Önseçmeli mi, seçmemeli mi? Mesele sahiden bu mu?*

by eminedeniz101

Screen Shot 2015-04-27 at 10.54.56 PM

[Editörlerin Notu: Geçtiğimiz haftalarda gerek medya mensupları, gerekse özellikle konunun uzmanı olmayan pop akademisyenler tarafından sosyal medyada demokratik temsiliyetin kalitesi konusunda kamuoyunun yanlış bilgilendirildiği dikkatimizi çekti. NYU Siyaset bölümünde doktora öğrencisi olan Emine Deniz’in önseçimlerin demokratik temsiliyet kalitesinin koşullarına ilişkin bu yazısını bir nebze de olsa bu bilgi kirliliğini düzeltmek amacıyla yayımlıyoruz.]

Emine Deniz**

Bu yazının konusu 2015 yılı genel seçimlerinin en çok tartışılan olgularından biri: önseçim. Cumhuriyet Halk Partisinin ilkini 1999 yılında[1] gerçekleştirdiği önseçimleri 2015 yılı genel seçimleri öncesi yeniden gerçekleştirmesi siyasetin her kolunda tartışmalara neden oldu. Kimileri için “demokrasi şöleni”, kimileri için “siyasi elitlerin güç gösterisi” olan önseçimleri DE kişiselleştirmeden, olgunun kendisi üzerinden tartışamadık.

Bir olgunun/kurumun özgül değerini belirleme referansınız Cumhuriyet Halk Partisi yaptı ise sahip olduğunuz tüm diplomaları duvara asın ve uzun uzun bakın. Herhangi bir siyaset bilimi ve/ya ekonomi politikası CHP tarafından önerildiği için koşulsuz iyi ve koşulsuz kötü olamaz.

Önseçimin kendi özgül değerini belirleyebilmek için siyaset bilimi, ekonomi ve ekonomi-politik literatürüne göz atmak gerektiğini düşünüyorum.[2]  

İlk önce şu soruyu sorarak başlayalım: Önseçim ne ola ki? Önseçim[3] Amerikan siyasetinde partilerin başkan adaylarının partiye kayıtlı seçmenlerce[4] seçilmesi veya o seçim bölgesinde bulunan tüm seçmenlerce[5] seçilmesi durumuna verilen ad.[6]

Önseçimler genellikle parti içi demokrasiyi artırarak ülke çapında demokrasinin pekişmesine yardımcı olup olmayacağı çerçevesinde tartışılmakta. Bu yazıda bu tartışmadan bir adım daha ileri giderek önseçimlerin bilginin ekonomipolitiği üzerindeki etkisi hakkında konuşacağım.

Bilgi ve bilgiye ulaşım kanallarının derinliği ve açıklığı, seçmen ile politikacı ve politikacı adaylarının (principal-agent)[7] arasındaki dinamiğin en önemli sorunudur.

Bilginin yapısı ve bilgiye ulaşmanın maliyeti nedeniyle seçmenler iki konu hakkında kısıtlı bilgiye sahiptir: 1) Eldeki kaynaklarla sosyal ve bireysel refahı artıracak politikaların ne olduğu[8] ve 2) Politikacı ve politikacı adaylarının siyasi, ekonomik tercihleri, kariyer özellikleri ve kişisel yetenekleri. Buna karşılık politikacı ve politikacı adayları 1) Seçilmeleri ile birlikte eldeki kaynakların durumuna ve kaynaklar ile sosyal ve bireysel refahı artıracak politikaların ne olduğuna ve 2) Kendi tercihlerine, özelliklerine ve yeteneklerine vakıflar.

Bilgiye asimetrik sahiplik ve ulaşım beraberinde istismar riski (moral hazard) ve olumsuz seçim (adverse selection) problemlerini getirir.

Önseçimlerin demokrasi için ne anlama geldiğini anlamak için istismar riski ve olumsuz seçim üzerindeki etkilerini incelemek gerekmektedir.[9]

Asimetrik bilginin nelere yol açabileceğini anlamak için bir örnek verelim. Asimetrik bilginin en çok görüldüğü yerlerden biri ikinci el araba pazarıdır.[10] İkinci el araba pazarındaki bütün ekonomik aktivitelerde satıcı ürün hakkında en kapsamlı bilgiye sahiptir; arabanın bütün geçmişini sahibinden daha iyi bilmek hemen hemen imkansıza yakındır. Ortalama bir alıcının arabalar hakkındaki bilgisi ise son derece sınırlıdır.[11] Arabanın satışı sırasında satıcının vermesi gereken bir karar vardır, araba hakkında tamamen “dürüst” olmak veya bilginin sadece bir kısmını açıklamak. Bu karar hem satıcının hem de alıcının fayda fonksiyonunu etkileyecektir. Satıcı aracı satabileceği en yüksek fiyata satmak isterken, alıcı aracı alabileceği en düşük fiyata satın almak ister.

İstismar riski (moral hazard) nedir ve ne zaman ortaya çıkar?

Satıcının sahip olduğu bilginin (SSOB) alıcı tarafından tamamen gözlemlenebilir olmamasına istismar riski diyoruz. Bu risk SSOB’nin her iki tarafın fayda fonksiyonunu etkilemesi durumunda ortaya çıkar.

Alıcı, eğer gerekli bilgiye sahip olduğuna dair bir yanılgı içinde değilse, bu riski bir uzmana devredebilir.[12] Örneğimizden devam edersek bahsettiğimiz uzman bir otomobil tamircisi olacaktır. Diyelim ki ikinci el pazarına gitmeden önce bir otomobil tamircisi ile anlaştınız. Otomobil tamircisinden beklentiniz gayet açık: Arabaya dikkatlice bakmak ve size araba sahibinin daha bilgili olduğu konularda bilgi vermek. Peki otomobil tamircisi bunu neden yapmak istesin ki? İki sebepten: Maddi kazanç, sağladığı hizmetin bedeli, ve manevi kazanç, sağladığı hizmetin kulaktan kulağa yayılması ve işlerinin artması. Peki, bu iki (olası) kazanca rağmen otomobil tamircisi arabaya dikkatlice bakmayabilir mi? Cevabımız evet, elbette!

Ustanın nelere dikkat etmesi, neleri kontrol etmesi gerektiğini siz de az-çok biliyorsunuzdur, bundan şüphe yok. Fakat, gerçekten ne kadar çaba sarfetmesi gerektiğini bilemediğiniz için eforu tamamen gözlemlemeniz mümkün değil; çabası hakkındaki bilgiye ancak arabayı satın alıp performansını gördükten sonra vakıf olabilirsiniz. Ki bu bile tam anlamıyla bir vakıf olma değil, çünkü (i) Hiç çaba sarfetmemiş bir ustanın şansı yaver gidebilir, ve gözden kaçırdığı sorunların hiçbiri sizin için bir müşküliyet teşkil etmeyebilir, (ii) Harcanabilecek en yüksek çabayı sarfeden bir ustanın şansı yaver gitmeyebilir ve çok küçük bir sorun büyük bir müşküliyete sebep olabilir. Siz ustaya ödemeyi araba pazarına gitmeden ve/veya hemen sonra yapacağınız için, usta piyasasında talep oluşturmada yeteri kadar önemli olmadığınız için[13] ustanın bir çaba sergilemesine de gerek yok.[14] İşte bu duruma istismar riski (moral hazard) diyoruz.

Bu istismar riskinin en basit tanımı, bu tanım üzerinden siyasi istismar riskini ve önseçim üzerindeki etkilerini tanımlayalım şimdi.

 

Bütün seçmenlerin[15] bir seçmen ile temsil edildiğini varsayalım.[16] Seçmenimizin adı Ali olsun. Milletvekili adayımız (aday adayımız) işe Ayşe olsun. Seçmenin fayda fonksiyonun ülkenin sosyoekonomik durumuna en uygun kamu politikalarının seçilmesi ile en yüksek değerine ulaştığını, ve ülkenin sosyoekonomik durumunun ise iki türlü olduğunu, A ve B durumları diyelim kısaca, varsayalım. Kısacası, seçmen ülkenin durumu A ise A’ya uygun politikaların, B ise B’ye uygun politikaların seçilmesini isteyecektir kendi iyiliği için.[17]   Biraz önce verdiğimiz örnek ile birleştirelim ve seçmenin ülkenin (arabanın) sosyoekonomik durumunu bilmediğini veya sınırlı ölçüde bildiğini varsayalım. Bunun yanısıra ülkenin sosyoekonomik durumunu bilen bir güç olduğunu düşünelim.[18] Bu durumda Ayşe örneğimizdeki otomobil ustası olacaktır. Ayşe’nin seçilmesi halinde ülkenin ekonomik durumunu öğrenmesi mümkün, fakat bunun için çaba harcaması gerekiyor. Asıl önemlisi, Ayşe bu çabayı harcamanın yeniden seçilebilmek için ne gerek ne de yeter sebep olmadığını biliyor olması. Bu durumda Ali’nin Ayşe’yi önce önseçimle aday adaylığından adaylığa, sonra da adaylıktan yöneticiliğe taşıması elimizdeki problemi çözüyor mu?

Önseçim istismar riskini hafifletebilir. Bunu politikacıları daha görünür ve takip edilir hale getirerek, seçim kampanyalarını ülkenin hali ile daha ilgili kılarak, parti programlarının daha şeffaf olmasını sağlayarak başarabilir.

Peki CHP’nin tek başına ön seçim yapmasının önemi var mı bu sorunun çözümünde? Cevap ne yazık ki hayır. Çözmeye çalıştığımız sorun ile o sorunun çözümü için önerdiğimiz yol arasındaki nedensellik ilişkisini kurabilmemiz için birden fazla partinin rastgele bölgelerde önseçim yapması gerekirdi öncelikle. Daha sonra önseçim yapılan ve önseçim yapılmayan bölgelerin arasında ve bölgelerin kendi içinde karşılaştırma yapabilecek veriye sahip olmamız gerekirdi. Bu iki koşul sağlanmadan önseçimin çeşitli kamu yararı ve demokrasi göstergeleri açısından ne işe yaradığını tanımlayabilmemiz mümkün değil (not well-identified).[19]

İkinci problem ise: Olumsuz seçim. Seçilen politikaların ülkenin sosyoekonomik haline uygun olmalarına rağmen, her zaman başarılı olmama ihtimali, iyi politika seçiminin maliyetli olması ve en önemlisi iyi politikanın kötü sonuçları nedeniyle insanların kendilerini hem koltuklarından hem de ünlerinden edecek olması ve kabul etmek isteyelim ya da istemeyelim politikacı olmanın maddi anlamda da külfetli olması bu problemin en önemli nedenleri olarak sayılabilir. Bu durumda dışarıda yapacak çok işi olmayan, yani fırsat maliyeti daha düşük kimselerin kendilerini aday adayı olarak seçime sokmaları olgusu ile karşı karşıya kalabiliriz. Bir insanın politikacı olarak yeteneklerini ve fırsat maliyetini aynı anda etkileyen unsurlara bakarsak en önemlisinin eğitim olduğunu görürüz. Yani seçmenimiz Ali bu durumda daha az eğitimli politikacılar arasında bir seçim yapmak zorunda kalabilir.

Peki önseçim bu problemi nasıl çözebilir? Politikacıya kendini anlatma şansı vererek, seçmenine yeteneklerini ve karakterini yeteri kadar anlatabileceğine inanan kimse yukarıda saydığım sebeplerden daha az etkileneBİLİR.

Fakat ne yazık ki bunu da kolaylıkla ölçmek mümkün değil yukarıda da bahsettiğimiz sebeplerden.

RETRO

Sonuç olarak önseçim iyi ve/ya kötü bir şey değildir; önseçimin değeri bilgiye erişim problemini ne denli çözdüğü ile ölçülebilir. Bilgiye erişimin kimin tarafından nasıl kontrol edildiği ise demokrasinin oluşması ve yerleşmesi için en önemli etkenlerden biridir (aynı zamanda bilgiye erişimi kolaylaştıran kurumlar ile demokrasi arasında bir yumurta-tavuk ilişkisi vardır).

Yazının başında da belirttiğim gibi, ve aşağıda alıntıladığım tweetin iddia ettiği üzere, önseçimler parti elitleri tarafından, şimdilik, manipüle edilebildikleri için kötü değiller. Parti üyesi olmak maliyetli değil,[20] küçük ilçelerdeki delegeler ilk seçimlerde değilse de ilerleyen seçimlerde elbette kendi aralarında koalisyonu öğrenecekler — ki bu parti içi demokrasiyi geliştirir.

Aynı şekilde, iddia edildiği üzere önseçimler bir sihirli değnek de değil ve bugünden yarına parti içi demokrasiyi ve dolayısıyla ülke çapında demokrasiyi geliştiremeyecekler.AysenUysal

Yazının tamamında belirtildiği üzere, önseçimlerin faydasını anlamak için önce bilgiye erişimi ne kadar kolaylaştırdıklarını anlamamız gerekmekte. Yolumuz uzun, hepimize kolay gelsin!

*Bu yazı kesinlikle sorunun tamamını ele almamaktadır, sorunun tamamını ele alan hali tezim olurdu. Sevgili Ayda Erbal’a desteği ve en önemlisi bitmek bilmeyen editör sabrı ve sevgili Güneş Aşık’a cesaretlendirmesi için sonsuz teşekkürler. Sevgili Onur Yavuz, Emre Erdoğan ve Emre Toros’a değerli önerileri ve dikkatli okumaları için çok teşekkür ederim. Ve sevgili babam, Faik Deniz’e, aklım ermeye başladığı andan itibaren siyaset ile ilgili her soruma cevap verip, her fikrimi dinlediği için teşekkür ederim.

** Emine Deniz, New York Üniversitesi, Siyaset Bölümü @eminedeniz

[1] Hatırlanacak olursa CHP o yıl genel seçimlerde barajın altında kalmıştı.

[2] Elbette ki, bunlar benim hakim olduğum literatürler; bu konuya eğilen diğer literatürler ile ilgili önerileriniz duymayı çok isterim.

[3] İngilizce tabiri ile “primary elections”.

[4] Kapalı önseçimler (Closed primary elections).

[5] Açık önseçimler (Open primary elections).

[6] Parlamenter demokrasilerde örneklerine daha az rastlanan bu durumun en yakın iki parlamenter örneği İngiltere ve İtalya.

[7] Principal-Agent genel olarak bu duruma verilen ad. Seçmen (principal)-politikaci ve politikaci adayi (agent) ilişkisi ile sınırlı olmamakla birlikte, en önemli uygulama olanlarından biri bu ikili(ler) arasındaki bilgi dinamiği.

[8] Oyun teorisi kuramı dili ile: İçinde bulunduğumuz anın halini (state of the world) bilmemekteyiz.

[9] Prof Dr. Ali Yaşar Sarıbay 23 Mart 2015 Al Jazeera Türkiye yazısında önseçimin kurumsallaşma için öneminden kısaca bahsediyor olsa dahi, önseçimin parti içi demokrasi için hangi koşullarda ne anlama geleceğine hiç değinmediği yazısında “demokrasi için gerekli olan önseçim” olabileceğini belirtmiş ancak bunun nasıl olacağını anlatmamıştır.

[10] Akerlof, George A. “The Market For ‘Lemons’: Quality Uncertainty And The Market Mechanism.” The Quarterly Journal of Economics (1970): 488-500. Bu örnek ve diğer bütün editöryal önerileri için Emre Erdoğan’a teşekkür ederim.

[11] Her ne kadar yalnız ve güzel ülkemizde her erkek arabalar hakkında herşeyi bildiğini iddia ediyor olsa da, bu inanılası bir önerme değil.

[12] Uzman sözcüğü burada en geniş anlamı ile kullanmıştır.

[13] Yani aslında “Şikayetinizi müessemize, memnuniyetinizi dostlarınıza iletiniz” söz öbeği için bir anlam teşkil etmediği için.

[14] Dua edin de usta ile araba satıcısı arkanızdan anlaşıp sizi kandırmaya çalışmasınlar; bu en önemli sorunlardan biri fakat yazımızın konusu değil.

[15] Önseçim ve genel seçim seçmenlerinin tamamı.

[16] Siyaset bilimi ve ekonomi, denge (equilibrium) davranışlarını tanımlayabilmek için bir takım varsayımlara ihtiyaç duyar. Bu varsayımların en kısıtlayıcı olanlarından biri de temsili seçmen varsayımıdır. Elbette ki her seçmenin tercihleri farklıdır ve herbirinin ayrı modellenmesi gerekir fakat matematiksel kompütasyon gücümüz henüz bu problemi tam olarak çözmeye yeterli değil.

[17] Tabii ki en önemli varsayım oyunun bütün oyuncularının herşeyden önce kendi fayda fonksiyonlarının en yüksek değerine ulaşmasını istedikleri varsayımı. Fayda fonksiyonları değişiklik gösterebilir, bu varsayım fayda fonskiyonunun neye benzediğinden bağımsız olarak doğru.

[18] Bu gücün adını inancınıza göre koyabilirsiniz.

[19] Prof Dr. Tanju Tosun’un 30 Mart 2015 tarihli Al Jazeera Türkiye yazısında önseçimin faydaları olarak belirttiği argümanların hemen hemen tamamı bu sorundan muzdaripler.

[20] Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal web sitesine göre üyelik aidatı en az 1 TL/ay ile en çok 10 TL/ay arası değişiyor.

 

One Trackback to “Önseçmeli mi, seçmemeli mi? Mesele sahiden bu mu?*”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: