Bir Anayasal Hak Olarak “Hakikati Öğrenme Hakkı” Bir Anayasal Mesele Olarak “İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırım”*

by Azad Alik

Levent Köker**

Yeni anayasa metni üzerindeki çalışmaların başlamasıyla birlikte siyasî partilerin hak ve özgürlükler ile ilgili önerileri de daha net bir biçimde kamuoyunda duyulmaya ve tartışılmaya başlandı. Anayasaların en hayatî önem taşıyan bölümlerinin başında gelen hak ve özgürlükler ile ilgili öneriler arasında dikkat çekici olanlardan biri de BDP’nin “hakikati öğrenme hakkı” önerisi. Buna göre: “Herkesin hakikate ulaşma, ülkenin tarihsel geçmişiyle ilgili gerçek bilgilere erişme, devlet arşivi dahil bu geçmişe ilişkin belge ve bilgilerin açıklanmasını isteme hakkı vardır. Soykırım ve insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı işlemez.”[1]

Hemen belirtilmesi gereken nokta şu: BDP’nin bu önerisi yeni anayasanın sâhip olması gereken devlet anlayışıyla yakından bağlantılı sembolik bir değeri vardır. Türkiye’nin yeni anayasası, 1961 de dâhil olmak üzere, bugüne kadarki “milliyetçi” anayasalarda olduğu gibi, bir “Türk ulus-devleti inşâ etme” amacına bağlı kalmayı sürdürmeyecekse, toplumun kendi târihîyle doğru bir ilişki kurabilmesinin de sağlanması gerekir. Bu husus, Türkiye toplumunun etnik, dinî, mezhepsel veya inançsal, cinsiyet veya cinsel yönelim temelli, sınıfsal ve başka tür sosyal katmanlar arası farkıllıklara duyarlı bir yeni anayasa ile çağdaş demokratik ilkelere uygun biçimde düzenleyebilmesi bakımından temel öneme sâhiptir.

Bu sembolik önemin yanısıra öneri, “hakikate erişme hakkı” diye yeni bir anayasal hak kategorisi yaratması bakımından üzerinde ciddiyetle durulması gereken boyutlar taşıyor. Bunlardan ilki, bir anayasal hak olarak “hakikati öğrenme hakkı”nın hukukî değeri. Anayasalarda yer alan tüm hak ve özgürlüklerin pozitif hukukun somut işleyişinde anlam taşıyabilmeleri bakımından, son kertede yargı organınca dikkate alınabilir bir içerik taşımaları gerektiğini kabûl edersek, “hakikati öğrenme hakkı”nın böyle bir anlamı var mıdır diye sormamız gerekir. BDP’nin önerisi, herkese devlet arşivlerindeki belge ve bilgilere erişme hakkının tanınması gerektiğini içerdiği gibi, bu hakkın “devlet sırrı” veya başka tür gerekçelerle arşivlerin belirli bir süre veya sonsuza dek kapalı tutulması gibi uygulamalarla engellenemeyeceği ve sınırlandırılamayacağı anlamına da gelmektedir. Bu hakkın pozitif hukukun somut işleyişinde anlam taşıyabilmesi bakımından iki noktanın gözetilmesi gerekmektedir. Bunlardan ilki, önerilen “hakikati öğrenme hakkı” da dâhil tüm temel hak ve özgürlüklerin herhangi bir başka yasal düzenleme gerektirmeksizin, tüm devlet organlarını bağlayıcı nitelikte olduğunun anayasada açıkça belirtilmesidir. Bu nokta, kanımca bu hakkın son kertede yargı organı önünde ileri sürülebilmesi bakımından, özellikle Türkiye’deki devlete öncelik veren yargı kültürü karşısında, zorunludur. İkinci husus ise, “hakikati öğrenme hakkı”nın, hak ve özgürlüklerle ilgili genel sınırlandırma sebeblerine ek olarak “devlet sırrı” veya başka ad altında ortaya konulabilecek olan devletin varlık ve bekasının korunması gibi gerekçeler de dâhil hiçbir sebeble sınırlandırılamayacağının da açıkça belirtilmesi gerektiğidir.

BDP’nin önerisinin ikinci kısmına gelince. Burada “soykırım ve insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı işlemez” kuralının yer aldığını görüyoruz. Hakikati öğrenme hakkı ile bu kuralın aynı madde içinde birleştirilmesi dikkat çekici. Bu, aslında zaman içinde boyutu sürekli olarak değişip genişleyebilecek bir kategori olarak “geçmiş”te olup bitmiş olaylar hakkında doğru bilgilere eriştikçe gün yüzüne çıkabilecek olan “soykırım ve insanlığa karşı suç” niteliğindeki fiillerin her zaman koğuşturulabileceğine dâir bir anayasal güvence. Bu bakımdan hâlen yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu’nda (76. ve 77. maddelerde) varolan kuralı anayasal statüye kavuşturmaktadır ve bu bakımdan önemli olmakla birlikte özünde çok da yeni bir şey getirmemektedir.

Buna karşılık, soykırım ile ilgili olarak yeni anayasa bağlamında yapılabilecek bazı şeyler vardır. Bunlardan ilk akla geleni, yeni anayasanın anayasa metnine dâhil edilecek “başlangıç bölümünde”, Türkiye toplumunun geçmişinde yaşanmış olan etnik, dinî, mezhepsel, inançsal, cinsiyet ve cinsel yönelim temelli ayrımcılıklara dayalı, terimin en geniş anlamıyla insanlığa karşı suçların lânetlendiği ve bunlara karşı kayıtsız kalmanın mümkün olamayacağı bir kolektif bilinç içinde yeni anayasanın yapıldığını vurgulayan bir ifâdenin yer almasıdır. Bu sembolik ifâdeye ek olarak, soykırım ve insanlığa karşı suçları bir bakıma anlamsız hale getiren bir tavır olarak “soykırımın (ve insanlığa karşı suçların) inkârını yasaklayan” ve bu yasağı anayasal bir emredici kural getirerek “nefret suçları yasası” ile pekiştirmeyi öngören bir düzenlemeye de yer verilmesi düşünülmelidir. Türkiye, târihî olarak parçası olduğu Avrupa başta olmak üzere insanlığın ileri demokratik toplumlarında soykırım inkârının suç sayılması ile nefret suçları düzenlemelerinin paralelliğini göz önüne almak zorundadır. Etnik, dinî ve inançsal farklılıklar başta olmak üzere tüm toplumsal fark kategorilerine dayalı ayrımcılıkların devlet merkezli büyük acılara ve felaketlere neden olduğu bir toplumda, hakikati öğrenme hakkının önemi büyüktür. En az onun kadar önemli olan ise, hakikati öğrenmenin önünde bir zihinsel engel olarak sürekli pekiştirilen bir “geçmişi inkâr” olgusunun da ortadan kaldırılmasıdır ki, kanımca, soykırım ve insanlığa karşı suçların toplumsal ve siyasî tarihin bir parçası olabileceğinin inkârı ile nefret suçlarının paralel bir biçimde düzenlenmesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. BDP’nin önerisi, bu nedenle, benzer bir doğrultuda geliştirilerek düşünülmelidir.

Bu bakımdan BDP’nin önerisini aşağıdaki biçimde geliştirebiliriz:

“Herkesin hakikate ulaşma, ülkenin tarihiyle ilgili belge ve bilgilere erişme, devlet arşivi dahil bu belge ve bilgilerin açıklanmasını isteme hakkı vardır. Bu hak, herhangi bir kanun veya başkaca bir düzenleme gerektirmeksizin, idare ve yargı başta olmak üzere tüm devlet organları tarafından doğrudan dikkate alınır ve uygulanır ve hiçbir gerekçeyle ve hiçbir biçimde sınırlandırılamaz. Soykırım ve insanlığa karşı suçların inkârı, tipik unsurları ve müeyyideleri kanunla düzenlenecek olan nefret suçlarındandır. Soykırım ve insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı işlemez.”

* Bu yazı ilk olarak TESEV Demokratikleşme Programı’nın Anayasa İzleme adlı web sayfasında yayımlanmıştır.

**TESEV Anayasa İzleme Çalışması Danışmanı, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi.

One Trackback to “Bir Anayasal Hak Olarak “Hakikati Öğrenme Hakkı” Bir Anayasal Mesele Olarak “İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırım”*”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: