Archive for ‘Public Sphere’

June 1, 2011

This pain is not ours

by Azad Alik

What we need is justice, not compassion

Serhat Uyurkulak

I’m thankful that I haven’t witnessed as many deaths close by. But in most visits of condolence, I came across a similar scene. As the suffering had soared up to an almost tangible degree, someone would suddenly burst into tears and moan that they so wanted to bring the deceased back from the tomb to the extent of declaring a willingness to go into the grave instead. Under the gaze of the surprised family members, people would secretly ask each other who that person might be. And, often, it would turn out that the ‘grief-thief’ was someone who had pangs of conscience for they would feel indebted to the deceased in one way or the other. The strangest thing would be the family’s almost forgetting their own grief to make grief-thief feel better. The real torment would begin when it befell on them to console that person with ill conscience. 

I do wish to be a person without a blemish on my conscience and life, and I try to do my best to live like one. Being persons with ‘clear consciences’ was an expression in the declaration of the ‘This Pain is Ours’ initiative that more frequently appeared on social and other media as April 24th drew near. The declaration claimed that what had been done to the Armenians who were

read more »

June 1, 2011

Hovik’s Fate – Boy Serves Tea in Istanbul

by Azad Alik

Edik Baghdasaryan

HETQ – During a recent trip to Istanbul, I was constantly taking notes of the people I met along the way.These were Armenians, both locals and those from Armenia, Kurds, Turks… Here’s a sample few:

Hovik Shahinyan – 13 years-old
Eliza – Hovik’s aunt
Zhanna – Hovik’s sister; 15 years-old
Hakob – Hovik’s father, who is physically disabled and can hardly move around

Most Armenians from the RA are located in Istanbul. It’s easier to find work here than in other Turkish cities. Then again, you have the local “Bolsahay” community with its churches, schools and other institutions.

I assume it creates a security blanket of sorts.

While the exact number of Armenians from Armenia now residing in Turkey is unknown, rest assured that the Turkish security agencies know where each lives.

Arayik, whose been living in Istanbul for the past 13 years told me, “They can round us up at any time. Arayik has had his share of run-ins with the cops. Each month he returns to Moscow in order not to violate his visa requirements. The next day he returns to Turkey.

Many follow Arayik’s example. Others make the trip to Georgia. Most return the following day.

For more see: http://hetq.am/eng/articles/1668/

May 31, 2011

Seçim notları

by Azad Alik

Sırrı Süreyya ÖNDER
Alanlarda çalışırken hak ihlalleri bahsinde net bir tavrın içinde durmaya gayret ediyoruz.

Gelin görün ki bunu yaparken, kendimiz hiçbir mazeretle açıklanamayacak ihmaller ve özensizliklere düşüyoruz.

Böyle durumlarda yapılacak tek şey özür dilemek ve ders çıkarmaktır.

Bunu samimiyetle yapamayanlar “Bir hatayı büyütmek istiyorsanız onu savunun” sözündeki duruma düşerler.

Bu hataların birincisi, LGBT bireylerin durumuna dair seçim bildirgemizde yer alan yaklaşıma broşürümüzde yer vermemek şeklinde gelişti.

Bu hatanın nasıl bir trafik içerisinde vuku bulduğunu paylaşmak ve özür dilemek için LAMBDA Derneği’nde bir buluşma düzenledik.

Orada bütün açıklığıyla bunun hesabını verip özür diledim.

Çıkardığımız sonuç: Eşcinsellerin duyarlılıklarına, sorunlarına ve durumlarına daha yakın ve içeriden durmaya karar vermek şeklinde oldu.

Bu özürümün LGBT bireylerle sınırlı kalmaması için bunu kamoyuyla da paylaşmayı bir görev bildim. İkinci buluşma aralarında ağırlıklı olarak feministlerin bulunduğu kadınlarla oldu.

Böyle bir düşüncede olmamama rağmen, dilime sızan “Maço” kavramların kullanımından doğan sorunlar ve bunların vahameti dile getirildi.

read more »

May 30, 2011

“Anti-Hamam Confessions”, Gülsün Karamustafa, May 27–June 25, 2011, Rodeo, İstanbul

by Azad Alik

Gülsün Karamustafa

“When I was asked to do a piece on the topic of the hamam, I was very annoyed at first as it would have been the last thing that would interest me. As a citizen of Istanbul I had never been to a hamam and my family were not interested in hamams either. The hamam was completely historical for us, a place we were told stories about – but in a way we admired the architecture. City life and its conditions, what with modern apartments containing bathrooms, never raised a need for including the idea of the hamam into our lives.

Then I thought it would be interesting to share my ideas and feelings with the audience. Why I am only enchanted by the history related to hamams but how I do not like the way they exist today.

read more »

May 30, 2011

Tarafsızlık kurbanı yeniden kurban eder

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Stuttgart Üniversitesi’nde “1912 – 1922 : Ermeni, Süryani, Rum Soykırımı ve Türkiye’nin İnkâr Politikası” başlıklı bir panel ve ardından da tartışma olacaktı. Fakat üniversite yönetimi bu faaliyete ev sahipliği yapmaktan son anda vazgeçti. Gerekçe ise, “Berlin’den Türklerin protesto eylemleri ve üniversitenin taraftsız kalması gerektiği” oldu. Üniversitenin bu kararı üzerine, paneli düzenleyenler; Asuri – Süryani Demokratik Örgütü Orta Avrupa Bölümü, Avrupa’da Yaşayan Pontus Rumları Derneği ve Soykırımı Tanıma Grubu panelin yerini değiştirdi.

Panelde Dr. Tessa Hofmann’ın  “Verfolgung, Vertreibung und Vernichtung der Christen im Osmanischen Reich 1912-1922” (1912 – 1922 Osmanlı İmparatorluğu’nda Hıristiyanların Maruz Kaldığı Zulüm, Yerinden Etme ve İmha) başlıklı kitap yazarın da katılımıyla tartışıldı. Panelin diğer katılımcıları ise, Asuri – Süryani Demokratik Organizasyonu’ndan Abdulmesih Barabraham, SPD’nin Baden Wüttemberg eyaletindeki yerel örgütlenmesinden Axel Zimmermann ve Soykırım Karşıtları

read more »

May 28, 2011

Sorumluluk, “Kahramanlık” ve Sırrı Süreyya Önder

by Ayda Erbal

Sorumluluk, “Kahramanlık” ve Sırrı Süreyya Önder    [1]

Ayda Erbal[2]Erdem Özgül[3]

Ahmet İnsel’in 26 Nisan 2011 tarihli Radikal yazısının başlığı Katilden Milli Kahraman Olur Mu?[4] diye soruyordu. Taner Akçam’ın 1996 yılından bu yana yazdığı eserlerinden anladığımız kadarıyla katilden kahraman olması bir istisna değil hatta neredeyse eşyanın tabiatından olmuştur. İşin ilginç tarafı muktedirin bilinçaltı da her yerde benzer çalışır, katile direnişin sembolü[5] muktedirin elinde başka bir katledilmenin meşrulaştırılmasına bile malzeme olabilir. Amerikan SEAL kuvvetlerinin Osama Bin Ladin’i öldürdüklerini iddia ettikleri operasyonun adını Geronimo koymuş olmaları gibi… Beyaz adam dünya üzerinden kendisi gibi olmayanı yok etmekle yetinemeyip, tarihinin cinai sayfalarına yenilerini eklerken bilinçaltında hep en eski ve en büyük suçunu işler durur, inkar edilemeyecek olan bir yerden gelip muktediri bulur. Bunda belki de özellikle karşılaştırmalı dünya tarihi düşünüldüğünde pek de şaşıracak bir şey yoktur. Ancak bizi şaşırtan bu katillerden kahraman yaratma kervanına Sırrı Süreyya Önder’in de katılmış olmasıdır. 

read more »

May 23, 2011

Tecavüz, ama nasıl?

by Azad Alik

Teaandbiscuits

Dilin kemiği yok ki! İngiltere Adalet Bakanı Kenneth Clarke, bu sözün ne anlama geldiğini yakın zamanda en iyi anlayanlardan biri olmalı kuşkusuz. Dile kolay, Clarke radyoda katıldığı canlı yayında hırsızlık, tecavüz gibi kimi suçlardan hüküm giymiş kişilerin, yasal sürecin başlarında suçlarını kabul etmeleri halinde cezalarının yarı yarıya azaltılmasına yönelik önerilerini – altını çizelim, sadece öneri- anlatıyordu. İngiltere’de tecavüz suçunun cezasının beş yıl olduğunu anlatan bakan, buna reşit olmayan kişilerle girilen ilişkilerin de dâhil olduğunu ekledi. Ardından “Şiddet içeren ve kadının rızası olmadan yaşanan ciddi bir tecavüzde ise bundan daha ağır bir ceza veriliyor” dedi. Yani bakan Clarke, kimi tecavüz vakalarının diğerlerinden daha “ciddi” olduğunu söyleyiverdi. Daha doğrusu tecavüzden bahsederken “ciddi” ya da “tam” gibi

read more »

May 18, 2011

Ucube

by Azad Alik

sevinç altan

keşke bir ‘yıkma emri’ dolayımında konuşmasaydık mehmet aksoy’un heykelini.
ama yapılanlar ve yapılanlara karşı geliştirilen tepkiler bizi dilsiz bırakıyor.
her iki tavra karşı da(ki örtüşüyorlar) sözüm var.

bence başbakan ve mehmet aksoy aynı iktidar dilini kullanıyor. biri ‘çıktığı’ kürsüyle, diğeri ‘diktiği’ heykelle. biri öyle bir ses tonlamasıyla, öyle bir tepeden ve dikine konuşuyor ki kanınız donuyor, diğeri öyle bir heykel ‘dikiyor’ ki, ancak c4’le yıkılabileceğini kendisinin söylediği; devasa ve beton. ikisi de dikey bir dil: totaliter.

sanatın dili akışkandır, kıvrımlıdır, iktidarın yüksek ve dikey diline karşı yatay bir dil kurmalıdır.

ben artık özellikle ‘kamusal alan’ denen yerde bir şeyler ‘dikmek’tense yıkmaktan yanayım. tabii bu başbakanın ‘tez yıkıla’ sı  ile karıştırılmamalıdır.
ve ben ucubeden, tuhaftan yanayım.

ucube kendiliğinden iktidarın karşısında durur, kanonik, akademik, iktidar odaklı sanat anlayışına muhaliftir, tehdittir.

grotesk de ucube de iktidar ve iktidar olan sanat anlayışı tarafından tehdit olarak görülmüştür hep ve hala da öyle görülür. tarihte ucube, muhalif sanat akımlarıyla ve tarafından savunulmuştur(bosch’un tuhaf, ucube dünyasının tekrar sahiplenilmesi gibi) savunulmalıdır.

Devami icin http://www.soldefter.com/2011/02/10/ucube/

May 13, 2011

Critical Interventions: Kurdish Intellectuals Confronting the Armenian Genocide

by Azad Alik

Bilgin Ayata

The Armenian Weekly
April 2009 Magazine

In my contribution to last year’s special issue, I had argued that an intensified Armenian-Kurdish dialogue carries the promising potential to become an alternative approach to the ongoing Armenian-Turkish discourse on reconciliation, which has traversed dialogue into a form of domination and containment. [1] I also argued that the compartmentalization of the Armenian and Kurdish issues into separate discussions represents a continuation of a divide-and-rule mentality that only serves the interests of the Turkish state and weakens the position of Armenian and Kurdish intellectuals in these isolated debates. In order to overcome this compartmentalization, I called for an intensified Armenian-Kurdish dialogue, and the cultivation of an empowering alliance to confront the atrocities of the past and engage with them as a challenge of and for the present.  One year after that last issue, I believe that such an Armenian-Kurdish dialogue is ever more important, especially in light of the following three developments: At the intergovernmental level, the diplomatic traffic regarding Armenian-Turkish relations has intensified with the election of President Obama who had pledged during his campaign to address the Armenian Genocide as a genocide.

read more »

May 12, 2011

Bu acı hepimizin değil

by Azad Alik

Serhat Uyurkulak
Şükür ki şimdiye kadar yakınımda pek fazla ölüme şahit olmadım. Fakat bulunduğum hemen hemen her taziye evinde benzer bir sahneyle karşılaştım. Evde keder neredeyse elle tutulur hale gelmişken bir anda gözyaşlarına boğulan, merhumu mezarından kaldırıp geri getirmek isteyen, hatta mezara onun yerine girmek istediğini söyleyen bir kişi her zaman vardı. Esas kaybı yaşayan acılı ailenin şaşkın bakışları altında sorup soruşturulduğunda, birkaç kişinin ancak tanıdığı, çok uzak bir akraba, üstünde bir çeşit vicdan yükü taşıyan, kendini merhuma maddi veya manevi borçlu hisseden mahçup biri olduğu anlaşılırdı bu ‘rol çalan’ şahsın. İşin en tuhaf kısmı ise merhumun yakınlarının kendi dertlerini unutup bu şahsı iyi hissetirmeye çalışmaları olurdu. Onlar için asıl azap işte bu vicdanı sızlayan kişiyi avutmak zorunda kaldıklarında başlardı.

Ben alnı ve vicdanı ak biri olmayı, öyle de yaşamayı çok isterim. Bunun için elimden geleni hasbelkader yapıyorum ama bunu ne kadar becerebiliyorum, onu bilemem. 24 Nisan yaklaştıkça sosyal medyada ve daha başka birçok mecrada karşımıza çıkan ‘Bu Acı Hepimizin’ girişiminin metninde geçen bir ifadeydi bu ‘alnı ve vicdanı ak’ insanlar olmak. Girişim, 1915’te Osmanlı tebası olan Ermenilere yapılanların insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edilmesi gerektiğini söylüyordu. Ayrıca metni kaleme alanlar ‘insanlığın asli değerleri temelinde birleşen’ bizleri, 1915’i bu ülkede yaşayan herkesin ‘ortak acısı’ ilan etmeye çağırıyordu.

read more »