Archive for ‘Armenian Politics’

December 9, 2011

The Endlessness of Crime and Apology

by Talin Suciyan

Translated by Vartan Matiossian

Last week, Turkey’s Prime Minister Erdogan’s statement about Dersim was immediately well received in the mainstream press, and we had to wait until the weekend to read more critical articles about it. Two articles by Ayşe Hür and Prof. Taner Akçam were like an “introduction to the literature of apology,” especially for the Prime Minister himself.[1] There may be aspects in both articles that are worth discussing, but what I want to deal with now is something quite different.

First and foremost, by apologizing you cannot undo things that have already happened. In other words, no one can be cleared of a crime, or have himself/herself absolved of it, just because he/she apologized and expressed repentance, especially if it is a genocide – a crime that has achieved the purpose of annihilating a certain group of people in line with a carefully planned and organized manner. Apology is about repentance for a situation which is irreversible and the responsibility borne in connection with it. Be it an apology given to the people of Dersim, or Armenians, or Assyrians, or Pontic and Asia Minor Greeks, or the victims of systematic torture, or Alevis, or Kurds, an apology duly given is not an end in itself, but the beginning of an endless journey against regeneration of denial by the state and amongst the general public. This is because Turkey will never be the society that it was before 1915, just like Germany will never be the Germany

read more »

December 7, 2011

Յանցանքին եւ ներողութեան անժամանցելիութիւնը

by Azad Alik

Editörün Notu: Paris’te yayımlanan Nor Haratch Gazetesi “Suçun ve Özrün Sonsuzluğu” yazısını Batı Ermenicesi’ne çevirerek yayımladı. Bu çeviriye yer veriyoruz.

Թալին Սուճեան

Անցեալ շաբաթ, վարչապետ Էրտողանի Տէրսիմի վերաբերեալ խօսքերը “մայր հոսանքի” մամուլին մէջ անմիջապէս արժանացան դրական արձագանգներու, մինչ քանի մը օր վերջ աւելի քննադատական գրութիւններու ալ կրցանք հանդիպիլ։ «Թարաֆ» թերթին մէջ լոյս տեսած՝ Այշէ Հիւրի եւ Փրոֆ. Թանէր Աքչամի գրութիւնները՝ յատկապէս վարչապետին համար կը հանդիսանային “մուտք մը՝ ներողութիւն խնդրելու գրականութենէն ներս” (1)։ Երկու գրութիւններն ալ վիճելի կողմեր ունին անշուշտ, սակայն ներկայ գրութեան նպատակը տարբեր է։

Նախ եւ առաջ, ներողութիւն խնդրելը, չի ջնջեր պատահածը։ Այսինքն ոչ ոք կրնայ չքմեղանալ ներողութիւն խնդրելով, զղջում արտայայտելով. ատով՝ չի զտուիր իր գործած յանցանքէն։ Մանաւանդ եթէ խնդրոյ առարկան ցեղասպանութեան պէս ծրագրուած, կազմակերպուած, մարդկային հաւաքականութիւն մը ոչնչացնելու միտած եւ յաջողած յանցանք մըն է։ Ներողութիւնը հետեւանքն է՝ դէպի անցեալին պատահած դէպք մը վերադառնալու անկարելիութենէն բխող զղջումին, անկէ սեռող պատասխանատւութեան։ Այսինքն, ներողութիւն խնդրողը, իրականութեան մէջ, կը սկսի անվերջ ճամբայ մը, որովհետեւ աղէտը անժամանցելի է։ Ուզէք Տէրսիմցիներէն, ուզէք Հայերէն, ուզէք Ասորիներէն, ուզէք Յոյներէն, ուզէք կանոնաւորաբար չարչարանքի ենթարկուածներէն, ուզէք Ալեւիներէն, ուզէք Քիւրտերէն, որմէ ուզէք ներողութիւն խնդրեցէք, պատշաճ ձեւով խնդրուած ներողութիւնը վերջ մը չէ, այլեւ՝ ընկերութեան եւ պետութեան մէջ հերքումին վերստին արմատանալուն արգելք ըլլալու կոչուած անվերջ ճամբու մը սկիզբն է միայն։

read more »

December 3, 2011

Suçun ve özrün sonsuzluğu

by Talin Suciyan

Willy Brandt Varşova Getto'su anıtında özür dilerken

Geçtiğimiz hafta Başbakan Erdoğan’ın Dersim ile ilgili sözleri hemen ertesinde anaakım medyada  son derece olumlu karşılanırken, haftasonuna doğru daha eleştirel yaklaşımları içeren yazılar da okuyabildik. Ayşe Hür’ün ve Prof. Taner Akçam’ın Taraf Gazetesi’nde yayımlanan yazıları özellikle Başbakan için “özür literatürüne giriş” niteliğindeydi. Her iki yazıyla da ilgili tartışılacak noktalar elbette ki var, ancak bu yazının amacı farklı.

Öncelikle, özür dilemek olanı olmamış yapmaz. Yani kimse özür diledi, pişmanlık ifade etti diye suçtan kurtulmaz, suçtan arınmaz. Hele de sözkonusu olan, soykırım gibi planlı, örgütlü bir insan topluluğunu yok etmeyi amaçlamış ve amacına ulaşmış suçlarsa. Özür, bir durumun geri döndürülememesinden duyulan nedamet ve bundan doğan sorumlulukla ilgilidir. Yani özür dileyen aslında, sonsuz bir yola çıkar, çünkü felaket sonsuzdur. İster Dersimlilerden, ister Ermenilerden, ister Süryanilerden, ister Rumlardan, ister sistematik işkence kurbanlarından, ister Alevilerden, ister Kürtlerden kimden isterseniz özür dileyin, usulünce dilenmiş özür bir son değil, inkarın toplumda ve devlette yeniden kök salmasını engellemek için çıkılan sonsuz bir yolun başlangıcıdır ancak. Çünkü, Türkiye bir daha asla, 1915 öncesindeki topluma sahip olmayacaktır.

read more »

October 1, 2011

ՀԱՐԻՒՐ ՏԱՐՈՒԱՆ ԼՔՈՒԱԾՈՒԹԻՒՆ

by Azad Alik

ԹԱԼԻՆ ՍՈՒՃԵԱՆ – ԱՅՏԱ ԷՐՊԱԼ

 Անգլերէնէ թարգմանեց՝ ՎԱՐԴԱՆ ՄԱՏԹԷՈՍԵԱՆ

ԺԹ. դարու Օսմանեան կայսրութեան հայոց պատմութիւնը[1] պատմութիւնն է մեծ խոստումներու եւ աւելի մեծ լքուածութեան։ Ապրիլ 24ի գիշերը եւ յաջորդող երկու շաբաթներուն ձերբակալուած աւելի քան 200 արեւմտահայ մտաւորականները խորապէս գիտակից էին իրենց առանձնութեան։ Գրիգոր Զօհրապի իթթիհատական բարեկամները, որոնց հետ ընթրած ու թուղթ խաղացած էր, պիտի նախընտրէին անոր սպանութիւնը չկանխել։ Սակայն, լքուածութիւնը պիտի շարունակէ հայոց ուղեկիցը ըլլալ։ Միջագետքի ճամբարներէն վերապրողները այնքան առանձին էին, որքան Անատոլիոյ հեռաւոր լեռներուն կամ գիւղերուն ապաստանեալները։ Իսկ անոնք, որոնք կրօնափոխութեան կամ բռնի կենակցութեան շնորհիւ վերապրեցան, ո՛չ միայն 1915ի ամրան, այլեւ յաջորդող հարիւր տարիներուն լքուեցան։

Գիրքի հրկիզման արարողութիւն բեմադրող ու վերապրող պոլսահայերը նոյնպէս լքուած էին իրենց բախտին[2]։ Նացի կուսակցութեան գիրքերու հրկիզման արշաւները կապկելու ստիպողութեան տակ, անոնք հաւաքուեցան Բանկալթիի հայ եկեղեցւոյ շրջափակին մէջ, հրկիզման խորան մը կանգնեցուցին, Ֆրանց Վերֆէլի «Մուսա Տաղի քառասուն օրերը» գիրքն ու գրողին նկարը խորանին վրայ դրին եւ լման այրեցին։ Խորհրդանշական չարիքի պարտադրուած յետին արարք մը որպէս, անոնք ո՛չ միայն հեղինակը, այլեւ գիրքին բովանդակութիւնը պիտի դատապարտէին, այսպէս դատապարտելով իրենք զիրենք ու ժխտելով իրենց սեփական պատմութիւնը։

read more »

July 5, 2011

Istanbul diyaspora mıdır, değil midir?

by Azad Alik

Vartan Matiossian

Nor Haratch (Paris) – Ermenistan’ın Diyaspora Bakanı Hranuş Hagopyan’ın İstanbul ziyaretinde bir bardak su içinde çıkan fırtınanın arka planı, olanların kendisinden daha önemli. 9 Mayıs’ta yayımlanan İngilizce Hürriyet’te  Vercihan Ziflioğlu, Bakan’ın İstanbullu Ermenilerden birkaçına ödül verdiği törende ödül alanlardan bazıları diyasporanın bir parçası olmaktan duydukları rahatsızlığı dile getirdiklerini ve kendilerinin zaten atalarının yaşadığı topraklarda yaşadıklarını ifade ettiklerini yazmıştı.  Tanınmış İstanbullu Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan örneğin, „Ermenistan’dan herhangi bir Bakan olabilir, fakat ben bir Diyaspora Bakanı’nın Türkiye’de olmasını istemezdim. Ben, binlerce yıldır yaşadığım topraklarda yaşıyorum, bu yaşanan korkunç bir ironi“ demişti. Hatırlatmakta fayda var, Margosyan Diyarbakır’da doğmuş büyümüş ve 1950’li yıllarda İstanbul’a gelmiştir.

Türkolog Rupen Melkonyan Ermenistan’da yayımlanan „Azg“ gazetesinde, 11 Mayıs’ta yazdığı yazıda „Sıradan Türk yanlış bilgilendirmesi“ başlığı altında bir yazı kaleme aldı ve yapılan haberi Ziflioğlu’nun ismini vermeden „tuzak“ olarak nitelendirdi. „Türk gazetesi Hürriyet, Diyaspora Bakanı’nın ziyaretine ilişkin yaptığı haberde, İstanbul cemaatinin pek çok temsilcisinin bu ziyaretten rahatsızlık duyduğunu,

read more »

July 3, 2011

Պոլիսը Սփի՞ւռք է, թէ՞ ոչ

by Azad Alik

Editörün notu: İstanbul Ermenileri diyaspora mıdır, değil midir? Mayıs ayında Ermenistan Diyaspora Bakanı’nın Türkiye’ye gelmesiyle yeniden tartışılmaya başlanan konu hakkında Vartan Matiossian’ın geçen hafta, Nor Haratch (Paris) gazetesinde yayımlanan yazısına yer veriyoruz.  Matiossian, İstanbul’daki Ermenilerin 20. yüzyılda diyasporalılaştıklarını söylüyor ve çok isabetli sorular soruyor “1915-23 arasında diyasporanın çıkış yeri olduğu söylenen  toplum 2011’de halen aynı toplum mudur?

ՎԱՐԴԱՆ ՄԱՏԹԷՈՍԵԱՆ

Նոր Յառաջ – Սփիւռքի նախարարուհի Հրանոյշ Յակոբեանի Պոլիս այցելութեան ստեղծած փոթորիկը գաւաթ մը ջուրի մէջ շահեկան չէ իր անմիջական ալիքներով, որքան որ անոր ետին գտնուող տեսական հարցով։

read more »

June 29, 2011

İkinci Gomidas Olayı

by Azad Alik

Gomidas Portresi Detay -Sarkis Muradyan

(Editör’ün notu: Anadolu’nun ilk klasik müzik bestecisi ve halk müziği derleyicisi Gomidas Vartabed hakkındaki ayrıntılı bilgiye ve eserlerinden bazılarının müzik dosyalarına http://www.komitas.am/eng/index_eng.php adresinden ulaşabilirsiniz. Gomidas Vartabed’in isminin iki yazılımı arasındaki fark Batı ve Doğu Ermenice seslendirme ve yazılım farkından kaynaklanmaktadır.)

Ragıp Zarakolu

Sevgili, saygıdeğer Patrik II. Mesrop, Ermeni halkının ikinci kez yaşadığı Bir Vartabed Gomidas olayı bence.
Her ikisi de, gerek Vartabed Gomidas, gerekse Mesrop Mutafyan iki korku ve dehşet döneminin kurbanı.
Onlar, kendi toplumlarının karşı karşıya bulunduğu tehditlerin bedelini kendi ruhları ile ödediler.

read more »

June 7, 2011

Cümlenin Ahı: Sırrı Süreyya Önder’in Seçim Notları Üzerine Bazı Notlar

by Burcu Gürsel

Mohammad Bazzi – Multitudes Coming Forth

 

Sırrı Süreyya Önder’in böylesine hassas bir zamanda üç ayrı özür ve düzeltmeyi birden konu alan bir yazı yazması anlamlı ve kuşkusuz kendi içerisinde değer taşıyan bir davranış. Ancak Ayda Erbal ve Erdem Özgül’ün yazdıkları eleştiriye cevaben yazdığı bölümdeki bir cümle beni özellikle düşündürdü, öyle ki “yanlış mı okudum acaba” kaygısıyla geriye dönüp tekrar okudum ve daha sonra beni rahatsız eden meselenin müteakip cümlelerde perçinlendiğini farkettim.  Yazının bütünü burada bulunduğundan  doğrudan konuya giriyorum. Önder,  “Kürt Musa” hakkında daha önce çizdiği tablodaki bilgi eksikliğini sonradan düzeltmiş olduğuna dikkat çekerek, hem daha “özenli” bilgi aktarımından, hem de katliamlarda sorumluluk sahiplerinin “hafızamıza nakşedilmesi” gereğinden dem vuruyor.

Ancak şu cümle bana aynı derecede (hatta daha da) önemli sorgulamaların gerekliliğini hatirlattı: “Ermeni halkıyla yaptığım buluşmalarda bu konu üzerine düşüncelerimi de sorulmadan anlatmaktayım.”  İster istemez bu bir cümleden iki ayrı çıkarımda birden bulunuyorum:

read more »

June 2, 2011

1915 Soykırımı Sürecindeki Kürtler Üzerine Kısa Birkaç Not

by Azad Alik

Hayderanlı Aşiretinin Reisi ve Hamidiye Alaylarının komutanı Kör Hüseyin Paşa

(Editör notu: Geçen hafta Azad Alik sayfalarında yayınladığımız ve epeyce bir okur tepkisine neden olmuş “Sorumluluk, “Kahramanlık” ve Sırrı Süreyya Önder” adlı yazıya gelen okur eleştirilerine ve Önder’in Seçim Notları başlığı altında yayınlamış olduğu özrüne ilişkin yanıtı bir kaç gün içinde yayınlayacağız. Bu tartışmalar esnasında Sait Çetinoğlu daha önce Köxüz Dergisi’nde ve Rızgari websitesinde yayınlanmış yazısını Azad Alik okurlarıyla paylaşmamıza izin verdi. Kendisine katkısıyla bizi zenginleştirip derinleştirdiği için teşekkür ediyor, müzakereci / katılımcı / eşitlikçi rejimlerin sadece seçime ve lidere endeksli dar hesaplar rejimleri olmadığını, hepimizin birer uzun mesafe koşucusu olması gerektiğini hatırlatarak makalesini bir kez de Azad Alik sayfalarında paylaşıyoruz.) 

Sait Çetinoğlu

Geçenlerde Osmanlı Meclisi mebusan üyesi Vahan Papazyan’ın Anıları‘nı yayına hazırlarken anıların ekinde yer alan raporda zikredilen bazı Kürt egemenleri hakkında bilgi için nasname özgür bireyler topluluğundan Şükrü Gülmüş’ten bu kişilere dair biyografik bilgi istemiştim. Şükrü Gülmüş bir istek ve bir rapor adıyle Nasname özgür bireyler topluluğu sitesinde bu raporu yayınlaması üzerine okuyuculardan ilgilenenler doğal olarak yorumlarını bildirdiler. Bu yorumlardan biri özellikle yazının milliyetçi Kürt liderleri karaladığını ve bu çalışmaların ard niyet taşıdığı ve doğru olmadığı mealinde Kürt resmi tarih tezi oluşturmaya yönelik bir özleme yönelik bir düşünceyi ve tehlikeli bir yönelimi ifade etmekteydi. Oysa çok iyi bilinmektedir ki Soykırım aktörleri Kürt Hacı Musa, Cemile Çeto, Ashkar Sımko, Kör Hüseyin Paşa… gibilerin Kürt yurtseverliğiyle bir ilişkileri yoktur. Kemalist iktidar sırasında kendilerine gerek kalmadığını anlayan bu kişiler, Şeyh Said isyanından sonra bu isyana destek vermemelerine karşı sıranın kendilerine geldiğini anlamaları karşısında yeni bir güvenli liman aramalarıdır. Kemalist rejim kimseye minnet duygusu taşımaz.

read more »

June 1, 2011

Hovik’s Fate – Boy Serves Tea in Istanbul

by Azad Alik

Edik Baghdasaryan

HETQ – During a recent trip to Istanbul, I was constantly taking notes of the people I met along the way.These were Armenians, both locals and those from Armenia, Kurds, Turks… Here’s a sample few:

Hovik Shahinyan – 13 years-old
Eliza – Hovik’s aunt
Zhanna – Hovik’s sister; 15 years-old
Hakob – Hovik’s father, who is physically disabled and can hardly move around

Most Armenians from the RA are located in Istanbul. It’s easier to find work here than in other Turkish cities. Then again, you have the local “Bolsahay” community with its churches, schools and other institutions.

I assume it creates a security blanket of sorts.

While the exact number of Armenians from Armenia now residing in Turkey is unknown, rest assured that the Turkish security agencies know where each lives.

Arayik, whose been living in Istanbul for the past 13 years told me, “They can round us up at any time. Arayik has had his share of run-ins with the cops. Each month he returns to Moscow in order not to violate his visa requirements. The next day he returns to Turkey.

Many follow Arayik’s example. Others make the trip to Georgia. Most return the following day.

For more see: http://hetq.am/eng/articles/1668/