Archive for ‘Public Sphere’

September 19, 2012

Satranç Olimpiyatları’na at gözlüğü ile bakmak*

by Azad Alik

Arman Artuç

Dünya Satranç Olimpiyat’ı sona erdi. 9 Eylül pazar günü ise sona eren turnuvada Türkiye 42.sırada yer aldı. Altın madalyayı ise 2006 ve 2008’de olduğu gibi Ermenistan aldı. 2010’un şampiyonu ise Ukrayna olmuştu.

Türkiye’de düzenlenen Olimpiyatı Ermenistan’ın kazanması aslında büyük bir şans olarak değerlendirilebilir ve Ermenistan ile ikili iliksileri geliştirme çerçevesinde ele alınabilirdi. Rus Vladimir Kramnik ile birlikte turnuvanın startı olan, FIDE dünya sıralamasında ikinci durumdaki Levon Aroyan ile röportaj yapılabilir, BBC’in de haberleştirdiği Ermenistan’da okullarda satrancın ders olarak okutulmasından bahsedilebilirdi.[1]

read more »

September 18, 2012

“Right to Know the Truth” as a Constitutional Right, and the Constitutional Issue of “Crimes Against Humanity and Genocide”*

by Azad Alik

Levent Köker**

As work began on the text of the new constitution, political parties began to announce their proposals on rights and freedoms and their proposals began to be discussed in earnest in the public sphere. One of the most noteworthy proposals on rights and freedoms—an area of such central importance to any constitution—came from the Peace and Democracy Party (BDP)[1] in the form of a “right to learn the truth.”  In their words: “Everyone has the right to learn the truth, to access substantive information about the country’s history, and to request that documents and information about this history be made public, including from government archives. There is no statute of limitations on genocide or crimes against humanity”.[2]

read more »

September 17, 2012

Bir Anayasal Hak Olarak “Hakikati Öğrenme Hakkı” Bir Anayasal Mesele Olarak “İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırım”*

by Azad Alik

Levent Köker**

Yeni anayasa metni üzerindeki çalışmaların başlamasıyla birlikte siyasî partilerin hak ve özgürlükler ile ilgili önerileri de daha net bir biçimde kamuoyunda duyulmaya ve tartışılmaya başlandı. Anayasaların en hayatî önem taşıyan bölümlerinin başında gelen hak ve özgürlükler ile ilgili öneriler arasında dikkat çekici olanlardan biri de BDP’nin “hakikati öğrenme hakkı” önerisi. Buna göre: “Herkesin hakikate ulaşma, ülkenin tarihsel geçmişiyle ilgili gerçek bilgilere erişme, devlet arşivi dahil bu geçmişe ilişkin belge ve bilgilerin açıklanmasını isteme hakkı vardır. Soykırım ve insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı işlemez.”[1]

read more »

June 19, 2012

Maça Papazı (1): Bir Patoloji Kurgusunda Hükümranlık Fantezileri*

by Burcu Gürsel


Çeviren: Sıla Okur

İğfal edilmiş, hayalleri yıkılmış, suçsuzluğunu kanıtlama yüküyle ezilmiş bir kadın.  Dogmatik, ikiyüzlü, korkak öğrenciler.  Yakın zamanda Wikileaks’in Türkiye’deki ilk yayın haklarını elde eden, silahlı kuvvetler dışında her kuruma karşı derinden gelen bir tavır belirsizliği içinde olan arada-muhalif  Taraf gazetesinin sayfalarını süsleyen iki fanteziye göre bunlardan ilki Ermeni Diasporası’nı, ikincisi de politize Kürtleri temsil etmektedir.  Söz konusu fanteziler 2011’in sonlarında Alper Görmüş’ün “Ermeniler neden 1915’e ‘takılıp kaldı…’”  ve Halil Berktay’ın “Soran olmadı ama hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum” başlıklı yazılarında yer aldı.[1]  Bu yazılar başka birçok yerde görülebilen kestirme ruhbilimciliğe, görünüşte Ermenilere ve Kürtlere bir derece sosyopolitik destek verirken aslında bunları kurbanlık statüsüne sıkışmış yahut tutunmuş, alabildiğine irrasyonel, dengesiz, tutarsız alt topluluklar olarak nesneleştirmeye örnek teşkil ediyor.

read more »

June 1, 2012

Egypt and Tunisia: A Social Media “Revolution”?

by Azad Alik

Yasemin Yılmaz*  

Introduction

The recent uprisings in the Arab world took many by surprise. Perhaps it was the duration and the prevalence of authoritarian regimes in the region that made them seem immune to overturns, or it was the support provided to these regimes from the arms and technology rich countries of the first world. In either case, the uprisings opened up new possibilities for the populations in the Middle East, as they also provided a fertile ground of re-examination of social movement theories for scholars. The “leaderless-ness” of the uprisings seemed to distinguish them from their predecessors; the masses were on the streets but not in a familiar fashion. They seemed to be loosely connected political entities, individuals, maybe sharing some common features in terms of demographics like the unemployed or the youth. The role played by “social media” also sparked probably as much discussion as the uprisings themselves.

read more »

May 18, 2012

Popüler Tarihçiliğin Yeni Türü: Tarihî Romanlar

by Azad Alik

Rıfat N. Bali

Türk fikir ve yayın âleminin son on ila onbeş yılında en sıkça rastlanan konulardan biri gayrimüslim azınlıklardır. Gayrimüslim azınlıklar artık, aşırılıkların esiri olmuş yazarlar dışında, genellikle olumlu bir şekilde algılanmakta. Ancak bu “olumlu” algılamanın Osmanlı döneminin bir entelektüel mirası olduğunu ve de azınlıklara “himaye edilmeye muhtaç, türünün son örnekleri” cinsinden acıma ile pozitif ayırımcılığın harmanlandığı bir bakış açısı ile malûl olduğunu unutmamak lazım. Azınlıkların artık Türk kültür ve fikir âleminde ya birer aktör, ya birer figüran olarak yer almaları edebiyat alanına da sirayet etmiş durumda.

Edebiyat Âleminde Azınlıklar

 Son on, onbeş yılda yayınlanan roman ve hikâyelere bakıldığında iki şey göze çarpmakta: (a) o tarihe kadar varlıkları hissedilmeyen gayrimüslim yazarların ortaya

read more »

March 29, 2012

Eylem Fetişi Üzerine Notlar I

by AD

Occupy Wall Street? -Foto: Gokhan Erdogan

 

Siyasi eylemlilik her yerde ve her koşulda olumlanması gereken mutlak iyi bir pratik olarak algılanıyor. Öyle ki siyasi eylemliliğin başarısından, belirli kıstaslarla değerlendirilmesinden hiç konuşamadığımız için, eylemlilik doğaüstü bir güç taşıyormuşçasına eleştiriden muaf, kıymeti kendinden menkul bir fetiş haline gelebiliyor. Kitlesel sokak eylemlerinden bireysel eylemliliklere uzanan yelpazede “eylem fetişi”, eylemi siyaset yapmanın araçlarından sadece biri olmaktan çıkartıp kaynakları bir başına tüketen ve siyaseti salt kendisine indirgeyen bir hale dönüştürebiliyor.

read more »

February 27, 2012

Psikolojik Savaş ve Türk Medyası[1]

by gulseren adakli

(Azad Alik Notu: Gülseren Adaklı’nın yazısı Kasım ayı başında elimize geçmesine rağmen, teknik nedenlerle gecikmeli olarak yayımlayabiliyor, bu nedenle Adaklı’dan özür diliyor, gösterdiği sabır ve anlayış için teşekkür ediyoruz.)

Psikolojik Savaş ve Türk Medyası

Gülseren Adaklı*

Son dönemde Kürt meselesi konusunda yoğunlaşan psikolojik savaş, Noam Chomsky ve Edward Herman’ın “terör anlambilimi” olarak adlandırdığı çerçevede hızla genişletilmiş bir “yıkıcılık” (“subversion”) kategorisine evrilmiş durumda[2]. Terör kavramı etrafında örülen genişletilmiş yıkıcılık kavramı, iktidara muhalefet eden her türden siyasal özneyi “yıkıcı” olarak aynı torbanın içine tıkma anlamına geliyor. Bu yazının konusu olan gazeteler de “KCK operasyonu” adı altında gerçekleştirilen bu “genişletme” sürecinde fazla mesai yapmış görünüyorlar.

read more »

February 13, 2012

Siyasi Davaların “Liberal” Temsili∗

by Azad Alik

Serra Hakyemez ve Önder Çelik

Siyasi operasyonların hedef aldığı kitle dalga dalga genişledikçe köşe yazarları, akademisyenler ve üniversite öğrencileri tutuklamaların ve yargılamaların ne kadar hukuk dışı ve gülünç olduğunu vurgulayan eylemler düzenlemeye başladı. Her gün bir başka eylemle AKP hükümeti karşısında daha da güçlenen bir toplumsal muhalefet ve aktivizm ortaya çıkıyor. Örneğin, son aylarda birçok imza kampanyası düzenlendi, sosyal medyada eylemsellik ağları kuruldu, akademisyen ve köşe yazarları liberal-sol eğilimli gazetelerde terörle mücadele adı altında gerçekleşen yargısal katliamları teşhir etmeye başladı. Ama gelin bir anlığına bu canlı ve aktif muhalefetin verdiği heyecanı bir kenara bırakıp bu muhalefetin “tercümanlarının” siyasi davalarla ne formlarda eklemlendiklerine bakalım.

read more »

September 29, 2011

Muhalefetin 200’ü

by Ozge İspir

18 Eylül Pazar günü, tutuklu gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’in özgürlüklerine kavuşması için onları desteklemek amacıyla kurulan ANGA (Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları), her iki gazetecinin de tutukluluk sürelerinin 200. gününde “Adaletin 200’ü” adında bir basın özgürlüğü yürüyüşü düzenledi. Gerek düzenleyiciler, gerekse yürüyüşün adından anlaşılacağı gibi odak alanı daha ziyade Ahmet Şık ve Nedim Şener’di.Basın özgürlüğüne ve tutuklu gazetecilere de daha çok Şık ve Şener’in isimleri üzerinden sahip çıkılıyordu. Pankart ve protestoların nerdeyse tamamına yakını Ahmet Şık ve Nedim Şener’i gösterip (1), diğer tutuklu gazetecilerin adına pek rastlanmazken, fotoğrafları çok az yürüyüşçünün elinde yürüyüşe fon işlevi görüyordu (2). Fakat katılımcıların da, düzenleyenlerin de farkettiği bir şey vardı; Haziran ayında yapılan yürüyüşe göre katılım ciddi oranda azalmıştı. Bize göre bu azalışın büyük bir sebebi diğer basın özgürlüğü yürüyüşlerine katılıp buna katılmayanlarda aranabilir. Ancak önemli bir sebep de ANGA’nın tutumunda aranmalıdır.

read more »