Ruhlar Konağı*

by Azad Alik

Vahe Tachjian

Ekim 2010’da Beyrut’taydım. Arkeolog ve aynı zamanda tarihçi olan bir arkadaşımı ziyaret etmiştim. Kendisi bir araştırma gezisi için gittiği Sis – Kozan’dan yeni dönmüştü. Büyük bir sevinçle bana çektiği fotoğrafları gösteriyordu. Çektiği fotoğraflar arasında Sis – Kozan’ın en güzel evlerinden biri olan Yaverin Konağı’nın fotoğrafları önemli bir yer tutuyordu. Arkadaşım bu evin bir Ermeni’ye ait olduğunu ve yıllarca kaderine terk edilmiş ve yarı yıkılmış bir halde olduğunu anlattı. Son dönemde ise, AK Parti’li belediyenin girişimiyle Konak restore edilmiş,  otel-restorana çevrilmiş ve Sis – Kozan’ın en gözde turistik mekânlarından biri haline gelmiş. İnternette, konağın resimlerinin, içinin ve odalarının dekorasyonunun görüldüğü bir websitesi bile var.

Buraya kadar herşey gayet normal. Hatta, eski bir yapıyı aslına uygun şekilde restore etmek, arada sırada eski sahiplerini de anma cesareti göstermek övülesi bir şey. Sonuç olarak bu adımlar, Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerden onlara ait tüm şahsi ya da cemaate ait yapıları yok ederek, Ermenilerin izlerini silmeye çalışmakla karşılaştırıldığında tercih edilesi adımlar.

Ama bütün bunların yanında başka bir şey daha var: Arkadaşımın gösterdiği Yaverin Konağı’nın resimleri, büyük dedem Krikor Mcrkyan’ın (Yaver Efendi deniyordu kendisine) evinin resimleriydi… Bu nedenle fotoğraflar beni derinden etkilendi. Bu karşılaşmaya kadar, Konak aile hafızamızda önemli bir yere sahipti. Yıllar geçtikçe yaşlılar ölmüştü ve genç kuşaklar bu konağın Sis – Kozan’ın eski ya da yeni görünümünde nasıl bir yere sahip olduğunu bilecek durumda değildi. Ancak evin yeri sadece coğrafi bir referans değil, aynı zamanda kişisel anıların dolu olduğu ailenin ve sülalenin önemli bir mirasıydı.

İlk işim haberi anneme, yani Yaver Efendi’nin tornuna vermek ve konağın yeni fotoğraflarını ona göstermek oldu. Haber, Krikor Mcrkyan’ın torunları olan, annemin 15 kuzen ve kuzinleri arasında hızla yayıldı. Tarihçi tarafım işbaşına geçti ve başladım akrabalarımdan onların da kendi anne babalarından duydukları  eve dair anılarını toplamaya. Onların hiçbiri bu evde yaşamamıştı, bu nedenle anlatılanlar parça parça anılardan ibaretti. Krikor’un kızı bu evde piyano çalmayı öğrenmişti, aynı piyanoda Krikor’un karısı Hripsime, Sis Katolikosluğu’ndaki dini görevlilerden birinden öğrendiği  “Hayr Mer” duasını çalmıştı. Bir diğer kızı Yeranuhi evin büyüklüğünü, geniş avlusunu ve avludaki portakal ağaçlarını hatırlıyordu, bir de sürekli evlerinde duş ve elektrikli zil olduğunu söylüyordu. Annem, Yaver Efendi’nin Kudüs’ten getirdiği ve aile içinde “Ana”  ismiyle hatırlanan bir kahve takımını halen saklar. Yaver Efendi’nin zenginliğinin “sırrı” da anlatılır. Annesi “Kalıncı Ana” Sis – Kozan’nın hali vakti yerinde ailelerinden Paşabezyanların evinde çamaşırcıydı. Paşabezyanların kızı Hripsime, 21 yaşındaydı ve o dönem için “evde kalmış” sayılırdı. Bu kızı, çamaşırcının güzel yüzlü, yapılı oğlu Krikor’la evlendirme fikri böyle doğmuştu. Evlendikten sonra Krikor hızla belli bir zenginlik sahibi olur ve girişimci ruhu sayesinde kısa zamanda maddi durumunu daha da iyileştirerek Sis – Kozan’ın önde gelen tüccarlarından biri olur.

Garip bir şekilde, bu evin hikayesiyle ilgilenmeye ve araştırmaya başlamamla birlikte, bir başka evin, Yaverin Konağı ile dolaylı olarak ilgili olan bir evin hatırası zihnimde aniden canlanmaya başladı. Bu, dedem Haçik Mcrkyan Yaveryan’ın Beyrut’ta, demir köprünün karşısındaki eviydi. Yaver Efendi’nin altı çocuğu, Yeranuhi, Zaruhi, Hayguhi, Haçik, Misak ve Nubar bu evde toplanırlardı. O zamanlar çoğu Beyrut’ta yaşardı ve çocuklarıyla, torunlarıyla Paskalya’yı, yeni yılı hep birlikte kutlarlardı. Evin bir duvarında, evin ikonu haline gelmiş olan Yaver Efendi’nin büyük ve renkli bir portresi asılıydı. Beyrut bir şekilde Sis – Kozan’ın yerine geçmişti, aile ocağının ateşi sönmemişti, herkes biraradaydı ve hayat tüm hızıyla devam ediyordu.

1970’lerde başlayan Lübnan iç savaşı, büyük aile hayatını sürdüren birçokları için olduğu gibi, bizler için de, tam bir bir felaket olacaktı. Silahlı çatışmalar bu renkli aile ortamına büyük bir darbe indirecekti. Yaver Efendi’nin çocukları, torunları, torunlarının çocukları birbirinden ayrılacak ve her biri başka bir yöne doğru gidecekti. Marsilya, Los Angeles, Nis, San Francisco, Paris, Montreal, Berlin… Çok azı Beyrut’ta kalacaktı. Çatışmaların yoğun olduğu günlerde bir bombanın dedemin evini vurması ise bu felaketin doruk noktası olacaktı. Ev, Sis – Kozan’dan kalan eşyaları, fotoğrafları, Yaver Efendi’nin duvarda asılı resmini ve daha birçok şeyi de alarak yanıp kül olacaktı…

Dedemin yanmış ve yıkıntı haldeki evi bugün olduğu gibi duruyor. Beyrut’a her gittiğimde, evin önünden geçerken içimi derin bir acı kaplıyor. Büyük bir ihtimalle o da diğer tüm eski Beyrut evlerinin kaderini paylaşacak, bir gün yıkılacak yerine yeni bir bina yapılacak. Bu ev benim için Lübnan’daki iç savaşın en zor ve en ağır dönemlerini yaşadığım felaketin tanığıdır.

Yaverin Konağı’nın da Sis – Kozan’daki durumu da farklı değil. Hatta bence orası felaketin başladığı yerdir…

BYaver'in Konağı'nın 1960'larda çekin fotoğrafıurası, 1918’de Yaver Efendi’nin cesedinin getirildiği yerdir. Hıripsime, altı çocuğunu tuttuğu gibi yukarı çıkarıp babalarının cansız bedenini görmelerini engellemeye çalışmıştır. Anlaşılan o ki, Krikor Efendi Felâket yıllarında bağlantıları sayesinde kendisini ve ailesini sürgünden kurtarmıştır. Fakat savaşın son yılında İttihad ve Terakki Fırkası’ndan Türk arkadaşları sonunda onu öldürürler. Birkaç sene önce, Nantes’de Kilikya’daki Fransız egemenliği dönemindeki belgeleri incelerken tesadüfen Krikor Efendi’nin öldürülmesi davasında yargılanan beş kişinin dosyasını buldum. Suçlu bulunanlardan biri Sis – Kozan’ın divanının başında bulunuyordu, diğeri ise belediye meclisindeydi. Suçlular kaçmıştı. Fransız hükümeti suçluların adalete teslim olmamaları halinde, ailelerini Kozan’dan sürmekle tehdit ediyordu. Daha sonra ortaya çıkan siyasi değişim, davanın durmasına ve diğer pek çok davada olduğu gibi kapanıp unutulmasına sebep oldu.

Ailenin diğer üyeleri bu konakta birkaç sene daha yaşamaya devam etti. Ateşkes sonrasında Fransız ordusu Sis’i de ele geçirmişti. Sürgüne gönderilip hayatta kalabilenler geri dönüyor ve yeni bir hayat kuruluyordu. Ailenin en büyük oğlu, büyük babam Haçik, evin büyüğü rolünü üstlenmişti. Öldürülen babasının yerine Sis – Kozan’ın önde geleni rolünü kendisi geçer ve gerek devlet katında, gerekse cemaatin toplumsal hayatında aktif rol alır. Ama işler çabuk değişir. Türk ordusu şehri yaklaşmış ve Fransız kuvvetleri çekilme kararı almıştır. 1920 Mayıs’ında Fransızların bu kararına Ermeniler de uyacaktır.

Yine de, ailenin Yaverin Konağı ile ilgili hikayesi burada bitmez. Çok daha geç bir buluşma daha vardır. Dedem sürgün yıllarında Sis’deki Türk komşularıyla bağlarını koparmadı. Hatta 1960’larda onları Lübnan’a davet ederek misafir etti. Tahmin edilebileceği gibi, böyle bir ziyaret Ermeni toplumunun önde gelenleri tarafından pek de hoş karşılanmamıştır. Fakat sanıyorum, dedemin aklındaki plan başkaydı. O, yıllarca hayalini kurduğu son adımı atmanın yolunu açıyordu. Gerçekten de, Türk komşuları, Beyrut’taki ziyaretten sonra, iade-i ziyaret için dedemi Sis – Kozan’a davet ettiler. Böylece dedem, yurdu olan topraklara 1960’ların sonunda gitti ve Yaverin Konağı’nı, yani kendi evini gördü.

Dönüşünde ise bir kalp krizi sonucu, felç geçirdi ve birkaç sene sonra da öldü.

**

Yaverin Konağı’nın gerçek sahiplerinin evlerini ve yurtları olan şehri bırakarak dünyanın farklı yerlerine yerleşmelerinin üzerinden yaklaşık yüz sene geçti. Garip bir şekilde, büyük dedeme ait olan Konak, onun hatırası ve bugüne dair gelişmeler beni ve ailemi etkilemeye devam ediyor. Aslında bunun sebebini bulmakta ve tatmin edici bir cevap  vermekte ben de zorlanıyorum. Olan biten herşey içinde pek çok tezat barındırıyor. Bir taraftan Yaverin Konağı’nın puslu, eskimiş hatıraların ambarından çıkıp, yeni ve gerçek hatlarıyla karşımda durmasına seviniyorum. Artık yaşayan bir gerçeklik o. Güzelliğiyle gurur duyuyorum. Aynı gururla da resimlerini sevdiklerime gösteriyorum. Birkaç sene sonra kuşkusuz çocuklarıma da aynı duygularla göstereceğim konağın resimlerini. Bir zamanlar dedelerine ait olan evlerin yenilendiğini görmek isteyen kimbilir kaç Ermeni vardır….

Fakat, bir de işin yenilir yutulur olmayan tarafı var. Arkadaşımın Sis’ten getirdiği broşürlere, Yaverin Konağı’nın restorasyonu ve tarihi  ile ilgili bilgilerin olduğu yazılara bakıyorum. İlk bakışta, büyük dedemin adının her yerde geçiyor olmasını görmek ilginç ve takdire şayan geliyor. Ama bir de madalyonun öbür yüzü var. Onun, sadık bir Osmanlı vatandaşı olması, “Yaver” ünvanını alması sürekli vurgulanıyor. Bunun anlamı nedir? “Sadık vatandaş” kavramını kim, nasıl tanımlıyor? Bugünün Türkiye’sinde yerel yönetimin kaynaklarıyla bir Ermeninin evini yenilemek  için ilk olarak onun ne kadar sadık bir vatandaş olduğunu söyleyerek bu adımı meşrulaştırmak mı gerekiyor? Bundan daha da kabul edilemez olan şey ise, Krikor Yaver Efendi Mcrkyan’ın ailesinin tamamen yok sayılmış olmasıdır. Sonuç olarak büyük dedem sadece bir isimden ibaret değil. Altı çocuğu, torunları, torunlarının çocukları olmuş…. Onlardan biri de benim. Ama konağın restorasyonunu yapanlar için bizler sanki yokuz, büyük bir yokluğuz…Evet,  Sis – Kozan’ın bir zamanki Ermeni mukimleri bugünün resminde yoklar. Ancak öyle görünüyor ki, tamamen  ve sonsuza kadar yok sayılıyoruz…

Aslına bakılırsa, Yaverin Konak’ının bende derin bir ruhsal geçmişi var. Ve sorun tam da bu bağın ruhsal bir bağa dönüşmüş olmasında. Konak, arkabalarım ve benim için, aynen dedemin Beyrut’ta demir köprünün karşısındaki yıkıntı halinde duran evi gibi hatıralarla dolu bir ruh oldu. Fakat iki ev arasındaki karşılaştırma sadece bununla sınırlı. Dedem Beyrut’ta kiracıydı, hiç kendinin olmayan bir evde. Evi, kendi toplumunu hedef almayan bir savaş sırasında yandı ve yıkıldı. Yani burada bir haktan mahrum olma durumu yok.

Yaver Efendi’nin Konak’ı durumunda ise öncelikle ailemizin hafızasını bu konağa bağlayan aydınlatılmamış ve cezalandırılmamış bir cinayet var. Ailenin konakla bağını tamamen kesen toplu bir sürgün var. Cinayet ve sürgün soruna bambaşka bir boyut katıyor. Çekilip alınmış aile ocağı, on yıllar geçmesine rağmen adaletsizliğin vücud bulmasına dönüşüyor. Yani, akrabalarım ve benim için Krikor Yaver Efendi Mcrkyan’ın öldürülmesiyle ilgili, resmi olarak bir yanıt almadığımız ve Yaverin çocukları Haçik, Misak, Nubar, Yeranuhi, Zaruhi ve Hayguhi’nin anneleri Hripsime ile birlikte Sis – Kozan’ı ve o muhteşem konağı neden bırakıp gitmek ve başka ülkelere yerleşmek zorunda kaldıklarına dair resmi makamlardan somut bir cevap almadığımız sürece Yaverin Konağı’nın yenilenmesi, güzel bir otel – restoran olarak kullanılması utanç vericidir.

Bu sorulara cevap verildiği takdirde Yaverin Konağı ve onun mirasının yeniden topluma kazandırılması da farklı bir anlam taşıyacaktır. O zaman belki Ermenilerin kültürel mirasına dahil olan mezar taşları (haçkarlar), okullar, kiliseler ve evler de yenilenebilir. O zaman, Sis Kozan’daki Ermenilerle ilgili belediye bünyesinde bir müze açmak ve ailemin de başlangıcından, yurtlarını bıraktıkları o karanlık güne dek bölgenin tarihindeki yerini anlatmak mümkün olur. Böyle bir girişime ben de seve seve katkımı sağlamak isterim.

Bu yazı Toplumsal Tarih Dergisi’nin Aralık 2010 sayısında yayımlanmıştır.

Ermenice’den çeviren Talin Suciyan

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: