Archive for ‘Structural Inequality’

February 9, 2012

24 Nisan 2011’in ardından

by Azad Alik

Görsel kaynak: demokrathaber.net

Silva Bingaz – Talin Suciyan  

Fransa’da soykırımların inkâr edilmesine cezai müeyyide getiren yasanın Türkiye’de yarattığı tartışma inkâr temelinde üretilen bir milliyetçi hezeyandan, yalan dolan bilgilerin dolaşıma sokulmasından, günlük ırkçılığı arttıran ve Ermenileri hedef haline getiren bir eksenden çok uzaklaşamadı. Bunun yanında, tartışmayı farklı bir yöne çekme çabası gösterenler, inkârın ne demek olduğu, soykırımların kabul edilmesinin uzun vadede nasıl etkiler yarattığı üzerine kafa yoranlar da oldu. İshak Alaton’un mektubunun bu dönemde kamuoyunun gündemine gelmiş olması bu bakımdan çok önemlidir. İshak Bey, elbette ki inkâr politikalarına karşı mücadelenin Avrupa’da kat ettiği yolu bilerek bu mektubu yazdı. Fakat Avrupa’dan farklı olarak, Türkiye’de bugün hâlâ en sert yöntemlerle ve en sert dille inkârı savunan, Cumhuriyet’in inkârcı çizgisinden bir adım dahi uzaklaşmamış bir iktidar var. Bu yazının amacı 24 Nisan 2011’in ardından Türkiye’de ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadeleyi öncelikleri arasına alan sivil toplum kuruluşlarının izledikleri yöntemleri ve sorumlulukları yeniden gözden geçirmeye davet etmek.

Askerliğini yaparken 24 Nisan 2011’de öldürülen Sevag Balıkçı’nın, baştan beri iddia edildiği üzere kazara öldürülmediği bir görgü tanığının ifadesini değiştirmesi sonucu anlaşıldı. Bu ifade değişikliğinin zamanlaması hem Fransa’da yasanın kabul edilmesinin hem de Dink Davası kararının açıklandığı günlerin hemen ertesinde, adeta bir gözdağı niteliğindeydi.

read more »

July 30, 2011

Ayran ve Kürtçe’nin Sınırları

by Hale Akay

Aret Gıcır

Hale Akay*

Silvan’da yaşanan çatışma ve kayıplar sonrasında, İstanbul’da, İKSV’nin Caz Festivali kapsamındaki konser sırasında Aynur Doğan’ın başına gelenler ile ayran arasında bir ilişki olacağı hiç aklınıza gelir miydi? Şahsen benim gelmezdi. Lakin Türkiye adını verdiğimiz her daim LSD kafası memlekette ırkçı bir saldırı ile ayran apansız yan yana gelebiliyor, hem de en doğal, en zararsız gözüken biçimde. Murat Sabuncu’nun anlatımıyla şöyle:

İçeri gittiğimde Aynur ayaktaydı. Biz heyecanlı o ise sakindi. Ama tabii üzgün. Bana, ‘Biliyor musunuz, sabah yuhalanacağım içime doğmuştu’ dedi. Bir de son protesto edilen şarkısının adı ‘ayranmış’ (şarkı için buraya tıklayınız). Ve şarkı soğuk ayranın nimetlerini anlatıyormuş. ‘Siyasi hiçbir içerik yoktu, acaba bunu bilseler protesto ederler miydi?’ dedi.”

Aynur’un ilk şokla “ama şarkı ayran hakkındaydı” diyerek şaşkınlığını ifade etmesinde çok eleştirilecek bir şey yok elbet. Hatta Aynur’un mağdur olarak şokun sonrasında da

read more »

July 26, 2011

Ahmet Kaya Caz Festivali’nde Sahneden İndirildi

by Ayda Erbal

Ayda Erbal* – Özge İspir**

Diyarbakır Silvan’da 1 köyün yakılması ve 13 askerle 7 gerillanın[1] ölümüne sebep olan olayların ertesinde sosyal medyayı oldukça hareketlendiren bir haber geldi: İKSV’nin Caz Festivali kapsamında gerçekleşen “Suyun Kadınları” projesinde Türkiye’yi temsil eden Aynur Doğan üçüncü şarkıya geçtiği sırada seyircilerden birinin “Kürtçe bu” diye bağırmasından sonra yuhalanmış, pet şişe ve minder fırlatılarak sahneden indirilmişti.

Aynur’un sahneden indirilmesine neden olmuş grubun tamamının üçüncü şarkıya kadar niye beklemiş olduklarını bilemiyoruz ancak “Kürtçe bu!” nidasından duruma (dilin Kürtçe olduğuna) ancak üçüncü şarkıda uyanıldığını sanıyoruz. İKSV görevlileriyle yaptığımız yazışmadan da böyle bir izlenim edindik.

Geceye ilişkin ilk şaşırtıcı olan bu dilin Kürtçe olduğuna uyanma halidir: Sıkışıldığı zaman hemen “kardeşlik” söylemlerine başlanan ve kendisini bunca zamandır çoğunlukla umursamamış olsak da, keyfimiz istediği zaman kardeş olmaya zorlanmış bir halkın dilinin tanınmaması veya tesadüfen tanınması.

read more »

June 29, 2011

Bir Talihsiz Rastlaşma ya da Düğün ve Cenaze

by Azad Alik

26 Haziran 2011, Taksim - Sinem Mucur

Salih Canova

Amerikalı siyah travesti Marsha P. Johnson New York’ta yaşayan LGBTT’lerin (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel)uğrak yeri Stonewall Inn adlı bara düzenlenen polis baskınlarından bıkıp, 28 Haziran 1969 gecesi elindeki şişeyi polise fırlattığında bu şişenin özgürlük mücadeleleri tarihinde önemli bir yer edinecek bir isyanın işaret fişeği olacağını bilemezdi elbet. 28 Haziran gecesi New York’ta başlayan isyan dünyayı öyle derinden sarstı ki, o güne kadar “hasta” kabul edilerek insan olma “onur”ları ellerinden alınan LGBTT’ler, dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimlerde olsa da “iade-i itibar” için mücadele etmeye başladı ve bir çok ülkede de onurlu bir yaşam için haklarını kazandılar. Hal böyle olunca her yıl Haziran ayının son Pazar gününü de LGBTT Onur Günü olarak kutlamayı ihmal etmediler.

read more »

June 17, 2011

İyi, Kötü ve Çirkin Kürtler

by Ozge İspir

Devlet Nevruzu Kutladı

Özge İspir

Türkiye’de sadece görülmek istendiklerinde görülür olabilen hayaletler var. Bu hayaletler sadece görülür olmakla kalmıyorlar, onlarla ilgilenenler için bir vicdan aklama aracı olarak da kullanılıyorlar. Görülür olma sıklıkları ne kadar tehlike oluşturduklarıyla belirleniyor.[1] Bu hayaletler arasında en sık Kürtler vizöre giriyorlar. Çünkü Kürtler’in vizörden çıkma mevzusu diğerlerininki kadar kolay olmuyor. Çok daha kalabalıklar, dünya kamuoyunca meşrulaşmış silahlı örgütleri var, meclise milletvekili sokabiliyorlar ve hala büyük bir tehdit teşkil ediyorlar. Bu yüzden de çok daha görülür ve çok daha gündemdeler.

Kendilerini ve dertlerini göstermek için 90 yıldır, savaş dahil olmak üzere her yola başvuran bir halkın neden özellikle son 8-10 yıldır görülür bir mevzu olduğu, üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Bu 10 yılda ne yaşandı, nasıl bir toplumsal aydınlanma gerçekleşti ki görmezden gelinen kirli çocuklar birden bire arenalara salındılar ve onları görmeye karar veren kalemlerin duyarlılık malzemesi oldular? Cevap Türkiye’nin değişimiyse, neden bu değişimde içeriğe ilişkin bir ilerleme kaydedilmiyor, somut bir şey yapılmıyor ve bu mesele sadece bahsi geçen bir meseleden öteye gidemiyor? Kürtler’in siyasi talepleri, içeriği biraz değişmiş biçimde aynen devam ediyor. Değişen bir şey daha var. Artık hiç duyulmuyor değiller. Bahsediliyor ve duyuluyorlar. Fakat hala dinlenmiyorlar.

read more »

June 11, 2011

Ebru – Weaving the Myth of a Europeanizing Turkey

by Azad Alik

Hrach Bayadyan

HETQ – This May, we had the opportunity to see two photo exhibits here in Yerevan. One was an extensive exhibit of the works by the New York-based Turkish photographer Attila Durak on display at the Armenian Center for Contemporary Experimental Art (ACCEA) entitled “Erbru – Reflections of Cultural Diversity in Turkey”. The other presented the works of French-Armenian photographer Max Sivaslian entitled “We Once Lived There…” Both are related in some way to the issue of ethnic (religious) minorities living in Turkey.

Despite the fact that Sivaslian’s photos are far removed from being documentary testimonies, that main aim of the exhibition was clear. “We Once Lived There” refers to those locales (villages, towns, neighbourhoods) where Armenians once called home – from Van to Diyarbekir and even Istanbul. Now, others live in their former homes – Kurds, Turks, and Assyrians. The photographer firstly strives to reflect on the disappearance of Armenians from these locations; they either leave or are Islamicized.

read more »

June 7, 2011

LGBTT örgütleri, Feministler, Evsiz Barksızlar ve Sırrı Süreyya Önder

by Ayda Erbal

Yapısal Eşitsizlik

“Ne mutlu kahramana ihtiyacı olmayan ülkeye!”

Bertolt Brecht

Ayda Erbal[1]Erdem Özgül[2]

Sırrı Süreyya Önder’in aslı şurada yayımlanmış yazımıza verdiği yanıt pek çok açıdan bir ilk olması ve niyetinin doğrultusunu göstermesi açısından oldukça önemlidir. Önder bunu yaparak bugün ve geçmişte bağımsız siyasete atılmış benzerlerinden de (bkz Burcu Gürsel’in yazısı), Ermenilerle ilgili yazdıklarına gelmiş gerek sözlü gerek yazılı son derece ağır eleştirileri ya eleştiri sahiplerini karalama yolunu seçerek ya da okurlarından bu eleştirileri köşe bucak kaçırarak, bu sayede kendi kariyerini ve egosunu yüzbinlerce insanın tarihinin ve adalet arayışının üzerinde tutma selahiyetini kendisinde bulmuş yazar, çizer ve “aydın”dan da farklı olduğunu göstermiştir. Bu insanların bir bölümünün Önder’in uzak ya da yakından arkadaşı olması da Önder’in onlardan olumlu yönde farklı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Dolayısıyla Sırrı Süreyya Önder’in tutumu, konuştuğumuz konuların akıl almaz büyüklüğü ve zorluğu

read more »