Ne Seninle, Ne Sensiz: Seçimler, Kamuoyu Araştırmaları ve Ötesi*

by emretoros

[Editörlerin Notu: Azad Alik olarak önümüzdeki günlerde bir kısmı önceki dizilerin devamı olan birbirinden farklı konularda çok sayıda yazı yayımlayacağız. Yaklaşan genel seçimlere ilişkin bu diziye Atılım Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Emre Toros‘un** soru cevap şeklinde yazdığı yazıyla başlıyoruz.]

Emre Toros

Türkiye son iki yılda iki seçim yaşadı. Üçüncüsü de yolda. Her bir seçimde farklı farklı birçok konu gündeme gelse de, tüm seçimler için değişmez olarak öne çıkan konulardan biri yapılan kamuoyu araştırmaları oluyor. Bu araştırmalar ile ilgili genel anlamda ne söylenebilir?

Birçok şey söylenebilir ancak, kibar olmak adına ve akademik kimlikle, en basitinden bu araştırmaların neredeyse hepsinin “çok sorunlu” olduğunu söyleyebilirim.

Bu aslında herkesin aklına gelen cevaplardan biri. Bu “sorunlu” durumun nedeni nedir?

Hem arz hem de talep yönünde problemler olduğunu düşünüyorum. Talep yönünde, yani vatandaş/seçmen tarafında, bu araştırmalara çok ciddi bir güvensizlik var. Zira yıllardan beri bu araştırmaların sonuçları kabul edilemez bir dalgalanma içeriyor. Bir firma bakıyorsunuz bir seçimde neredeyse virgülüne kadar doğru bir kestirim yapıyor, sonraki seçimde ise 10 puan yanılıyor. Ancak aynı zamanda bu araştırmalar “geleceği bilme” boyutunu da taşıdığından vatandaşlar için belli bir çekiciliğe de sahip. Ve tabii ki bu çekicilik tüm kitle iletişim araçları tarafından, içerisine değişik ideolojik soslar katılarak ve konuya eğreti bir bilimsellik gömleği giydirilerek suiistimal ediliyor: B partisine yakın A gazetesi, daha dün kurulmuş B partisinin oyunu “bir kamuoyu araştırmasına” dayandırarak yüzde 5 olarak yazabiliyor. Bu partinin sempatizanı için çok hoş bir durum bu tabii ama gerçekte bu durum böyle olmadığı için yukarıda saydığım sorunlar kendini yeniden üretiyor. Seçmenin kamuoyu araştırmaları ile olan ilişkisi, dolayısıyla, güvensizliğin ve çekiciliğin bir arada olduğu garip bir aşk hikayesi gibi…

Peki arz yönündeki sorunlar nedir?

Talep yönündeki sorunların asıl kaynağı aslında arz tarafındaki problemler. Ancak devam etmeden önce hemen söylenmesi zorunlu bir şey var: Kamuoyunun erişebildiği araştırmalar, yürütülen tüm araştırmaların çok ufak bir alt kümesini oluşturuyor. Kalan büyük gruptan haberdar değiliz. Aşağıda söyleyeceklerimin sadece kamuoyunun erişimine açık çalışmalar için olduğunu en baştan belirtmem lazım. Bu araştırmalarda yukarıda bahsettiğim dalgalanmalar olmasa vatandaşlar/seçmenler bu araştırmaları nasıl algılayacakları ve kullanacakları konusunda bir gelenek oluşturabilirler. Uzun kamuoyu araştırmaları geçmişine sahip ülkelerde durum böyledir. Zira bu araştırmalardan beklenti temel olarak “geleceğin bilinmesi” yani kâhinlik değil mevcut durum ile ilgili güvenilir bilgi sağlamasıdır.

Gene de kategorize etmek gerekirse Türkiye’deki arz tarafındaki sorunun en büyük nedeninin metodolojik bilgi eksikliği olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de kamuoyu araştırmalarını yürüten firmaların bu tip çalışmalar için belirlenmiş sabit ve sarih metodolojik prosedürleri uygulamadıkları bir gerçek. Esas tehlike bence burada. Zira ancak ve sadece bu prosedürler eksiksiz olarak uygulanırsa, istatistiki hesaplamalar yapılarak, hata payı bilinen tahminler üretilebilir. Paradoksal bir şekilde firmaların bu “defo”ları, her ne kadar gizlemeye çalışsalar da raporlarında açıkça görünüyor. Büyüğünden küçüğüne, firmalar araştırmalarının prosedürel kısmı hakkında bizlere ya hiç bilgi vermiyorlar veya veriyormuş gibi yapıyorlar. Çok yaygın bir örnek olarak “şu illerde/ilçelerde, şu kadar kişi ile yüz yüze görüşülmüştür” denip geçiliyor ama bu deneklerin nasıl seçildiği ile ilgili bilgi verilmiyor. Esas önemli olan bu denklerin nasıl seçildiğine dair bilgi verilmesidir. Metodolojik hatalar sadece araştırma safhasında değil yorumlama safhasında da karşımıza sıkça çıkıyor. Geçen yerel seçimlerde bir araştırma raporunda, kararsız seçmenin oylarının muhtemel dağılımı hakkında, şuna benzer bir şey okuduğumu hatırlıyorum: “Kararsızların partilere dağıtımı firmamızın yıllar içerisinde geliştirdiği bir hesaplama yöntemi ile hesaplanmıştır”. Bu şekilde yazılmış, metodolojiyi “mistikleştiren” bir ifadeden ben iki sonuç çıkarırım: ya, bilmiyorsanız iki günde okuyup veriye rahatlıkla uygulayabileceğiniz lojistik regresyon modellerinden haberiniz yoktur veya yani, ikinci seçenek olarak, üfürüyorsunuz. Veya şöyle oksimoronlar/tezatlar ile karşılaşıyoruz: “Çalışmada kota örneklemi kullanılmıştır ve hata payı şu kadardır”. İstatistik dersinin örneklem bölümünde ilk öğretilen şey şudur: rastlantısal olmayan örneklemlerde hata payı hesaplanamaz, genelleme yapılamaz. Şirketler bu ifadeyi neredeyse bir ezber olarak yaptığı işlere bilimsellik şalı örtmek için kullanıyorlar ki bu durum bahsettiğim gibi nereden tutsanız elinizde kalıyor. Güvenilir bir çalışmada hiçbir prosedür gizlenemez, aksine tüm detayları açık seçik yazılır ki üzerinde hiçbir şüphe kalmasın, tekrar edilebilsin ve varsa yanlışları düzeltilebilsin. Bu prosedürleri içermeyen her bir araştırma tasarımı ise tahminler açısından çok büyük risk içerir. Maalesef araştırmaları yürüten kurumlar bu riskleri alıyorlar ve bu yüzden kimi seçimlerde gerçek sonuçlara hayli yakın kestirimler üretiyorlar, kimilerinde ise hayli yanılıyorlar. Bu ve benzer metodolojik sorunlar yakın zamanda wikileaks dökümanlarına bile yansımıştı (https://wikileaks.org/cable/2009/05/09ISTANBUL180.html).

Bitirmeden şunu söylemek zorundayım: yukarıdaki yazılanları sanki her şeyi akademisyenler biliyor ve bu araştırmaları yürütenler bilmiyor cinsinden yorumlamak doğru olmaz. Sorulması gereken şudur: Araştırmaları yürütenler neredeyse ilgili her ders kitabında bile bulunabilecek bu temel araştırma ilkelerine neden sadık kalmıyorlar? Benim cevabım şu: kimse hesap sormadığı için. Bakıyorsunuz A şirketi G referandumunu yorumluyor, sonuç neredeyse şirket tahminlerinin tam tersi çıkıyor, neden böyle oldu diye soruyorsunuz, “anketör kaynaklı” vb. diye cevap veriyor (aslında kota örneklemi kullandığı için olduğunu söylemiyor), sonra bir bakıyorsunuz takip eden seçimde, “enn” bilinen kanalda baş-bilen kişi olarak takım elbisesi ile oturuyor. Bir kişi de kalkıp hesap sormuyor, “yahu siz hala niye buradasınız?” diye…

Peki mevcut durumu anlamak için saha araştırmaları dışında başka seçenekler var mı?

Evet var. Özellikle seçim geçmişi daha geriye doğru uzanan ülkelerde, makro seviyede farklı iktisadi, sosyal siyasi değişkenler kullanan modeller ile bu tahminler yapılabiliyor. Son zamanlarda benim de içinde yer aldığım bir grup araştırmacı bu modelleri Türkiye gibi ülkelerde de uygulamaya başladı.

Türkiye gibi ülkelerde bu çalışmalar seçim sonuçlarının kestirimde ne kadar başarılı?

Eğer başarıdan seçim sonuçlarının bilinmesini kastediyorsak, Türkiye’de bu modelin çok başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. Örneğin 2011 seçim sonuçlarını 2010 yılından tahmin etmeye çalışan model (bakınız http://bit.ly/1NxYBqr) raporladığı hata sınırlarında, yani yüzde 10 civarı yanıldı: Model AKP oyunu yüzde 39 raporluyordu ama bildiğiniz gibi AKP yüzde 49 oy aldı. Bu örneği özellikle veriyorum. Denilebilir ki “yüzde 10 şaşan modele ne gerek var, bunu böyle bir model kurmadan da neredeyse herkes söyleyebilir.” Bu argüman doğru olmasına doğru ama, dikkat edilmesi gereken başka bir nokta var. Bu bilimsel bir model olduğundan neyi nasıl yaptığını, hangi veriyi kullandığını detay detay anlatmaktadır ve dolayısıyla hataları bulunabilir ve geliştirilebilir. Nitekim öyle de oldu, 2008 makro verilerini kullanarak 2009 yerel seçimlerinde AKP’nin oyunu benzer bir şekilde tahmin eden diğer bir modelde (bakınız http://bit.ly/1B0G97e) hata payı ortalama yüzde 4.5’a kadar indi. Aynı modeli 2013 yılında 2012 verileriyle 2014 seçiminde AKP’nin kazanıp kaybedeceği illeri tahmin etmek için çalıştırdığınızda ise 81 ilin 69’unda doğru tahmin elde ediyorsunuz.

Peki 2015 için benzer bir çalışmanız var mı?

Var, alternatif modeller üzerinde çalışıyorum, ama buradaki okuyucuyu teknik hesap kitap vb. işiyle bunaltmamak ve benzer çalışmalar ile ilgili basitçe fikir vermek için sadece yerel seçimlerinin bağımsız değişken olarak kullanıldığı, tam anlamı ile bir model olmayan, çok temel bir örnek vermek isterim. Gene devam etmeden önce belirtmem gereken birkaç husus var. Dediğim gibi aşağıdaki öngörü ekonometrik açıdan tam bir model olarak nitelendirilemez. Eğer okuyucular bu tip bir modellerin neye benzediğini merak ediyorlarsa yukarıda referanslanan çalışmalara bakabilirler. Buradaki amacım daha çok şu soruyu yanıtlamak: kamuoyu araştırmaları dışında elimizde bulunan verileri ve teorik yaklaşımları kullanarak önümüzdeki seçimler hakkında bir öngörü yapabilir miyiz? Düzgün yapılmış bir saha çalışmasının gücünün bu tip modellere üstünlüğünü teslim ediyorum. Ama gene de seçimler ile ilgili “müneccimlik” yapmak yerine, bir öngörü oluşturmak adına böylesi “fikir jimnastiklerinin” faydalı olduğunu da düşünüyorum. Gene teslim ediyorum ki aşağıdaki öngörünün bilimsel açıdan geliştirilebilecek birçok yanı var: yerel ve genel seçimler arasındaki endojenlik sorunu, zaman serisi kullanılmadan tek bir seçim ile öngörünün hazırlanmış olması, monte carlo ve/veya bootstrapping istatistiki tekniklerin kullanılmamış olması ilk akla gelenler. Özetle aşağıdakilerin “gelecekten haber veren” bir metinmiş gibi değil, konu üzerinde “makul, daha tam olgunlaşmamış bir anlama çabası” olarak okunması daha uygun olur diye düşünüyorum.

Peki yerel seçim verileri genel seçimlerin kestirimi için kullanılması ne kadar uygun?

Sadece ve kendi başına olmasa da Türkiye’deki yerel seçimlerin genel seçimlerin önemli bir göstergesi olduğu bilinmektedir. İstatistiki yöntemler ile hesaplandığında yerel seçimlerin genel seçimlerdeki değişimin yarısından fazlasını açıkladığı (Adjusted R2=.514) görülür. Konu ile ilgili teorik argüman için ise yukarıda referans verilen çalışmalara göz atılabilir.

Bu öngörünün hesaplamaları nasıl yapıldı?

Basit bir şekilde 2014 yerel seçiminde il bazında alınan oy sayılarını, sanki genel seçimde verilmiş gibi D’hont sistemini kullanarak bölüştürdüm. Çalışmanın verisine http://bit.ly/1HZLOyE adresinden erişilebilir. D’hont hesabı için ise http://icon.cat/util/elections adresindeki uygulama kullanıldı.

Screen Shot 2015-04-21 at 6.14.49 PM

Son seçimde Hatay’da ve Ankara’da özellikle kendini gösteren, yerel seçimlerdeki adayların partileri aşan nitelikleri, güçleri ve bilinilirlikleri bu öngörünün gücünü etkilemez mi?

Etkiler. Ancak bu etki, tek ve sadece bir partinin lehine çalışmadığı için, genel yaklaşımda bir sorun yaratmaz. Bu durum ancak tek yönlü ve tek bir partiye yarasaydı, başka bir hesap yapılması gerekirdi.

Genel seçimlerde baraj var, yerel seçimlerde ise yok. Bu durum hesaplamalara nasıl yansıdı?

Hal böyle olduğundan iki senaryo oluşturdum. Birincisi HDP’nin barajı geçmesi durumu diğeri ise HDP’nin baraj altı kalması durumu. Burada bir önemli açıklama yapmak gerekiyor: HDP’nin barajı geçtiği senaryodaki hesaplama HDP’nin oyunu %10’un üstüne taşıdığını ama bu artışın çıkardığı sandalye sayısını etkilemediğini varsayıyor. Bir örnek vermek gerekirse, 5 milletvekili çıkartan A şehrini düşünelim ve bu şehirde HDP oylarını %6 dan %9 a çıkarsın. Bu durumda kuvvetle muhtemel HDP hala 5 milletvekilinden birini alamayacaktır, ancak bu artış yurt çapındaki %10 barajını geçmeye yarayacaktır. Bu durumda HDP’nin oyunu arttırdığı ile bağlı olarak, modelin hesapladığı 44 milletvekilinde belli bir miktar (6-8 arası) artış olabilir. Ancak tekrar belirtmek gerekir bu artış HDP’nin oyunu ancak seçmen sayısının çok fazla olduğu büyükşehirlerde arttırması ile mümkün olur.

HDP’nin baraj altı kalması durumunda modelin hesapladığı 44 sandalye, diğer partilere nasıl dağılıyor?

4’ü CHP’ye, 2 si MHP’ye (Iğdır ve Mersin) kalan 38’i ise AKP’ye geçiyor.

Her iki senaryoda da hükümetin güvenoyu alması hangi koşullara bağlı?

Meclis iç tüzüğü Madde 125 “Başkanlık, 276 milletvekili güvensizlik oyu kullandığı takdirde, Bakanlar Kuruluna güvensizlik oyu verildiğini, aksi halde Bakanlar Kurulunun güvenoyu aldığını bildirir” der. İkinci senaryoda AKP için bir sorun görünmüyor. Ancak birinci senaryoda modelin belli bir miktar yanılacağını da dikkate alırsak bir koalisyon hükümeti muhtemel görünüyor. Ayrıca AKP açısından ikinci senaryo da çok iç açıcı değil zira parti başkanlık tartışmasını referanduma götürecek olan 330 sayısına da ulaşamıyor.

İlk senaryo gerçekleşir ve AKP güvenoyu alacak çoğunluğu sağlayamazsa AKP ile HDP koalisyon yapar mı?

Bil(e)miyorum. En azından bu soruya bilimsel nitelikte bir yanıt vermek mümkün değil. Benim için konu hakkındaki yazılan çizilenler gazeteci spekülasyonlarından veya pembe ve/veya siyah hayallerden öteye gitmiyor. Ancak kasaptaki ete soğan doğramamakta fayda vardır, boşu boşuna gözünüz yanabilir.

*Yazının çeşitli aşamalarında öneri, eleştiri ve sorularıyla katkıda bulunmuş, Emine Deniz, Ayda Erbal, Emre Erdoğan ve Onur Yavuz’a teşekkürlerimle.

** Emre Toros http://www.atilim.edu.tr/~etoros/

4 Responses to “Ne Seninle, Ne Sensiz: Seçimler, Kamuoyu Araştırmaları ve Ötesi*”

  1. allahtan bagzilari bagirip cagirmadan sakince hakikati ariyor hala, akliniza saglik…

  2. Sorunlu bir çalışma. Bir kere, “2014 yerel seçiminde il bazında alınan oy sayıları” deniyor, ne oyu, ne sayısı? 2014 yerel seçimleri öncesinde büyükşehir kanununda yapılan bir değişikliğin ardından, büyükşehir statüsündeki illerde il genel meclisleri kaldırıldı ve bu illerde büyükşehir mücavir alan sınırları il sınırına kadar genişletildi. Yine bu illerdeki bütün köyler mahalleye dönüştürüldü, kasaba belediyeleri lağvedildi. Son olarak, bu illerin ilçelerinde yaşayan tüm vatandaşlar ilçe belediyesi için oy kullanmaya başladı. 2014 yerel seçimleri öncesinde partilerin ülke çapındaki performanslarını il genel meclisi seçimi üzerinden ölçmek mümkün iken 2014 yerel seçimleri ile birlikte bu imkan ortadan kalktı. Siyasi partilerin ülke çapındaki oy oranlarını hesaplamak için, büyükşehirlerde üç farklı seçim sonucunu kullanan üç farklı yöntem ortaya çıktı. Bunlar:

    1. Büyükşehirlerde büyükşehir belediye başkanlığı seçimi, diğer şehirlerde il genel meclisi seçimi.
    2. Büyükşehirlerde (ilçe) belediye meclisi seçimi, diğer şehirlerde il genel meclisi seçimi.
    3. Büyükşehirlerde ilçe belediye başkanlığı seçimi, diğer şehirlerde il genel meclisi seçimi.

    Bu çalışmada, bu yöntemlerden hangisi kullanıldığı belli değil. Daha da vahimi, siyasi partilerin oy oranlarının, büyükşehirlerde oyların nasıl hesaplandığına göre farklı sonuçlar verebileceği diye bir problemin varlığından bile haberdar olunduğunu sanmıyorum.

    Yerel seçimler öncesinde bu probleme dikkat çeken çeşitli kişi ve anket firmaları oldu. Bunların başında GENAR geliyor. Yerel seçim sonrasında, yukarıdaki bu yöntem farklılıkları, kendisini partilerin oy oranlarında %2ye varan farklar olarak gösterdi. Nitekim bu yöntemlerden birine göre Ak Parti’nin oyları %45 iken diğerine göre %43’te kaldı.

    Bu konuda blogumda bir yazı yazmıştım:

    http://iradeimilliye.blogspot.com.tr/2014/08/ak-partinin-yerel-secimlerdeki-oyu-43.html

    • Merhaba Şevket,
      Bu yazının aslında iki amacı var: Birincisi Türkiye’deki kamuoyu araştırmaları üzerine bazı noktalara dikkat çekmek, ikincisi ise alternatif yaklaşımların mümkün olabileceği hakkında okuyucuyu bilgilendirmek. Yazının birçok yerinde belirtildiği gibi ikinci kısımdaki öngörü bilimsellik iddiasında olmayan erken bir fikir jimnatiği niteliğinde. Dolayısıyla yazıya bu perspektiften yaklaşmanın daha yerinde olacağını düşünüyorum. “Ne oyu, ne sayısı” sorunuzda haklısınız, daha açık olarak “büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi için verilen oylar, diğer illerde ise il genel meclisi için verilen oylar kullanılmıştır” şeklinde yazılsa daha uygun olurdu.

Trackbacks

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: