December 14, 2011
by Azad Alik
Par Talin Suciyan
La semaine dernière, la déclaration du Premier Ministre turc Erdoğan à propos du Dersim a immédiatement reçu des commentaires favorables de la presse dominante et nous avons dû attendre jusqu’au week-end pour lire des articles plus critiques à son sujet. Deux articles, respectivement d’Ayse Hür et du professeur Taner Akçam, donnèrent l’impression d’une « introduction à la littérature des excuses », en particulier pour le premier Ministre lui-même [1] . Plusieurs points évoqués dans ces articles mériteraient discussion mais ce dont je veux débattre maintenant est assez différent.
http://eurotopie.leylekian.eu/2011/12/linfinitude-du-crime-et-de-la-demande.html
*Azadalik’te yayımladığımız “Suçun ve Özrün Sonsuzluğu” başlıklı yazı Laurent Leylekian tarafından Fransızca’ya çevrildi. Leylekian’ın çevirisi metnin İngilizce tercümesini temel aldığından, Vilma Kouyoumdjian Fransızca çeviriyi, metnin orjinaliyle, yani Türkçesiyle karşılaştırarak çeviriye katkıda bulundu.
Posted in Armenian History, Armenian Politics, A_A in FRENCH, History, Minority Rights, Politics, Turkish History, Turkish Politics |
1 Comment »
December 9, 2011
by Talin Suciyan
Translated by Vartan Matiossian
Last week, Turkey’s Prime Minister Erdogan’s statement about Dersim was immediately well received in the mainstream press, and we had to wait until the weekend to read more critical articles about it. Two articles by Ayşe Hür and Prof. Taner Akçam were like an “introduction to the literature of apology,” especially for the Prime Minister himself.[1] There may be aspects in both articles that are worth discussing, but what I want to deal with now is something quite different.
First and foremost, by apologizing you cannot undo things that have already happened. In other words, no one can be cleared of a crime, or have himself/herself absolved of it, just because he/she apologized and expressed repentance, especially if it is a genocide – a crime that has achieved the purpose of annihilating a certain group of people in line with a carefully planned and organized manner. Apology is about repentance for a situation which is irreversible and the responsibility borne in connection with it. Be it an apology given to the people of Dersim, or Armenians, or Assyrians, or Pontic and Asia Minor Greeks, or the victims of systematic torture, or Alevis, or Kurds, an apology duly given is not an end in itself, but the beginning of an endless journey against regeneration of denial by the state and amongst the general public. This is because Turkey will never be the society that it was before 1915, just like Germany will never be the Germany
read more »
Posted in Armenian History, Armenian Politics, A_A in ENGLISH, History, Kurdish History, Kurdish Politics, Minority Rights, Politics, Turkish History, Turkish Politics |
Leave a Comment »
December 3, 2011
by Talin Suciyan

Willy Brandt Varşova Getto'su anıtında özür dilerken
Geçtiğimiz hafta Başbakan Erdoğan’ın Dersim ile ilgili sözleri hemen ertesinde anaakım medyada son derece olumlu karşılanırken, haftasonuna doğru daha eleştirel yaklaşımları içeren yazılar da okuyabildik. Ayşe Hür’ün ve Prof. Taner Akçam’ın Taraf Gazetesi’nde yayımlanan yazıları özellikle Başbakan için “özür literatürüne giriş” niteliğindeydi. Her iki yazıyla da ilgili tartışılacak noktalar elbette ki var, ancak bu yazının amacı farklı.
Öncelikle, özür dilemek olanı olmamış yapmaz. Yani kimse özür diledi, pişmanlık ifade etti diye suçtan kurtulmaz, suçtan arınmaz. Hele de sözkonusu olan, soykırım gibi planlı, örgütlü bir insan topluluğunu yok etmeyi amaçlamış ve amacına ulaşmış suçlarsa. Özür, bir durumun geri döndürülememesinden duyulan nedamet ve bundan doğan sorumlulukla ilgilidir. Yani özür dileyen aslında, sonsuz bir yola çıkar, çünkü felaket sonsuzdur. İster Dersimlilerden, ister Ermenilerden, ister Süryanilerden, ister Rumlardan, ister sistematik işkence kurbanlarından, ister Alevilerden, ister Kürtlerden kimden isterseniz özür dileyin, usulünce dilenmiş özür bir son değil, inkarın toplumda ve devlette yeniden kök salmasını engellemek için çıkılan sonsuz bir yolun başlangıcıdır ancak. Çünkü, Türkiye bir daha asla, 1915 öncesindeki topluma sahip olmayacaktır.
read more »
Posted in Armenian History, Armenian Politics, History, Minority Rights, Politics, Turkish History, Turkish Politics |
6 Comments »
October 4, 2011
by Ozge İspir
“İçten duygular, güzel düşünceler, kurbanların sayısını azaltmaya yetmez.”
Bilge Karasu
Susan Sontag, Başkalarının Acısına Bakmak isimli kitabında basın fotoğrafçılığıyla hesaplaştı ve haber fotoğraflarıyla insanların acısının estetize edilmesine karşı çıktı. Sontag’a göre bu fotoğraflar beynimizde “şok” etkisi yaratıyordu. Bir yandan toplumsal bilincimizi uyarırken diğer yandan onu öldürüyordu. İlk anda bu fotoğraflarla uyarılan beynimiz daha sonra bunlara alışıyor ve acı artık eski etkisini yapmıyordu. Çünkü bu imgelerle birlikte acının kendisine yabancılaşıyor, başkalarının estetize edilmiş acısına ise alışıyorduk. Acı, yıkıcı etkisini kaybedip, görsel bir şölene, izlencelik malzemeye dönüşüyordu. İzleyici acıya alışıp ona yabancılaşırken, bu fotoğrafların sahipleri Pulitzer gibi ödüllerle pekâla ödüllendirilebiliyordu.
Sontag’a sonuna kadar hak vermekle birlikte, bizi acıya yabancılaştıran ve duyarsızlaştıran tek şeyin savaş görselleri olmadığını da eklemek gerekir. Günümüzde haber fotoğrafçılarının acıyı estetize etme geleneklerini bilhassa Kürt Sorunu konusunda, yazılı basın ve köşe yazarları da paylaşıyor artık. Gün geçmiyor ki okurlarına insanlık dersleri veren, onları insanlığa ve vicdana davet eden bir köşe yazısıyla karşılaşmayalım. “İnsanlığa çağrı” retoriğinin köşe yazılarına ne zaman girdiğini tam hatırlamasak da, zirvesini Akp’nin iktidar olduğu 2002’den beri yaşadığını söyleyebiliriz (1).
read more »
Posted in Intellectuals, Kurdish Politics, Minority Rights, Politics |
7 Comments »
October 1, 2011
by Azad Alik
ԹԱԼԻՆ ՍՈՒՃԵԱՆ – ԱՅՏԱ ԷՐՊԱԼ
Անգլերէնէ թարգմանեց՝ ՎԱՐԴԱՆ ՄԱՏԹԷՈՍԵԱՆ
ԺԹ. դարու Օսմանեան կայսրութեան հայոց պատմութիւնը[1] պատմութիւնն է մեծ խոստումներու եւ աւելի մեծ լքուածութեան։ Ապրիլ 24ի գիշերը եւ յաջորդող երկու շաբաթներուն ձերբակալուած աւելի քան 200 արեւմտահայ մտաւորականները խորապէս գիտակից էին իրենց առանձնութեան։ Գրիգոր Զօհրապի իթթիհատական բարեկամները, որոնց հետ ընթրած ու թուղթ խաղացած էր, պիտի նախընտրէին անոր սպանութիւնը չկանխել։ Սակայն, լքուածութիւնը պիտի շարունակէ հայոց ուղեկիցը ըլլալ։ Միջագետքի ճամբարներէն վերապրողները այնքան առանձին էին, որքան Անատոլիոյ հեռաւոր լեռներուն կամ գիւղերուն ապաստանեալները։ Իսկ անոնք, որոնք կրօնափոխութեան կամ բռնի կենակցութեան շնորհիւ վերապրեցան, ո՛չ միայն 1915ի ամրան, այլեւ յաջորդող հարիւր տարիներուն լքուեցան։
Գիրքի հրկիզման արարողութիւն բեմադրող ու վերապրող պոլսահայերը նոյնպէս լքուած էին իրենց բախտին[2]։ Նացի կուսակցութեան գիրքերու հրկիզման արշաւները կապկելու ստիպողութեան տակ, անոնք հաւաքուեցան Բանկալթիի հայ եկեղեցւոյ շրջափակին մէջ, հրկիզման խորան մը կանգնեցուցին, Ֆրանց Վերֆէլի «Մուսա Տաղի քառասուն օրերը» գիրքն ու գրողին նկարը խորանին վրայ դրին եւ լման այրեցին։ Խորհրդանշական չարիքի պարտադրուած յետին արարք մը որպէս, անոնք ո՛չ միայն հեղինակը, այլեւ գիրքին բովանդակութիւնը պիտի դատապարտէին, այսպէս դատապարտելով իրենք զիրենք ու ժխտելով իրենց սեփական պատմութիւնը։
read more »
Posted in Armenian History, Armenian Politics, A_A in ARMENIAN, History, Minority Rights, Politics, Turkish History, Turkish Politics |
Leave a Comment »
September 28, 2011
by Azad Alik
Birkaç hafta önce Rifat N. Bali’nin Libra Yayınları’ndan çıkan Gayrimüslim Mehmetçikler: Hatıralar – Tanıklıklar başlıklı kitabı, Cumhuriyet döneminde gayrimüslimlerin askerlik hizmetleriyle ilgili pek çok kaynağı bir araya getiriyor. Kitapta elçilik raporlarına, basın taramalarına, azınlık toplumlarına mensup olanların kendi anlatımlarına ve kanaat önderlerinin görüşlerine yer verilmiş.
Askerliğini Şırnak’ta yapan Jandarma Er Bedros’un anlatımını bu kitaptan alıntılayarak aktarıyoruz. Daha fazla bilgi için bkz: http://www.librakitap.com.tr/content/view/343/219/
“İnternetteyim.
Ellerim titreye titreye bakıyorum ekrana…
Beş ay mı, yoksa oniki ay mı olacak “vatani” görevimin süresi?
Beş ay mı, yoksa beş ayın iki katından iki ay daha mı fazla askerlik yapacağım?
Bir gördüm mü tamamdır sihirli kelimeyi, “Er”i ; nereye düştüğümün hiç önemi yok benim için, “Er” demek 5 ay demek çünkü…
read more »
Posted in Armenian History, History, Minority Rights, Politics, Turkish History |
19 Comments »
August 11, 2011
by Azad Alik
Derya Özkan
POST EXPRESS – Amy Mills’in Bellek Sokakları. İstanbul’da Manzaralar, Hoşgörü ve Ulusal Kimlik başlıklı kitabını okumak Kuzguncuk’la ilişkimi geri döndürülemez bir biçimde değiştirdi.[ii] Kuzguncuk’a ilk gidişim 1990’ların başına denk düşer. O sıralar Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci olan, çoğunlukla Boğaziçililerin oturduğu mahallelerden (Cihangir ve Hisarüstü) kaçmak için Kuzguncuk’a taşınan ve orada yarı komünal bir hayat sürdüren bir grup arkadaşımı ziyarete gitmiştim. O zamanlar Kuzguncuk mutenalaşma sürecinin daha başlarındaydı; kiralar öğrencilerin ödeyebileceği kadar düşüktü. Kuzguncuk’a yolumun yeniden düştüğü 1998 yılında ise kiralar artık epey yükselmişti. Bu defa Ankara’dan İstanbul’a göçmek üzereydim; İstanbul’da ev ararken Kuzguncuk’ta oturan bir arkadaşımın evinde iki hafta kaldım. Sonra Ortaköy’e taşındım, ama arkadaşımı görmek için Kuzguncuk’a gidip gelmeye devam ettim. O birkaç yıl mahallede epey vakit geçirdim
read more »
Posted in Intellectuals, Minority Rights, Politics, Public Sphere |
4 Comments »
July 30, 2011
by Hale Akay

Aret Gıcır
Hale Akay*
Silvan’da yaşanan çatışma ve kayıplar sonrasında, İstanbul’da, İKSV’nin Caz Festivali kapsamındaki konser sırasında Aynur Doğan’ın başına gelenler ile ayran arasında bir ilişki olacağı hiç aklınıza gelir miydi? Şahsen benim gelmezdi. Lakin Türkiye adını verdiğimiz her daim LSD kafası memlekette ırkçı bir saldırı ile ayran apansız yan yana gelebiliyor, hem de en doğal, en zararsız gözüken biçimde. Murat Sabuncu’nun anlatımıyla şöyle:
“İçeri gittiğimde Aynur ayaktaydı. Biz heyecanlı o ise sakindi. Ama tabii üzgün. Bana, ‘Biliyor musunuz, sabah yuhalanacağım içime doğmuştu’ dedi. Bir de son protesto edilen şarkısının adı ‘ayranmış’ (şarkı için buraya tıklayınız). Ve şarkı soğuk ayranın nimetlerini anlatıyormuş. ‘Siyasi hiçbir içerik yoktu, acaba bunu bilseler protesto ederler miydi?’ dedi.”
Aynur’un ilk şokla “ama şarkı ayran hakkındaydı” diyerek şaşkınlığını ifade etmesinde çok eleştirilecek bir şey yok elbet. Hatta Aynur’un mağdur olarak şokun sonrasında da
read more »
Posted in Activism, Individual freedoms, Intellectuals, Jazz, Kurdish History, Kurdish Music, Kurdish Politics, Media in Turkey, Minority Politics, Minority Rights, Music, Politics, Public Sphere, Structural Inequality, Structural Racism, Turkish History, Turkish Music, Turkish Politics |
Leave a Comment »
July 26, 2011
by Ayda Erbal

Ayda Erbal* – Özge İspir**
Diyarbakır Silvan’da 1 köyün yakılması ve 13 askerle 7 gerillanın[1] ölümüne sebep olan olayların ertesinde sosyal medyayı oldukça hareketlendiren bir haber geldi: İKSV’nin Caz Festivali kapsamında gerçekleşen “Suyun Kadınları” projesinde Türkiye’yi temsil eden Aynur Doğan üçüncü şarkıya geçtiği sırada seyircilerden birinin “Kürtçe bu” diye bağırmasından sonra yuhalanmış, pet şişe ve minder fırlatılarak sahneden indirilmişti.
Aynur’un sahneden indirilmesine neden olmuş grubun tamamının üçüncü şarkıya kadar niye beklemiş olduklarını bilemiyoruz ancak “Kürtçe bu!” nidasından duruma (dilin Kürtçe olduğuna) ancak üçüncü şarkıda uyanıldığını sanıyoruz. İKSV görevlileriyle yaptığımız yazışmadan da böyle bir izlenim edindik.
Geceye ilişkin ilk şaşırtıcı olan bu dilin Kürtçe olduğuna uyanma halidir: Sıkışıldığı zaman hemen “kardeşlik” söylemlerine başlanan ve kendisini bunca zamandır çoğunlukla umursamamış olsak da, keyfimiz istediği zaman kardeş olmaya zorlanmış bir halkın dilinin tanınmaması veya tesadüfen tanınması.
read more »
Posted in Freedom of Expression, Jazz, Kurdish History, Kurdish Music, Minority Rights, Music, Politics of Language, Public Sphere, Structural Inequality, Turkish History |
Leave a Comment »
July 2, 2011
by Azad Alik
Salih Canova
“Bir tek kıyısını kavrayabildiğimiz denizin öyküleri yoktur” (Bilge Karasu)
Hollanda’da yaşayan Türkiye kökenli toplum için çalışmalar yürüten Opinie Vakfı (Stichting Opinie) Sivas katliamında yaşamını yitirenler için yaptığı 2010 tarihli açıklamada şöyle diyor; “Unutmamak için ölenlerin adını ezberlemeli önce. Sonra hikayelerini bilmeli. Öyle ki hikayelerini bildiğimiz zaman özlemeye başlıyoruz insanları. Hikayelerini bildiğimiz zaman unutmuyoruz onları…”
Sivas Katliamı’nda yok edilen insanlar içinde bulunan 23 yaşındaki Carina Cuanna Thuijs’te adı ve hikayesi bilinmeyenlerden (ya da çok az bilinenlerden) biri olarak Madımak’ın karanlığına gömülenlerden.
read more »
Posted in Individual freedoms, Minority Rights, Public Sphere, Religious Freedom, Turkish History, Turkish Politics |
2 Comments »