Archive for ‘Minority Rights’

October 19, 2015

Adil Hafıza ile Klasik İnkarcılık Arasında Bir 1915 Okuması: Derin Tarih

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 6. bölümüne Doğan Gürpınar’ın Derin Tarih dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin önceki yazılarına https://goo.gl/EXqcYh anasayfasından ulaşabilirsiniz]

Doğan Gürpınar*

Derin Tarih dergisi 2012 yılında Mustafa Armağan’ın editörlüğünde tabu-kırıcı, aykırı ve cesur bir mecra olma iddiasıyla yayın hayatına başladı ve devam edegeldi. Kendine biçtiği bu misyon ve sıfatla bir bakımdan geleneksel sağın retoriğinden çok 1968 sonrası revizyonist sol, sol-liberal, anti-milliyetçi tarih-yazımı retoriğini hatırlatır; ki “ezber bozuculuk” 1990’lardan itibaren Türkiye’de sol-liberal “tarihle hesaplaşma” tarzının şablon sloganlarından olmuştur. Ancak elbette Türkiye’de tabu-yıkıcılık, anti-Kemalist sağın da kendine uzun zamandır biçtiği öz-tanımdır. Kendisi sonradan Türkiye’de şekillenen sağdan epey ayrı düşse de anti-Kemalist “tabu-kırıcılığı” sağ tarihyazımının kurucu mimarı Rıza Nur ve akabinde Kadir Mısıroğlu bu retoriğin iki güçlü temsilcisi olagelmişlerdir. Bu bakımdan Mustafa Armağan’ın hem kendi, hem de genel yayın yönetmenliğini üstlendiği dergiye damıttığı üslup dikkate değerdir. Bir taraftan tabu-kırıcı ve ezber bozan olma iddiasındadır. Aynı anda da bu iddiayla bildik şablonları kısmen farkında, kısmen de bilinçsiz postkolonyalist ve postyapısalcı literatürden devralınan söylemsel mühimmatla harmanlayarak tahkim etmekte ve bilimselleştirmektedir. Bu şekilde de à la mode postkolonyal literatürden devşirilen söylemsel yığınakla “pozitivist” ve “modern(ist)” olarak damgalanan Kemalizme karşı kazanılan özgüvenle bildik sağ kalıplar restore edilmektedir.

read more »

October 2, 2015

Türklük Ethosu ve Suçluluk Sorunu: Mesele Dergisi’nde 1915[1]

by umuttumay

Umut Tümay Arslan*

Yüzüncü yılında 1915’e bakan dergiler üzerine Azad Alik’in hazırladığı bu yazı dizisinin temel derdi şu: “1915’i konuşmak, ama nasıl?” Konuşmanın nasılını dert ediyor olmak, inkardan yüzleşmeye giden doğrusal ve belki de doğru bir yol olmadığını da varsayıyor, –inkarın sadece devlet politikasından ibaret olmadığını, sadece “faşistlerin”, “fanatik milliyetçilerin”, “cahillerin” ve “gericilerin” işi olmadığını da. 1915’i konuşma çerçeveleri üzerine konuşmaya başlamanın, inkar ve yüzleşmenin pek de birbirinin karşıtı olarak karşımıza çıkmadığını görmemize imkan vereceğini düşünüyorum.

1915’i, yeniden anlatılmayı bekleyen ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak da, asla ulaşamayacağımız bir tarihsel nesne, gizemli bir hakikat olarak ele almak da dilsel, tarihsel, politik özneler olarak değil, nötr bir biçimde konuşuyor olduğumuz yanılsamasını tekrar tekrar yeniden üretiyor. İlki, Ermeni Soykırımı’nı ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak, dolayısıyla onun olgusallığına vurgudan[2] ibaret bir konuşma çerçevesi, üzerine konuşuyor olduğumuz sürecin, çifte ortadan kaldırma süreci olduğunu görmüyor;[3] sadece Ermenilerin yok edilmesi değil, aynı zamanda bu yok edişin izlerinin silinmesi sürecini: İnkar sürecini. 1915’i geçmiş zaman olarak şimdinin çerçevesine olduğu gibi geri getirdiğine inanan bir konuşma, izlerin ortadan kaldırılma sürecini, sessizlikle geçen, inkarı sürdürdüğümüz onca zamanın izini dışarda bıraktığı ölçüde, 1915’in bir zamanlar, bir kereliğine, bir kesinti olarak düşünülmesini, konuşmanın geçmişin cellatları ve kurbanlarını konuşmaktan ibaret olduğu yanılsamasını, biz-şimdi-konuşanlar olarak bu tarihin dışında durabildiğimiz bir dünyada yaşıyor olduğumuz yanılsamasını da pekiştiriyor. İkincisi, yani, Ermeni Soykırımı’nı erişimimize kapalı bir tarihsel nesne olarak ele almak, onu bir türlü ulaşamadığımız gizemli bir hakikat olarak konuşma çerçevesinin içine almak, sadece çifte-ortadan kaldırma sürecine karşı körleştirmiyor bizi, ama aynı zamanda 1915 üzerine konuşurken (tarihsel-) özne pozisyonlarını işgal ettiğimiz, sıfırdan konuşmaya başlayamayacağımız gerçeğini tanımıyor.

O halde 1915’i şimdide konuşuyor olduğumuzu, Ermenilerin mallarına el konulması, Ermeni kültürünün izlerinin yok edilmesi, sessizlik ve inkarla geçen yüzyılın ardından konuşuyor olduğumuzu, aradan geçen zamanın şiddetini silerek konuşamayacağımızı bilerek başlamalıyız tefekküre. Bu, kim olarak konuştuğumuzun ayırdına varmamız, yani kendi (tarihsel-) öznelliğimizin izlerini silen bir konuşmanın infilak etmesi, imkansızlaşması anlamına gelecek.

read more »

September 21, 2015

Az Tekrar, Çok Fark: Şerhh’in 1915 Dosyası*

by Azad Alik

Lernakapak

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Lerna Yanık’ın Şerhh Şiir ve Edebiyat Dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk üç yazısına, şuradan , şuradan ve şuradan ulaşılabilir.]

Lerna Yanık**

Bu yazının amacı Şerhh şiir ve eleştiri dergisinin 2015/1 sayısında Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı nedeniyle çıkan yazıların kısa bir özetini yapmaktır. Öncellikle Şerhh dergisinin bu konuyla ilgili olarak Eren Barış editörlüğünde “100 Yıllık Adaletsizlik ve Kayıtsızlık: 1915 Ermeni Soykırımı” alt başlığıyla özel bir dosya yaptığını belirterek başlamakta fayda var. Eren Barış’ın kısa bir önsözüyle (s. 83) başlayan bu özel dosyada sırasıyla Hakan Topal, Zeynep Direk, Murat Cankara, Ayda Erbal-Talin Suciyan, Mehmet Fatih Uslu, ve Tuma Çelik’in yazıları bulunuyor. Dosyadaki bu yazılara ek olarak 1918’de Ahmet Haşim’in Halide Edib’e ve 1966’da Cemal Süreya’nın Turgut Uyar’a yazdığı mektuplarla, Yücel Göktürk’ün 2004 yılında Hrant Dink’le gerçekleştirdiği bir söyleşi ve 24 Nisan 1915’te İstanbul’da tutuklanan Ermeni aydınlarının bir listesi de var. Dosyaya ayrıca 152. ve 153. sayfalarda Dersim’deki Halvori Manastırı’nın kalıntılarının (tarihi belirtilmeyen) resimleri de eklenmiş. Aynı şekilde Hakan Topal’ın yazısına üzerlerinde “Ermeni Mültecileri” ibaresi bulunan (tahminen 1915’’lere ait) üç eski resim eşlik ediyor (s. 84, 88, 91).

“Anadolu’ya Karşı: Dostluk ve Kalıntı” başlıklı yazısında (s. 85-91) Hakan Topal egemenlerin “bu toprakların muhtaç olduğu adaleti neden reddettiği” (s.85) sorusuna Ermeni Soykırımı’nı saran ve adalet arayışını daha zor hale getiren öğeleri listeleyerek. cevap aramaktadır (s. 85).

read more »

August 24, 2015

AKMHDP: Özde Oylar, Sözde Oylar

by Onur Yavuz

Onur Yavuz

7 Haziran 2015 Türkiye Genel Seçimleri son 13 yıldır rastlanmayan yeni bir meclis kompozisyonu ile sonuçlanırken geride bu sonuçların nasıl ortaya çıktığına dair tartışmalar bıraktı.

Bu tartışmalar son bir aydır çeşitli şekillerde sürerken kimi araştırmacılar da ulaşılabilir durumda olan veri setleri aracılığıyla tartışmaya veri bazlı ve matematiksel bir açıklama getirmeye çalıştılar.

Bu araştırmacılar arasında Erik Meyersson iki periyod arasında oluşan oy oranı farklarıyla regresyon modelleri üzerinden giderken KONDA’nın 18 Haziran tarihli raporu ve Onur Altındağ-Bert Azizoğlu ikilisinin 20 Haziran tarihli araştırmaları ekolojik çıkarım yöntemi (1) kullanarak oy kaymalarına açıklık getirmeye çalıştı. Tüm bu araştırmaların bulguları HDP’nin sürpriz bir oranla barajı geçmesinin ardındaki itici gücün birtakım çevrelerce iddia edildiği gibi CHP seçmeninin stratejik davranarak HDP’ye (emanet) oy vermesiyle değil, AKP’nin kendi seçmen kitlesi içinde gözlemlenen ciddi bir kayma sonucu olduğuna işaret ediyordu. Ek olarak bu tez ışığında AKP kampında da “PKK’nin halkı tehditleri sonucu” bu durumun ortaya çıktığına dair “şahin” bir pozisyon belirdi.

Görüleceği üzere HDP’nin barajı aşmasına sebep olan faktörün yorumlanışı iki farklı kampın genel olarak Kürt halkı ve Kürt siyasi hareketine dair ajandası ve söylemini kurgulamada kullanma eğiliminde olduğu bir şey. Bir yandan gerek iktidar, gerek merkez muhalefet kanadında emanet oy söylemiyle HDP’den bugüne değin savunageldiği pozisyondan ödün vermesi gerektiğine dair birtakım taleplerde bulunma eğilimi gösterirken, diğer bir kamp ise Kürtlerin ve Kürt hareketinin devletin otoritesini hatırlamaya ihtiyacı olduğu fikriyatında bir saldırganlığa yuvarlanmaya meyyal görünüyor.

Bu analiz size Meyersson, KONDA ve Altındağ-Azizoğlu araştırmalarının bir sağlamasını sunmak üzere hazırlandı. Gerek Meyersson’un analizinde nümerik detaylara girilmemiş olması, gerek KONDA ve Altındağ-Azizoğlu analizinde kullanılan prosedürün ekolojik yanlış-çıkarım riskine yatkın olması sebebiyle halihazırdaki analiz bu tartışmaya katkı sağlamak ve yukarıda atıf verilmiş bulguların sağlamasını yapmak amacıyla kaleme alındı.

Bu analizin diğer çalışmalara temel farkı veri madenciliği (2) düzleminde ilerlememesi, tersine hipotez test edici bir şekilde kurgulanmış olması. Bu nedenle teorik bir argümantasyon ile içerdiği değişken sayısı sınırlanmış, doğrudan ortaya atılmış bir dar hipotezin doğruluğunu test eden ve bu analitik modelden elde edilen bulgular ışığında hâlihazırdaki betimsel oy dağılımını yorumlayan bir analiz söz konusu.

read more »

August 16, 2015

Muhafazakâr Kürtler ve HDP: 7 Haziran Seçimlerini Hatırlamak

by Nuhat Muğurtay

Şeyh Said ve Arkadaşları http://goo.gl/aRAeDY

Nuhat Muğurtay*

7 Haziran’dan önce birçok kesim AK Parti’nin anayasayı değiştirecek güce ulaşamasa bile tek başına iktidar olabileceği kanaatindeydi. Seçimler beklenildiği gibi sonuçlanmayınca Türkiye siyasetinde 2002’den beri ilk kez bir koalisyon tartışması gündemi domine etti.  Koalisyon tartışmaları aynı zamanda bir yönetim krizi olduğunu da gözler önüne serdi. 7 Haziran sonrası siyasi partiler arası bilek güreşi bütün idari ve siyasi reform süreçlerini gündemden düşürdü. 7 Haziran 2015 genel seçimleri sonrası, AK Parti’nin çoğunluk hükümeti kuramamasına etki eden en kritik mesele  Batı ve Doğu’daki Kürt muhafazakâr seçmenlerin oy verme tercihiydi. Seçimin kaderini belirleyen muhafazakar Kürt oylarının önümüzdeki erken seçimde dikkatle kaale alınması gerekir.  Muhafazakar Kürt oyların HDP’ye kayma sebebi olarak kimi yazarlar Gezi protestolarını işaret ederken, birçok yazar ve siyasetçi Kobane olaylarının çok etkili olduğunun altını çizdi. Bütün bunlar var olan durumu kısmen açıklamakla birlikte, oldukça yetersizdir.  Aşağıda bu iki yaklaşımın analizi yapılacak ve analizdeki yetersizlikler gösterilecektir.

Öncelikle su sorunun cevabını verelim, sonuçların ardından, gerçekçi analizlerde üzerinde sıklıkla durulan Kürt muhafazakârları kimdir? Aile bağları geleneksel olan, köy kökenli, genelde tercihini sağ partilerden yana kullanan ve PKK’nin dine mesafeli olduğunu düşündüklerinden ötürü PKK ideolojisine sempati duymayan, yani sosyo-ekonomik kriterlerle anlamlandırmanın mümkün olmadığı, daha çok kültür ve gelenek kodlarıyla anlaşılabilecek bir kesimden bahsediyoruz.

Kürt muhafazakarları 2015 genel seçimlerinde oylarını daha önce politikasından tatmin olmadıkları HDP’ye yönlendirdiler. AK Parti için seçimlerin en önemli başarısızlığı, yaklaşık yüzde 5’e tekabül eden bu kesimin ve ilk defa oy veren genç kitlenin oylarını kaybetmesi oldu. HDP’nin başarısı, yüksek beklentilerin aksine, seçim kampanyasının asıl hedefi olan Batı’daki Alevi, seküler veya sol oylar değil, geniş Kürt kesimlerden ve bölgede yaşayan bir kısım Kürt Aleviler’den gelen oylar sayesinde elde edildi.

read more »

July 8, 2015

1915, Sessizlik Çekirdeği ve Evrensel Kültür’de Ermeni Soykırımı*

by gulseren adakli

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Gülseren Adaklının Evrensel Kültür 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk iki yazısına şuradan ve şuradan ulaşılabilir.]

Gülseren Adaklı[1]

Konuşurken, kelimeler arasında, sessizliğe mahkûm edilmiş milyonların hatırasına bir sessizlik çekirdeği muhafaza edilmelidir. Terry Eagleton[2]

Bu yazıda, Nisan sayısında Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılını gündemine alan periyodiklerden birini, aylık edebiyat ve sanat dergisi Evrensel Kültür’ü genel hatlarıyla ele alıp incelemeye çalışacağım. Tüm yazıların içeriğinde ileri sürülen düşünceleri tartışmam söz konusu değilse de, dikkat çekici olduğunu düşündüklerimin altını çizeceğim. Bu yazıyı hazırlarken Ermeni soykırımı, soykırımın failleri, faillerin devamcıları hakkındaki bir çok bilgiye utandırıcı biçimde geç kalmış olduğumu bir kez daha gördüm. Yazarken bir yandan yüzleşme pratiklerini, yüzleşme nasıl yapılırsa anlamlı olabiliri tartmaya çalıştım.

read more »

June 27, 2015

Ayrıntı Dergi, Soykırım ve Elmas Sertliğinde Sorular Sorma Zamanı*

by Görkem Daşkan

kapak_9

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Görkem Daşkan‘ın Ayrıntı Dergi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk yazısına şuradan ulaşılabilir.]

Görkem Daşkan

Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı sebebiyle Türkiye’de çıkan süreli yayınların bir kısmı geçtiğimiz aylarda konuya muhtelif genişlikte yer verdi. Bunlardan biri on yazılık özel dosyası ile Ayrıntı Dergi’ydi (Mart/Nisan 2015 sayısı). Editörlüğünü Abdurrahman Aydın’ın yaptığı dosyaya Dickran Kouymjian ve Mehmet Polatel yönlendirici yardımlarda bulunmuş. Bu yazıda dosyanın içeriğine göz atarak, yazıların 100. yıla ilişkin algısını tartışmaya çalışacağım.

read more »

June 21, 2015

Toplumsal Anma Pratikleri Şekillenirken, Bölüm II: İstanbul 24 Nisan 2015*

by Talin Suciyan

Screen Shot 2015-06-18 at 8.18.55 PM[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Talin Suciyan‘ın İstanbul’daki anma toplantılarına dair eleştirel değerlendirmesiyle başlıyoruz.]

Talin Suciyan

Beş yıl önce, o tarihte yapılan ve Taksim Meydanı’nda ilk kez düzenlenen anma da dahil olmak üzere bir dizi etkinliğin içeriği hakkında o gün düşündüklerimi Toplumsal Tarih dergisine yazmıştım.[1] 2010’dan bu yana, 24 Nisan anmaları ve Özür Kampanyası hakkında çok daha kapsamlı çalışmalar yayımlandı. Seyhan Bayraktar’ın hatırlama ve siyaset üzerine 2010 Ağustos’unda yayımlanan kitabı Politik und Erinnerung: Der Diskurs über den Armeniermord in der Türkei zwischen Nationalismus und Europäisierung ve Ayda Erbal’ın özür dilemenin şekli ve içeriği üzerine 2013 yılında yazdığı “Özür Dilemek ‘Bildiğiniz gibi değil’[2] makalesi bunlardan ilk aklıma gelenler.

read more »

June 4, 2015

Çözüm Süreci: Tehlike Anında Camı Kırınız*

by ozge genc

[Editörlerin Notu: 25. dönem TBMM seçim meydanlarında gerek iktidar gerekse muhalefet tarafından zaman zaman kendisine en hoyrat davranılmış olan çözüm süreci, seçimlerden kimin galip çıkacağından bağımsız Türkiye’nin ivedilikle çözmesi gereken en önemli sorunlarından biri olmaya devam edecek. Bu vesileyle, Uluslararası Kültürel Araştırmalar Merkezi’nin (UKAM) Azad Alik editörlerinden Özge Genç ile Nisan ayında yaptığı röportajı yeniden yayımlıyoruz. 8 yıl TESEV Demokratikleşme Programı’nda çeşitli görevlerde çalışmış Özge Genç Nisan ayından bu yana PODEM’de Araştırma Direktörü olarak görev yapıyor. Genç 2013-2014 yıllarında Kürt siyasetinin farklı coğrafyalardaki farklı aktörleriyle görüşmeler yapmıştı.]

Enver Yalçın ve Ömer Uğurlu

“Yeni Türkiye” kavramı Çözüm Süreci adına neler vaat ediyor?

40 yıldır süren çatışma halinin sona ermiş olması ve devletin düşman bellediği bir hareketin lideriyle oturup konuşması ve çatışma çözümü yolunda ilerlemesi başlı başına yeni ve bunun “Yeni Türkiye” kavramının altını dolduran en önemli özellik olduğunu düşünüyorum. Çözüm Süreci’nde, askeri vesayeti kaldıran, PKK lideri ile enformel müzakere yürüten AK Parti’nin şu an yaptıklarından çok daha iyisini yapmasını bekleyen bir kitle var. AK Parti, bu vaatle yeniden hükümete geldiğinde, toplumsal zihniyette geri dönülmez çatlaklar oluşturmayı başarırsa ve demokratik kurumsallığı tüm farklılıklarıyla toplumu merkeze alarak yeniden inşa edebilirse “Yeni Türkiye’den” söz edebiliriz.

read more »

January 25, 2015

“Ey Müslüman Nedamet Getir!”[1]

by Ayda Erbal
7776174154_000-nic6405647

Filistinli Çocuklar Charlie Hebdo gösterisinde http://goo.gl/r2ZXV6

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te önümüzdeki yıl yayımlayacağımız ırkçılık ve ayrımcılık serisinin üçüncü yazısı Ayda Erbal‘dan. Yazı 25.01.2015 tarihli Star Açık Görüş sayfalarında da yayımlandı, ancak dipnotlar ve linklerde sorun olduğu için yazıyı aynı gün yeniden yayımlıyoruz.]

Ayda Erbal*

7 Ocak tarihinde Charlie Hebdo (CH) çalışanları ve polis memurlarının öldürüldüğü eylemin hemen sonrasında Kıta Avrupası ve Amerika’da temel olarak iki yaklaşım öne çıktı. Her iki yaklaşım da yazar çizerlerin yazıp çizdiklerinden dolayı öldürülmüş olmalarını, olması gerektiği gibi, amasız, eğersiz kınadılar. Ancak yolları bundan sonra ayrıldı: Takip edebildiğim kadarıyla birinci grup, ezici çoğunlukta sade vatandaşın da katkısıyla, CH’nin mesajını da misyonunu da sahiplenerek, kimisi sadece destek olmak amacıyla #jesuischarlie #benCharlieyim hashtag’i altında gerek sosyal medyada gerekse sokaklarda cinayeti protesto ettiler. Bu birinci grubun ideologları diyebileceğimiz çoğunluk gazeteci, yazar ve çizerlerin yine ağırlıklı bir kısmı işi daha da ileri götürüp CH’nin misyonuna/ mesajına destek olmak için CH karikatürlerinin ve kapaklarının tıpkı basımını yapmaları gerektiğini savundular.

read more »

%d bloggers like this: