veyahut ilerici bir yasanın kabulünü engelleyen gericiliğin sorumlusu halktır. Bu iddianın sunduğu vaat, adalet toplumlarından eşitlik toplumlarına homojen bir seçkinler desteğiyle geçileceğini düşündürür. Oysa toplumcu görüşe göre de toplumlardaki sınıf, cinsiyet, etnisite farklarından doğan asimetrik pozisyonların çözülmesi karşısında en dirençli olanlar yine seçkinlerdir. Kendi pozisyonlarını koruyabilecek donanımdadırlar. O halde gericilik çok daha sağlam bir şekilde seçkinler zümresine mi aittir?[3]

 Homofobi ve toplumsal sınıfları sorguladığı makalesinde yukarıdaki iki klasik ikili sorgulamanın ötesine geçen Eric Fassin başkalaşan heterojenliği kabul ediyor, yani ne halkçı ne de elitist ya da hem halkçı hem de elitist bir yöntem öneriyor. Toplumsal sınıflar ve eşitsizlik arasında karşılıklı ilişkiler kurmanın daha kolay olduğunu söylüyor.[4]Eşitsizlik pratiklerinin başkalaşan heterojenliğini düşündüğünümüzde “halk cahil” diyerek SHP-CHP veyahut başka muhalefet partiler, örneğin HDP homofobik açıklamalarını “nabza göre şerbet”e indirgemek, bu homofobiyi dahi bir ilerici strateji olarak görmek homofobinin başkalaşan heterojenliğinin inkarıdır.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu; Haber Global kanalında katıldığı “Jülide Ateş’le 40” programında kendisine Jülide Ateş tarafından sorulan “Eşcinsel evlilikleri (manşete çıktığı gibi) onaylıyor musunuz?” şeklindeki “kırmızı” soruya “onaylıyorum” veyahut “onaylamıyorum” şeklinde cevap vermediği ya da veremediği için soruyu sanki “Toplum buna hazır mı sizce?” diye sorulmuş gibi manipüle ederek cevaplıyor ve söylemekte “fayda gördüğü” yanıtını veriyor:

“…Ama hani şunu söylemekte fayda görüyorum ki eşcinsel evliliğe izin verilmesi hususuna henüz toplumumuzun hazır olmadığının da altını çizmek isterim.”

“Onaylıyorum” deseydi hiçbir şekilde kıyametin kopmayacağı gerçeğine rağmen hala böylesi bir fobi CHP’den geldiği için sözlerini aklamaya çalışan hem LGBTİ+ aktivistleri hem de LGBTİ+ hakları destekçisi bir topluluk da hiç az değil.

Hala “Eşcinsel evliliklere toplum hazır değil demek bir gün hazır olacak demek, adam halk hazır değil demiş, ben hazır değilim dememiş ki…” diye İmamoğlu’nu saf bir iyimserlikle yorumlayanlar var. Bu bir hayalperestlik. Bir hayal görüyorlar, homofobinin başkalaşan heterojenliğinin CHP’ye, hele ki AKP’ye karşı seçilmiş İmamoğlu’na hiç bulaşmadığı hayalini görüyorlar. Fobi, CHP’den geldi diye fobi allıyorlar, güllüyorlar, paklıyorlar… Bir iyimserlik hali, “bardağın dolu tarafından bakalım”cılık yapacağım derken dibindeki damlayla avunma acizliği; ama acı gerçeği söyleyelim: CHP ve bu tarz muhalefet partilerinin LGBTİ+ fobisini yıkayanlar, böyle gittiği sürece sizler için önce liderinizin Cumhurbaşkanı olması sonra da o Cumhurbaşkanı olmuş liderinizin iftarda eşiyle Bülent Ersoy’la yemek yemesi bir hayal olarak kalacak. HDP’li LGBTİ+ aktivistleri zamanında HDP’li bazı isimlerin, Altan Tan’ın bile, LGBTİ+ fobisini çokça yıkadı. Yıkadılar da ne oldu? Homofobinin başkalaşan heterojenliğini bilerek homofobi kimden gelirse gelsin kavgayla elde edilmiş siyaset alanlarını kaybettiler, tek tek ayrılmak zorunda kaldılar HDP’den. Şimdi siz de dilerseniz İmamoğlu’nu aklayın, paklayın, insanlara “stratejik siyasetin aklı” dersleri verin, bu sadece sizlerin  çaresizliğini gösteriyor. Bir siyasetçi veya parti LGBTİ+ hususunda olumlu adımlar attığında övülür ama fobik fobik açıklama yapıyorsa biraz dik durulur, CHP’nin avukatlığına soyunulmaz, LGBTİ+ aktivistlerin veyahut en iyi ihtimalle LGBTİ+ haklarından yana olanların görevi fobi Diyanet’ten geldiğinde “homofobik gericilik” diye bağırmak; ama fobi CHP’den HDP’den geldiğinde “asıl niyeti öyle değil” demek midir?

Ayrıca şunu da unutmayalım, 1988’de nasıl ki trans kadın ve erkeklerin temel haklarıyla ilgili yasayı sağcı-muhafazakar bir iktidar geçirdiyse evliliği de öyle bir iktidar geçirebilir; çünkü “aydın-ilerici-laik” muhalefet kraldan çok kralcı olmakla ve  liderlerinin homofobisini bardağın dolu tarafından bakacağım diye aklamakla uğraşırken birileri gerçekten iktidar olmanın peşinde makul politikalar üretecekler. 1988’de “Böyle bir yasayı nasıl muhafazakar bir iktidar geçirir yaaa..” hayretleri içinde kalan SHP’liler gibi eşcinsel evlilikleri de gene böyle bir iktidar geçirirken hayretler içinde kalabilirler.

Eşcinsel Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoë’nin tavsiyelerini hatırlayalım:

“…Öteki’ne bakış nasıl değiştirilir ve saygı, cömertlik ve kardeşlik değerleri gerçekte nasıl hayata geçirilir? Dışlamanın ve hoşgörüsüzlüğün toplumsal, psikolojik ve siyasi çarkları nasıl yerlerinden oynatılır?

…Geleceğin inşa edildiği her yerde bu değişime katkıda bulunmak için kamu erkinin derneklerle birlikte kararlılıkla hareket etmesi kesinlikle gereklidir.

…Çeşitliliğin kolektif zenginleşmenin tükenmez kaynağı olduğunu ve kültürel farklarımızın nesil ve kimlik farklarımızın toplumumuz için bir kazanç olduğunu üstüne basa basa söylemek. Gündelik hayatımızın ancak herkesin onuruna saygı duyma üzerine inşa edilebileceğini kesin olarak belirtmek.”

Eşcinsellerin haklarını açıktan destekleyen bir potansiyel liderin, homofobikler için dahi güvenilir olabileceği gerçeği gözden çıkarılıyor. Homofobik gibi görünen liderin oy kazanacağına veyahut var olan oylarını kaybetmeyeceğine bir inanç da var. Bu dolaylı yoldan “homofobik olmak oy kazandırır argümanı doğru” demek de oluyor. Bu her zaman doğru değildir. Açıktan homofobi, eğer o radikaller çoktan başka bir liderin çevresinde toplanmamışsa, bazı ülkelerde radikalleri çevrenizde toplayabilir veya açıktan homofobik bir teknokrat olarak radikal çevrenizle kendinizi sağlama alabilirsiniz. Ama demokratik seçimlere giren liderler için açıktan homofobi fayda sağlamaz, zarar da vermez. İmamoğlu’nun demokrasinin zedelenmesi sonucu, ikinci seçimlerde yüksek bir tepki oyu farkıyla seçildiğini unutmayalım. Üstelik İçişleri Bakanlığı düzeyinde çok ciddi bir homofobik kara propagandaya maruz kaldığı halde seçildi.[5] Kendisi umut veren bir şekilde hiçbir zaman bu homofobik karalama karşısında “Şunu da söylemekte yarar görüyorum toplumumuz hazır değil…” diyerek kendi inandığı popülizmle oylarını sağlama almaya çalışmadı, dik durdu. Şimdi o tepki oyları doğası gereği başka sebeplerle erirken liderliğini sağlamlaştırmasının yolları homofobide değil aksine belki de ikinci seçimde seçilmeme pahasına eskisi gibi demokratik duruşundadır, kim bilir?

Son olarak evlilik meselesi hazır hiç gündemde yokken açılmışken, gündemde yokken diyorum zira LGBTİ+ hareketi malum nefret cinayetleriyle, sokakta kalmalarla, zorunlu seks işçiliğiyle, şiddetle, yasaklarla, kapatma davalarıyla meşgul uzun yıllardır, madem LGBTİ+ hareketinin gündemini dahi homofobik gazetelerin manşetleri belirliyor ve bir gazeteci ulusal bir kanalda bu soruyu sormayı gerekli görmüş, haliyle evlilikten konuşmak da elzem oluyor.

Dünya tarihinde eşcinselliğin kitaplardan hastalık ceza hukukundan ise suç olmaktan çıkarak medeni hukuka girmesi çok yeni. Yani eşcinsellik artık ne suç ne hastalık. Türkiye’de de LGBTİ+ kategorik olarak ne hastalıktır ne suçtur. Dolayısıyla, ortada bir kimlik varsa ve ne hastalık ne de suçsa o kimlik vatandaşlık hukukunun doğası gereği yavaş yavaş sivil-medeni hukukun alanına girer, örneğin İstanbul Sözleşmesi cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğini tanımıştır. İşte bu giriş süreci neredeyse hiçbir Avrupa ülkesinde toplumların hazır oluşuyla gerçekleşmemiştir, tabii göstermelik referandumları ve güvenilirliği düşük kamuoyu yoklamalarını saymazsak. Örneğin, Lionel Jospin hükümeti Fransa’da PACS meclisten geçirilirken deyim yerindeyse hem toplumdan kaynaklı hem de sağcı elitlerden kaynaklı kıyamet kopmuştur. Hele ki eşcinsel çiftlerin evlat edinmelerine destek kamuoyu yoklamalarına göre henüz daha yüzde 50’leri bulmamışken, tüm merkez sağın ve sayısı yüzbinleri bulan kitlelerin katıldığı protestolara da rağmen, eşcinsellerin evlilik ve evlat edinme haklarını düzenleyen François Hollande imzalı yasa tasarısı onaylanmıştı.

Sonuç Yerine

“Michel Foucault, ‘sevgi, sevecenlik, arkadaşlık, sadakat, dostluk ve  eşlik etmenin tedirgin ediciliği’nin yanında ‘sokakta karşılaşmış iki erkeğin birbirlerini bakışlarıyla tavlaması, ellerini kalçalarına koymaları ve on beş dakika içinde sevişmeleri’ klişesinin rahatlatıcı olduğunu keşfetmişti. Dolayısıyla homofobi ‘cinsel eyleme’ değil ‘hayat biçimine’ tepki ile doğar denebilir.”[6]

“Sakatlara saygı duyduğum gibi eşcinsellere de saygı duyuyorum. Ancak   bu kusurlarını sağlık olarak saymak isterlerse bununla uzlaşmadığımı belirtmeliyim.” (Monsenyör Elchinger, Strasbourg Piskoposu, 1982)[7]

“Sodom toplumsal hak istemektedir.” (H. Lecuyer, “La Notion juridique de           couple” [Çiftin hukuki nosyonu], 1998)[8]

“Bir yığın ibne, zırıl, sevici, kafadan çatlak, zavallı, dolandırıcı, minus       habens, uyuşturucu müptelası, Cyril Collard okuyucusu nihayet ayin     çıkışlarında ellerinde süslü bir pastayla beyefendi ve hanımefendi gibi sokaklarda gezinebilecekler.” (National Hebdo, 10 Eylül 1996)[9]

Yukarıdaki alıntılardan da görüldüğü gibi eşcinsellerin evlilik ve evlat edinme hakları hususundaki tartışmalar ne evliliğin kutsallığıyla ne de çocuğun refahıyla ilgili tartışmalardır. Bu tartışmaların hepsi eşitlenme ve onaylama tartışmalarıdır. Yani hayat biçimine etik tepki olarak doğar ve “gözden çıkarılabilir hayatlar” söyleminin oluşumuna veyahut yeniden üretimine destek sağlar. “Toplum eşcinsel evliliğe henüz hazır değil.” demek toplum eşcinsellerin hayatlarının kendileriyle eşit olduğuna ve bu hayatların gözden çıkarılamaz olduğuna henüz hazır değil demektir. Üstelik Türkiye’de eşcinsel evlilikler için Anayasa değişikliği yapmaya dahi gerek yoktur, Anayasa’da evliliğin kadın ve erkek arasında olduğu yazmaz, ailenin eşler arası eşitliğe dayalı olduğu yazar. Anayasa’nın Kanun Önünde Eşitlik maddesi ve AİHS’in özel hayata ve aile hayatına saygı ile evlenme ve aile kurma hakkı maddeleri ile birlikte düşünüldüğünde, Türkiye’de evlilik eşitliği basit bir Medeni Kanun düzenlemesiyle mümkündür. Tabii ki Fransa örneğinde olduğu gibi Anayasa Mahkemelerine iptal davaları vs. açılacaktır muhtemelen; ama görünen o ki Anayasa’ya aykırı olmayan üstelik bir insan hakkı meselesi olan evlilik eşitliğinin talebi toplumun hazır olup olmamasından ziyade LGBTİ+ toplumunun hak-hukuk mücadelesine bağlıdır, toplum hazır olmasa da insan hakkı mücadelelerinde hak kazanılabilir. Bu mücadele de, CHP’den geldi diye fobi aklayarak particilikle değil aksine tavizsiz homofobi-transfobi-bifobi karşıtlığı ve insan haklarını partiler üstü savunmakla mümkün.

 

[1] T.B.M.M., B: 64, 4.5.1988, O:1, s. 398. https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d18/c010/tbmm18010064.pdf [Son erişim 23 Mayıs 2020]

[2] Madde 40- Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu (…) (1) bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.

(1) 20/3/2018 tarihli ve 30366 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve E.: 2017/130, K.: 2017/165 sayılı Kararı ile, bu maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu…” ibaresi iptal edilmiştir.

[3] Bir başka ifadeyle Walter J. Ong’un sözlü gelenekten kaynaklanan düşünce özelliği olarak değindiği tutuculuk ve gelenekçiliğin karşıtı olarak ille de yazılı kültürden kaynaklanan düşünceyi kendiliğinden yeniliklere açık, “ilerici” kılmıyor.

Ong, Walter J.. “Sözlü Kültürün Psikodinamiği.” Sözlü ve Yazılı Kültür içinde, 46–96. Çeviren, Sema Postacıoğlu Banon. İstanbul: Metis, 1991.

[4] Fassin, Eric. “Toplumsal Sınıflar.” Hazırlayan, Louis-Georges Tin, Homofobi Sözlüğü içinde, 394–95. Çeviren, Melis Tezkan ve Okan Urun. İstanbul: Sel Yayıncılık, 2018.

[5] Sürece dair detaylı derlemeye şuradan ulaşabilirsiniz: https://www.kaosgl.org/haber/icisleri-bakani-lgbti-lara-yonelik-ayrimciliga-devam-ediyor

[6] Fassin, Eric. “Evlilik.” Hazırlayan, Louis-Georges Tin, Homofobi Sözlüğü içinde, 99. Çeviren, Melis Tezkan ve Okan Urun. İstanbul: Sel Yayıncılık, 2018.

[7] ibid., p. XIII.

[8] ibid., p. XV.

[9] ibid., p. XVI.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: