İHD İstanbul Şubesi, Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon üyeleri, Sevak Şahin Balıkçı’nın öldürülmesiyle ilgili 12 Mayıs Perşembe günü, Genel Kurmay Başkanlığı aleyhinde suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Açıklamada “Askerliğini yapmakta olan bir gencin diğer bir askerin silahından çıkan kurşunla öldürülmesinde, bunun için uygun koşulların doğmasına izin verdikleri için, Sevak Şahin Balıkçı’nın üstleri de sorumludur” denildi.
Yıldırım Türker: Asker Sevag’a ne oldu?
Bir gencin daha ölüsü geldi asker ocağından. Ve biz onun da ölümünün ardındaki gerçekler üstüne hiçbir zaman aydınlatılmayacağız.
Sevag Balıkçı’nın bir kaza sonucu, üstelik yakın arkadaşı tarafından vurulmuş olduğu bilgisiyle yetinmek zorundayız.
Aksi, TSK’nın geleneğinde yok. TSK, halka malumat değil, talimat verir. Biliriz.
Bir Ermeni gencin, 24 Nisan günü kaza sonucu hayatını kaybettiği hikâyesi, resmi devlet ideolojisinin 24 Nisan 1915’te başlatılmış olan Ermeni soykırımı hakkındaki gözükara inkâr politikasını unutarak inanabileceğimiz bir şey değil elbet.
Devamı için bkz: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1048713&Yazar=YILDIRIM+T%DCRKER&Date=09.05.2011&CategoryID=97
IHD’nin Sevak Şahin Balıkçı’nın öldürülmesiyle ilgili yaptığı basın açıklaması
Sevak Şahin Balıkçı, askerlik yapığı Batman’ın Kozlu ilçesine bağlı Gümüşgörgü Jandarma karakolunda 24 Nisan 2011’de vurularak öldürüldü.Ailesine “en yakın arkadaşıyla şakalaşırken kaza kurşunuyla” vurularak hayatını kaybettiği bildirildi.Ancak açıklamalar çelişkiliydi. Sonradan Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sevak çit ören grupta yer alırken, “badi”si tel örgü yapanların başında nöbet tutuyordu. “Badi”nin silahının ateş alması sonucu Sevak karın bölgesine isabet eden bir kurşunla hayatını kaybemişti.
Oysa Balıkçı ailesinin Avukatı Cem Halavurt, olay yerinde yaptığı inceleme ve görüşmelerinin ardından, Sevak’ı vuran askerin üstlerinin silahını doldurması emrini vermeleri için geçerli bir nedenin olmadığını açıkladı. Zaten daha önce Sevak’ın sözlüsü, olayın kaza olduğuna inanmadığını, karakolda 50 lira çalındığını, suçun Sevak’ın üzerine atıldığını, bir uzman çavuşun Sevak’ı dövdüğünü, Sevak’ın bu olaya ilişkin komutanlarına bir şikayet dilekçesi verdiğini, baskı üzerine dilekçesini geri çekmek zorunda kaldığını, birliğindeki ülkücüler tarafından rahatsız edildiğini anlatıyor. Sözlüsü Sevak’ın bu bilgileri kendisiyle paylaştığını, kendisinin de, terhisine az bir zaman kalmışken olayın üstüne gitmemesini söylediğini aktarıyor. Bu bilgiler basında yer aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yalanladı.
One Hundred Years of Abandonment
By Ayda Erbal and Talin Suciyan
The Armenian Weekly
April 2011 Magazine
The history of the Ottoman Armenians in the 19th century[1] is a history of great promises but also of greater abandonment. More than 200 Ottoman-Armenian intellectuals who were arrested the night of April 24, 1915 and the two weeks that followed possessed the damning knowledge that they were left alone. Zohrab’s Unionist friends, with whom he had dined and played cards, would choose not to stop his assassination. But abandonment will not abandon the Armenians. The survivors in the camps of Mesopotamia were alone, as were those hiding in the secluded mountains or villages of Anatolia. And those who survived through conversion or forced concubinage were left alone not only in the summer of 1915, but also in the hundred years that have followed.
Confiscation and Colonization: The Young Turk Seizure of Armenian Property
Ugur Ungor
“Leave all your belongings—your furniture, your beddings, your artifacts. Close your shops and businesses with everything inside. Your doors will be sealed with special stamps. On your return, you will get everything you left behind. Do not sell property or any expensive item. Buyers and sellers alike will be liable for legal action. Put your money in a bank in the name of a relative who is out of the country. Make a list of everything you own, including livestock, and give it to the specified official so that all your things can be returned to you later. You have ten days to comply with this ultimatum.”[1]
—Government promulgation hanged in public places in Kayseri, June 15, 1915.
For more see:



