Archive for ‘Gender Politics’

November 12, 2019

Joker: Hollywood’da da TERF’lük para etmiyor artık demek ki*

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Azad Alik uzunca bir aradan sonra, konusu itibariyle yaz aylarına damgasını vurmuş oldukça ufuk açıcı bir tartışmayla yayına geri dönüyor. Önümüzdeki günlerde geçmişteki bu tartışmalara yanıtları da kapsayacak dizinin ilk yazısı Beren Azizi’den. Hem konunun kendisini, hem de Türkiye’nin benzer konulardaki kamusal alanına ilişkin güç ilişkilerinin toplumsal ve siyasi olarak nasıl kodlandığını açık etmiş tartışmanın dinamiğini ve o dinamiğin faş ettiklerini anlamayı önemli buluyoruz. Sanat, siyaset ve pazardaki değişim üzerine ileriye yönelik başka tartışmaları da beraberinde getireceğini düşündüğümüz yazıların tamamına TERF sekmesinden ulaşabileceksiniz]

Beren Azizi

Bir film türünün neden öyle çekildiği konusunda malum bir tartışma var. Daha doğrusu Hollywood stüdyolarında o filmleri öyle üretenler kimlerdir? Ya da nedir bunun sebebi? Bu sorunun cevabı tartışmalı. Seyirciye nihai yazarlık atfederek filmin ritüel işlevine işaret eden “Halk bunu seviyor kardeşim!”ci filmin ve üretim süreçlerinin ideolojik açıdan tarafsızlığına ve dolayısıyla masumluğa vurgu yapan yaklaşım bir yanda durur. Öbür yanda da “Ne seyircisi! Milleti manipüle ediyorsunuz! Sistemi ve sömürüyü yeniden üretiyorsunuz!”cu ideolojik amacı ifşa eden yani sermayeyi – Hollywood’u – failleştiren yaklaşım durur. (Rick Altman’ın yürüttüğü bir tartışma: Ritual funciton vs ideological purpose.)

Filmleri kimin veya neyin öyle çektiğini bulursak başka türlü çekilmelerini sağlarız veya en azından sorumlular belli olur da biraz olsun hesap sorarız diye yapılıyordur herhalde bu tartışmalar. Bana soracak olursanız hangisi doğru olursa olsun her iki durumda da bir film türünün nasıl çekileceğini güç ilişkilerimiz belirliyor. Failliği üreticinin elinden alan “Halk bunu seviyor!”cu en masum yaklaşımın doğru olduğu durumda dahi kimin sevgisinin para ettiği veyahut kimin sevgilerini açık etmek konusunda özgür olduğu, kimlerin beğenmemelerinin gözden çıkarılabilir olduğu gibi sanatın üretim süreçlerini belirleyen güç ilişkiler yumağı var. Dolayısıyla mevcut güç ilişkileri değiştikçe filmlerin nasıl çekileceği veya çekilemeyeceği de dönüşüyor. Bazen bu dönüşüm süreçlerinin hızı artar ve bu süreçler bazı türlerde daha yoğun hissedilir. Bu hız ve yoğunluğa kriz de diyebiliriz pekala.

Komedi türü açısından böyle bir “kriz” dönemine girdiğimizi düşünüyorum. Joker filminin de mevcut güç ilişkilerinin değişimine bağlı olarak komedi türü krizinin eleştirisi veya semptomu olması muhtemel.

Şöyle ki, Joker’in yönetmeni Todd Phillips komedi filmlerinin yarı tanınmış bir yönetmeniydi. Yönetmeniydi diyorum; çünkü Joker’den sonra kendisi için yarı tanınmış demek doğru olmaz. Instagram takipçi sayısı yıllardır yüz binlerdeyken bir anda beş yüz binlere fırlamış. Artık ünlü dahası ödüllü-itibarlı bir yönetmenle karşı karşıyayız. Komedi filmleri ise şöhret açısından kendisini ne güldürmüş ne de öldürmüş. Ödül ve itibar açısından ise kendisini seçkin eleştirinin her zaman

read more »

December 4, 2012

Koyma Ötekilik, Oyma Ötekilik

by Burcu Gürsel

 

Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can Sağlık, Dünya Engelliler Günü’ne iki gün kala yayımladığı “Hem Topal Hem Sağır!” başlıklı yazısında bu kelimeleri adet olduğu üzere mecazi anlamlarıyla kullanmış. Burada meselemiz, siyaseten doğruluk adına bireylerin kimliklerine dair sayılabilecek bir takım özelliklerin mecaz hatta espri öğesi yapılmasını denetlemek değil. Asıl sorun, bir yazının nasıl olup tam da canevine koyduğu konunun fersah fersah uzağına düşebildiğidir. Zira Sağlık’ın ilk cümlesinde “Galiba mesele tam da bu…” diyerek ilan ettiği konu “ötekilik.”  Sağlık’ın yazısında geçen, İshak Alaton ve Hayrünnisa Gül’ün diyaloğundan çıkarılan hisse, Türkiye’de “öteki” olma hallerinin çeşitliliği: “Öteki olmak için sebep çok. İlla azınlık olmanız gerekmiyor. Azınlıksanız hepten yandınız. Ama çoğunluk olmak da otomatik olarak kurtarmıyor!  . . .  Alaton haklı: ‘Bu memlekette herkes öteki.’” Bunun acısının görece güç ve iktidar mevkilerine ulaşan bireyler tarafından dahi hissedildiğini vurgulayan Sağlık, grupların iletişim kurarak dayanışma yapmak yerine birbirlerine sırt çevirdiğinden dem vuruyor. 

read more »

June 29, 2011

Bir Talihsiz Rastlaşma ya da Düğün ve Cenaze

by Azad Alik

26 Haziran 2011, Taksim - Sinem Mucur

Salih Canova

Amerikalı siyah travesti Marsha P. Johnson New York’ta yaşayan LGBTT’lerin (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel)uğrak yeri Stonewall Inn adlı bara düzenlenen polis baskınlarından bıkıp, 28 Haziran 1969 gecesi elindeki şişeyi polise fırlattığında bu şişenin özgürlük mücadeleleri tarihinde önemli bir yer edinecek bir isyanın işaret fişeği olacağını bilemezdi elbet. 28 Haziran gecesi New York’ta başlayan isyan dünyayı öyle derinden sarstı ki, o güne kadar “hasta” kabul edilerek insan olma “onur”ları ellerinden alınan LGBTT’ler, dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimlerde olsa da “iade-i itibar” için mücadele etmeye başladı ve bir çok ülkede de onurlu bir yaşam için haklarını kazandılar. Hal böyle olunca her yıl Haziran ayının son Pazar gününü de LGBTT Onur Günü olarak kutlamayı ihmal etmediler.

read more »

June 7, 2011

LGBTT örgütleri, Feministler, Evsiz Barksızlar ve Sırrı Süreyya Önder

by Ayda Erbal

Yapısal Eşitsizlik

“Ne mutlu kahramana ihtiyacı olmayan ülkeye!”

Bertolt Brecht

Ayda Erbal[1]Erdem Özgül[2]

Sırrı Süreyya Önder’in aslı şurada yayımlanmış yazımıza verdiği yanıt pek çok açıdan bir ilk olması ve niyetinin doğrultusunu göstermesi açısından oldukça önemlidir. Önder bunu yaparak bugün ve geçmişte bağımsız siyasete atılmış benzerlerinden de (bkz Burcu Gürsel’in yazısı), Ermenilerle ilgili yazdıklarına gelmiş gerek sözlü gerek yazılı son derece ağır eleştirileri ya eleştiri sahiplerini karalama yolunu seçerek ya da okurlarından bu eleştirileri köşe bucak kaçırarak, bu sayede kendi kariyerini ve egosunu yüzbinlerce insanın tarihinin ve adalet arayışının üzerinde tutma selahiyetini kendisinde bulmuş yazar, çizer ve “aydın”dan da farklı olduğunu göstermiştir. Bu insanların bir bölümünün Önder’in uzak ya da yakından arkadaşı olması da Önder’in onlardan olumlu yönde farklı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Dolayısıyla Sırrı Süreyya Önder’in tutumu, konuştuğumuz konuların akıl almaz büyüklüğü ve zorluğu

read more »

May 31, 2011

Seçim notları

by Azad Alik

Sırrı Süreyya ÖNDER
Alanlarda çalışırken hak ihlalleri bahsinde net bir tavrın içinde durmaya gayret ediyoruz.

Gelin görün ki bunu yaparken, kendimiz hiçbir mazeretle açıklanamayacak ihmaller ve özensizliklere düşüyoruz.

Böyle durumlarda yapılacak tek şey özür dilemek ve ders çıkarmaktır.

Bunu samimiyetle yapamayanlar “Bir hatayı büyütmek istiyorsanız onu savunun” sözündeki duruma düşerler.

Bu hataların birincisi, LGBT bireylerin durumuna dair seçim bildirgemizde yer alan yaklaşıma broşürümüzde yer vermemek şeklinde gelişti.

Bu hatanın nasıl bir trafik içerisinde vuku bulduğunu paylaşmak ve özür dilemek için LAMBDA Derneği’nde bir buluşma düzenledik.

Orada bütün açıklığıyla bunun hesabını verip özür diledim.

Çıkardığımız sonuç: Eşcinsellerin duyarlılıklarına, sorunlarına ve durumlarına daha yakın ve içeriden durmaya karar vermek şeklinde oldu.

Bu özürümün LGBT bireylerle sınırlı kalmaması için bunu kamoyuyla da paylaşmayı bir görev bildim. İkinci buluşma aralarında ağırlıklı olarak feministlerin bulunduğu kadınlarla oldu.

Böyle bir düşüncede olmamama rağmen, dilime sızan “Maço” kavramların kullanımından doğan sorunlar ve bunların vahameti dile getirildi.

read more »

May 28, 2011

Sorumluluk, “Kahramanlık” ve Sırrı Süreyya Önder

by Ayda Erbal

Sorumluluk, “Kahramanlık” ve Sırrı Süreyya Önder    [1]

Ayda Erbal[2]Erdem Özgül[3]

Ahmet İnsel’in 26 Nisan 2011 tarihli Radikal yazısının başlığı Katilden Milli Kahraman Olur Mu?[4] diye soruyordu. Taner Akçam’ın 1996 yılından bu yana yazdığı eserlerinden anladığımız kadarıyla katilden kahraman olması bir istisna değil hatta neredeyse eşyanın tabiatından olmuştur. İşin ilginç tarafı muktedirin bilinçaltı da her yerde benzer çalışır, katile direnişin sembolü[5] muktedirin elinde başka bir katledilmenin meşrulaştırılmasına bile malzeme olabilir. Amerikan SEAL kuvvetlerinin Osama Bin Ladin’i öldürdüklerini iddia ettikleri operasyonun adını Geronimo koymuş olmaları gibi… Beyaz adam dünya üzerinden kendisi gibi olmayanı yok etmekle yetinemeyip, tarihinin cinai sayfalarına yenilerini eklerken bilinçaltında hep en eski ve en büyük suçunu işler durur, inkar edilemeyecek olan bir yerden gelip muktediri bulur. Bunda belki de özellikle karşılaştırmalı dünya tarihi düşünüldüğünde pek de şaşıracak bir şey yoktur. Ancak bizi şaşırtan bu katillerden kahraman yaratma kervanına Sırrı Süreyya Önder’in de katılmış olmasıdır. 

read more »

May 23, 2011

Tecavüz, ama nasıl?

by Azad Alik

Teaandbiscuits

Dilin kemiği yok ki! İngiltere Adalet Bakanı Kenneth Clarke, bu sözün ne anlama geldiğini yakın zamanda en iyi anlayanlardan biri olmalı kuşkusuz. Dile kolay, Clarke radyoda katıldığı canlı yayında hırsızlık, tecavüz gibi kimi suçlardan hüküm giymiş kişilerin, yasal sürecin başlarında suçlarını kabul etmeleri halinde cezalarının yarı yarıya azaltılmasına yönelik önerilerini – altını çizelim, sadece öneri- anlatıyordu. İngiltere’de tecavüz suçunun cezasının beş yıl olduğunu anlatan bakan, buna reşit olmayan kişilerle girilen ilişkilerin de dâhil olduğunu ekledi. Ardından “Şiddet içeren ve kadının rızası olmadan yaşanan ciddi bir tecavüzde ise bundan daha ağır bir ceza veriliyor” dedi. Yani bakan Clarke, kimi tecavüz vakalarının diğerlerinden daha “ciddi” olduğunu söyleyiverdi. Daha doğrusu tecavüzden bahsederken “ciddi” ya da “tam” gibi

read more »

May 9, 2011

Yokluk üzerinden görünür olmak: Türkiye’de başörtülü kadınlar

by ozge genc

Laiklik ve dindarlık ekseni Türkiye siyasetini ve toplumunu anlamayı mümkün kılan en temel bakış açısı olarak yerleşti. Laiklik ve dindarlık üzerinden kurulan ikili karşıtlık, siyasi ve toplumsal resmin tamamını anlamayı mümkün kılmasa da pek çok akademisyen, kanaat önderi ve siyasi aktörün sürdürdüğü ve bu yolla her defasında yeniden yapılandırdığı bir araç haline geldi. Ancak bir aradayken var olabilen ve birbirini karşılıklı olarak yapılandıran bu iki pozisyon Türkiye’de siyaseti çıkmaza sokmakla kalmıyor; demokratikleşmenin önünde önemli bir engel teşkil ediyor ve toplum içerisinde uzlaşılması çok zor ayrılıklara yol açıyor. 

read more »

%d bloggers like this: