Tarafsızlık kurbanı yeniden kurban eder

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Stuttgart Üniversitesi’nde “1912 – 1922 : Ermeni, Süryani, Rum Soykırımı ve Türkiye’nin İnkâr Politikası” başlıklı bir panel ve ardından da tartışma olacaktı. Fakat üniversite yönetimi bu faaliyete ev sahipliği yapmaktan son anda vazgeçti. Gerekçe ise, “Berlin’den Türklerin protesto eylemleri ve üniversitenin taraftsız kalması gerektiği” oldu. Üniversitenin bu kararı üzerine, paneli düzenleyenler; Asuri – Süryani Demokratik Örgütü Orta Avrupa Bölümü, Avrupa’da Yaşayan Pontus Rumları Derneği ve Soykırımı Tanıma Grubu panelin yerini değiştirdi.

Panelde Dr. Tessa Hofmann’ın  “Verfolgung, Vertreibung und Vernichtung der Christen im Osmanischen Reich 1912-1922” (1912 – 1922 Osmanlı İmparatorluğu’nda Hıristiyanların Maruz Kaldığı Zulüm, Yerinden Etme ve İmha) başlıklı kitap yazarın da katılımıyla tartışıldı. Panelin diğer katılımcıları ise, Asuri – Süryani Demokratik Organizasyonu’ndan Abdulmesih Barabraham, SPD’nin Baden Wüttemberg eyaletindeki yerel örgütlenmesinden Axel Zimmermann ve Soykırım Karşıtları Derneği Başkanı Ali Ertem’di.

Panel’in yerinin değişitirlmesiyle ilgili Dr. Tessa Hofmann “Yaşadığım ülkenin insanlarının Türklerin protestolarıyla çark etmelerini sadece utanç verici değil, ayrıca Almanya’nın demokrasi geleneği açısından da son derece tehlikeli buluyorum” dedi.

Karin Krüger’in, Frankfurter Allgemenie Zeitung’da  27 Mayıs’ta yayımlanan yazısında, Türkiye’den bazı çevrelerin soykırımın Almanya’daki kurumlar düzeyinde konuşulmasına, tartışılmasına, tanınmasına ilişkin faaliyetleri engellemeye çalışmalarının yeni bir şey olmadığını, hatta  inkârcıların Almanya turlarına çıkarıldığını yazıyor.

Krüger yazısında tarafsızlığın hiçbir tarafı tutmamak olduğunu, oysa paneli iptal ederek Stuttgart Üniversitesi’nin “taraf” konumuna geçtiğini söylüyor. Burada belki hatırlanması gereken, taraf olmayanın kurbanı yeniden kurban ettiğidir. Çünkü güç dengelerinin ve yarattıkları sonuçların birbiriyle karşılaştırılamaycak kadar farklı olduğu bir durumda,  “ben tarafsızım” demek, aslında “ben güçlüden-failden-inkârcıdan yanayım” demektir. Meselâ, öncelikle Almanlar antisemitzm konusunda “tarafsız” olabilirler mi? Bu konuda tarafsız olmanın ne anlama geldiği konusunda  ilâve açıklamaya bir ihtiyaç yokken, konu Osmanlı İmparatorluğu, Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar olduğunda aniden ortaya çıkan tarafsızlık argümanı, elbette ki üniversitenin maruz kaldığı baskıyla açıklanabilir. Öte yandan bir kurum olarak üniversitenin de tarihi şartlar ve normlarından bağımsız ulvi bir tarafsızlık merkezi gibi sunulması da pek bir anlam ifade etmez.

Ve tabii, bu konu, ne çokça söylendiği gibi sadece ‘tarihi’dir, ne de panelin üniversitede yapılıyor olması onu salt bilimsel bir faaliyet kılar. Zira bilimsel dendiğinde hâlâ gönye, cetvel düşünen insanlar var. Bu mesele hem tarihi olduğu için bugünü bağlar, siyasidir birşeyler yapıp etmeye çağırır, ve tabii ki hukukidir, çünkü benzer yapıp etmeler ve tarihsel süreçler sonunda oluşturulmuş bir hukuki çerçeve vardır. Durum böyleyken eleştiri, yaşadığımız hayatı bizlere “tarih”, “hukuk”, “siyaset”, “bilim” gibi katışıksız kategoriler olarak dayatan zihniyetin  ta kendisine yöneltilmelidir.

Irkçılığın özellikle antisemitizm olan türüne Almanya’da ve tabii ki pek çok ülkede, haklı olarak da, özel bir hassasiyetle yaklaşılmasının sebepleri hem tarihi, hem siyasi hem de hukukidir. Aksi iddia edilebilir mi? Öte yandan, Ermeniler, Rumlar ve Asuriler-Süryaniler sözkonusu olduğunda hukukun, tarihin ve siyasetin birbirinden koşaradım uzaklaşmasına şaşacak birşey var mı? Onların durumunda tarih başka türlü yazıldı, hukuk başka türlü işledi, siyaset başka türlü yapıldı.

Bugün, neredeyse yüz yıl sonra, bu süreci tersine çevirmek için binbir türlü siyasi, hukuki ve tarihi çabanın yürütülmesine rağmen, bir üniversitenin, bir panele sadece ev sahipliği dahi yapamaması ırkçılığa, inkâra karşı bu kadar hassas bir ülkede bile–en azından Türkiye ile karşılaştırılınca- bu mücadalenin nasıl sonsuz bir mücadale olduğunun kanıtıdır. Tarihin tersine çevrilip yazıldığı, hukukun suçluluları cezalandırmadığı, siyasetin eli kanlıları yücelttiği, inkârın onyıllarca devlet eliyle kurumsallaştırıldığı ve yürütülmeye devam edildiği bir Türkiye’den bahsettiğimizi Alman bilim insanlarının bilmediğini mi varsayacağız?

Hâl bu iken, Almanya’da –ve hatta Türkiye’de – hiçbir tarihçinin, hiçbir hukukçunun, hiçbir siyasetçinin, hiçbir akademisyenin, hiçbir entelektüelin ve hiçbir aktivistin “ben tarafsızım” deme lüksü olamaz.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: